google-site-verification=T_NRWGCX0tEI1Eddjcfchq4TRJe4tbMwaAFf243H1wM

İletişim büyük bir yetenektir

İletişim oldukça önemli bir alan ve iletişim kurmayı becerebilmek de büyük bir beceri. İletişimi iyi kıvıran, insanlara nasıl hitap edeceğini, hangi sözü nerede ve nasıl söyleyeceğini bilmek de büyük bir yetenek. Kimi özellikler eğitimle beraber sonradan da belli ölçüde kazanılabilir olsa da doğuştan, mizaçla birlikte gelen yetenekle farklı bir boyuta taşınır. Yapılan araştırmalar da iletişim becerisinin de, liderlik vasfının da hatırı sayılır bir kalıtsal yönü olduğunu söylüyor. Söylediğim gibi eğitimle her birey bunları sonradan güçlendirebilir ama doğuştan getirip bir de üstüne eğitimle cila atanların becerisi hakikaten dikkat çeker.

Etkileyici bir dil seçmek

Toplumun önde gelen bireyleri de, içinde bulunduğu toplumun kültürel kodları ve halihazırda bulunan konjonktür gereği iletişimi hakkıyla yerine getirebilenler ve liderlik vasfını gösterebilenler olur. Ama dikkatinizi çekmek isterim her toplumun kodları ve normu farklıdır. Dolayısıyla toplumların yapısını bundan bağımsız değerlendiremeyiz. Yaşadıkları ülkelerin ve ülkelerin de ötesinde dünyanın tadını kaçırmış liderler de dahil olmak üzere tüm liderler, iyi iletişim kurmayı ve hedefledikleri kitleleri motive etmeyi başarmışlar tarih boyunca. Her lider hitap ettiği kitlenin büyüklüğü çok da fark etmeksizin, bu motivasyonu sağlamayı başarmıştır bir şekilde. Kullanılan dilin iletisi, alt metni tüm bunlar göründüğünden önemli.

İktidar toplumun dilini değiştiriyor

Ayrıca liderlerin bu konuyu oldukça ciddiye aldıkları, bu konuda derinlemesine çalışmalar yaptırdıkları da sır değil. Fatih’ten tutun Napolyon’a, Hitler’den İdi Amin’e kadar hem mensubu olduğu toplumu hem de dünyayı etkilemiş olan bu isimler nasıl bir dil kullanmaları gerektiği konusunda yoğun çalışmalar yürütüyordu. Hitler’in kurdurduğu Propaganda Bakanlığı; İdi Amin’in sadece ve sadece ona konuşma tavsiyeleri vermek üzere kurdurduğu heyet tüm dünya tarafından biliniyor ve hatta çalışmalara konu ediliyor. Biliyorsunuz son birkaç yıldır bizde de İletişim Başkanlığı epey faal çalışıyor. Çalışıyor ama İletişim Başkanlığı’nın topluma bir hizmeti olmuyor, Propaganda Bakanlığı’nı andırır bir imaj çiziyor kendileri. İktidar işte en başından beri bahsettiğim işi iyi yapıyor, dili iyi kullanıyor hatta toplumun dilini değiştiriyor.

Eyvah eyvah !

Toplumun dili değişiyor demek yanına ek bir açıklama yapma gereğini de doğuruyor. Dil ve zihin öylesine iç içe geçmiş kavramlar ki dilin değişmeye başladığı yerde algı değişir. Algının değişmeye başladığı yerde de meseleleri çözümleme yöntemi değişir. Meseleleri çözümleme yöntemi eğer bizim başımıza geldiği gibi olumsuz yönde değişiyorsa da bu çokça sorunu eteğine tutuşturur ve peşinden getirir koyar önümüze. Farkında mısınız, insanların sokakta birbirine karşı kullandığı sözcükler bile değişti. Gündelik hayatın içinde iletişim kurarken kullandığımız dilin rengi bile karardı. Ben anca değişen nefret dolu siyasi dile alışırken ve bireylerin birbirine karşı kullandığı dil de değişiyor diye efkarlanırken geçtiğimiz günden beri ülkenin gündemine oturan mesele yüzünden kopan tantanaya baktım ve eyvah dedim, eyvah!

Toplumun sağlığını bozuyorsunuz efendiler !

Eyvah dedim çünkü kullanılan bu dil, iktidar tarafından yapılan hummalı çalışma meyvesini vermiş. Toplumun ciddi bir kesimi paranoyaya kapılmış gidiyor, hem de bu paranoya düşündüğümüzden ciddi boyutlara ulaşmış durumda. İktidar, beğenmediği hoşuna gitmediği her eleştiriyi terörist, darbeci veya vesayetçi olarak nitelendirmek konusunda ısrarından hiç vazgeçmedi. Çünkü kavga olmasa, gürültü olmasa, bu toplum barışsa ve bu toplumda birileri sürekli bireylerin arasında kutuplaştırmayı gazlayıp durmasa üretebilecekleri bir siyaset, oluşturabilecekleri bir söylem kalmadı ellerinde. Ahı gitmiş, vahı kalmış 2023 masallarıyla toplumun yüzde kaçını konsolide edebilecekler ? Üretilecek siyaset, oluşturulacak söylem kalmayınca da sürekli birini veya birilerini düşman yaratıp hassasiyetleri olan seçmenleri sürekli rahatsız ederek oyları koruma derdindeler. Bu taktikle de toplumun gerçek sorunlarının gündeme gelmemesini, gelse bile pek ilgi görmemesini hedeflemekteler. Ama kamuoyu araştırma şirketlerinin çalışmalarında ortaya çıkıyor ki bu strateji artık tutmuyor. Tutmadığı gibi bu toplumun akıl sağlığını bozuyor. Toplumun sağlığını bozuyorsunuz efendiler !

