google-site-verification: google93004a1f8b19e30c.html

İnsanoğlunun en büyük nimetlerinden biri de unutmaktır. Unutmadığımızı düşünelim: Ölüm mesela. İnsan öleceğini sürekli unutur. Çevremizde vuku bulan vakalar da dâhil bize ölümü hatırlatmaz. Ta ki bir yakınımızı kaybedene kadar…

Çok değer verdiğim bir büyüğümü geçtiğimiz Cuma günü kaybettim. Cuma sabahı gelen bir telefondan sonra elim ayağım boşaldı, bir his kapladı içimi. Gökyüzü açıktı hani o sabah evden çıkarken, bir anda grileşti. Aslında Mevlana ile tanıştığım günden beridir ölüm dediğimiz olguya bakışım farklılaşmıştı fakat ölüm nedeni Covid 19 olunca o olgunlukla yaklaşamadım.

Cenaze töreni falan yok… Belediye tarafından tüm işlemler yerine getiriliyor ve vefat eden kişi herkesten farklı yere defnediliyor. Defin işlemi de tabutla yapılıyor ki belli bir zaman sonra yakınları aile kabristanına yahut başka bir yere nakil yapabilsinler diye.

Hasıl kelam yazamadım pazar yazımı. Baktım olacak gibi değil Avrupa Birliği sürecimizi yazmak yerine içimden gelenleri dökeyim de rahatlayayım dedim.

Sosyal medyada çılgınlık hakim olmaya başladı. Telegram vb mesajlaşma uygulamalarında da şahit oldum. Aşıya karşıyız, teste karşıyız, maskeye karşıyız falan da filan. Benim aşı konusunda derin şüphelerim olmakla beraber tedbir konusunda kesinlikle taviz verilmemesini savunuyorum.

Bu hastalık laboratuvarda üretilmiş olabilir mi?

“Evet, olabilir.”

Özellikle yaşlı nüfusu azaltmak, kronik rahatsızlığı olanları bertaraf edip dünya nüfusunu kontrol altına almak için bir planın parçası olabilir mi?

“Evet, olabilir.”

Hastalığın laboratuvarda üretildiğini farz edersek aşıya nasıl güveneceğiz?

“Güvenemeyeceğiz.”

Evet,ihtimallerin hepsi birer hakikat. Peki, ne yapmalı?

Aşı yaptırmamak istiyorsak, varsa bir plan bunun amacına ulaşmasını istemiyorsak yapmamız gereken tek şey tedbirli olmak. Takalım maskemizi, fiziksel mesafemize de dikkat ederek işlerimizi görelim. İşimiz bitti mi, doğru evimize geçelim üst baş çıkaralım, asalım balkona ertesi gün yıkanmak üzere. Gözlük, telefon, saat, cüzdan ne varsa dezenfektan ile silelim. Akabinde kişisel hijyenimizi de yaparak güzel bir akşam geçirip bir günü daha salgına yakalanmadan geçirdiğimiz için şükredelim.

***

Zor zamanlardan geçiyoruz… Ekonomimiz toparlanmaya müsait bir yapıdadır. Bunu yüz yıl önce gördük. Yüz yıl önce yapılan reformları yapsak bile başarı kaçınılmazdır. Reform deyince de öyle karmaşık düşüncelere dalmaya gerek yok ki üretelim yeterli. İnşaat sektörümüzün maşallahı var. Biçimsiz çok katlılar yerine fabrika inşasına başlasalar hiç fena olmaz yani.

***

Tedbirler demişken son açıklanan tedbir paketi sağlığımızı korumaya yönelik oldu, iyi de oldu. Ama görmezden gelsek de iki milyonu geçen esnafımızın sağlığını en az Covid kadar tehdit eden ekonomik bir çıkmaz var. Ailelerini falan da hesap edince on milyonu geçen bir nüfusa acilen çare üretmemiz gerek.

***

Müzik… Ruhumuzun gıdası… Pandemi sürecinde ruhumuzu besleyenlere karşı da yapıcı tedbirler getirmezsek ruhumuz beslenemez hale gelecektir. Bu süreçte en büyük zararı gören sınıfların başında belki de onlar geliyor. Çoğu sigortasız ve günlük gelirle geçimini sağlıyor. Biz onların eserlerini dinlerken onları duymazdan geliyoruz. Buradan müzik camiasına seslenmek istiyorum: “Dizileri önümüzdeki haftadan itibaren müziksiz yayınlayalım.” Düşünün Çukur dizisinde Melek Mosso ve Ceylan Ertem’in sesinin olmadığını; Toygar Işıklı’nın efsane müziklerinin yer almadığını. Bütün müzik camiasını bu sessiz çığlığı duyurmaya davet ediyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.