Demokratik bir ülkede iktidar

İktidarda bulunanlar, bireylerin talep ve dilekleri çerçevesinde politikalarına yön vererek devleti toplumun beklentilerine göre yönetmekle yükümlü devlet memurlarıdır. Özellikle tekrar etmek istiyorum; iktidarda bulunanlar, bireylerin talep ve dilekleri çerçevesinde politikalarına yön vererek devleti toplumun beklentilerine göre yönetmekle yükümlü devlet memurlarıdır. Tabii ki her siyasi parti, iktidarda bulunsun veya bulunmasın; tüm siyasi partiler hedefledikleri topluma dair önerilerini paylaşabilirler. Gerçekleşmesini istedikleri hayallerini topluma açıklayabilirler. Ama devletin sahibiymiş gibi sapkın bir anlayışa bulanıp devletin getirdiği güç üzerinden zorla toplumu dizayn etmeye kalkamazlar. Hiçbir iktidar, demokrasiyi savunan hiçbir iktidar bunu yapmaz hatta yapmaya teşebbüs dahi etmez. Çünkü demokrasiyi içselleştiren, demokrasiyi yerleşik bir gelenek haline getiren tüm iktidarlar bilirler ki; oturuyor oldukları koltuklar kendilerine sadece emanettir. O koltukların sahibi oy veren vatandaşlardır. Vatandaşlar, kendilerine ait olan o koltukları toplumu daha iyi yöneteceğine inandığı devlet memurlarına emanet ederler sadece. Demokratik ülkelerde, iktidarlar böyle çalışırlar; böyle çalışamazlarsa da sandıkla görevden azledilirler ve emaneti başkalarına teslim ederler.

Ne darbesi, şaka mı yapıyorsunuz ?

Toplumun sağlığını bozanlar, işte bu iktidar tanımına uyuyor mu uymuyor mu ? Bu sorunun yanıtını siz yüreğinizi dinleyerek kendinize verin lütfen. Şimdi akıl sağlığına iktidar eliyle zarar verilmiş, sistematik olarak paranoyaya itilmiş, olmayan düşmanlardan korkar hale getirilmiş bu toplum hiçbir sorun yokmuş gibi 104 emekli amiralin açıkladığı bir bildiriyi konuşuyor. Bildirinin değerlendirilmesi bitmiş, tükenmiş değil. Önceki yazımda bahsettiğim yeni kabine mevzusunu da andırmıyor değil hani. Televizyonlarda kendisini siyasi analist olarak tanımlayan koca koca insanlar, saatlerdir hiç es vermeden 104 emekli amiralin açıkladığı bir bildiriyi konuşuyor. Dedim ya dil ve zihin düşünüldüğünden yakın bir ilişki içindedir diye. Dil, zihinsel bir sürecin ürünü olsa da; kullanılan dil, zihnin dünyaya bakışını etkileyebilir. İşte iktidar tarafından algılarının ayarlarıyla oynanmış azımsanamayacak bir kitle oturmuş 104 amiralin darbe bildirisi yayınladığını ciddi ciddi iddia ediyor.

Bildiriyi okumuşsunuzdur diye düşünüyorum, bir Dilbilimci adayı olarak soruyorum; bu bildirinin neyinden darbe iması çıkardınız ?

Daha sonra da sadece bir genç olarak soruyorum; bu ülkede darbe olması mümkün mü ?

104 Emekli amiralin yayınladığı bir açıklamadan darbe tehlikesini nasıl sezebiliyorsunuz ?

104 Emekli amiralimiz, hiçbir siyasi ve bürokratik gücü olmayan amiralimiz size neyle darbe yapacak ?

Ne darbesi efendim, neyin darbesi ? Şaka mı yapıyorsunuz, bizimle eğleniyor musunuz ?

Devleti, parti devleti haline getirip tarafsız olması gereken tüm devlet kurumlarını amigolarınızla doldurdunuz. Devleti bir partinin teşkilatına dönüştürdünüz. Bundan ala darbe mi olur ?

Cidden akli melekelerimizin sınandığı günlerdeyiz, olup bitenleri tarif edemeyeceğim bir şaşkınlıkla takip ediyorum.

Devlet kabartmalarından bu devletin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk kaldırıp atıldı.

Cumhuriyetimizin en saygın kurumlarının başında gelen ordumuza tarikat mensupları dolduruldu.

Boğazlardaki egemenlik hakkımızın teminatı olan Montrö Sözleşmesi’nin kaldırılması gündeme geldi.

Harp Okulları’na din kisvesi altında, devlete çökme sevdasına düşmüşlerin temsilcileri buyur edildi.

Ömrünü bu devlete hizmet etmekle geçiren 104 emekli amiral de bu içler acısı duruma sessiz kalamayıp gayet anlaşılır bir bildiri yayınladı ve ortada bir gerekçe yokken darbeci olmakla itham ediliyorlar.

İçlerinde siyasi görüş olarak hiç katılmadıklarım var, çok doğal.

Ama bu devlete senelerce hizmet etmiş, bu ülkenin egemenlik haklarını canı pahasına savunmuş olan 104 emekli amiralimizin maruz kaldığı muameleyi inanın kabul edemiyorum.

Ömrünü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bağımsız varlığına ve vatanın bölünmez bütünlüğüne adamış olan 104 emekli amiralimizin maruz kaldığı muamele, kendi fikrimi söylüyorum; zevzekliktir.

Bildirinin içeriği eleştirilebilir, bildirinin saati ve yöntemi eleştirilebilir hepsi pekala mümkün ama ömrünü bu vatana adamış 104 emekli amiralimizi yayınladıkları bir metin için darbecilikle, zevzeklikle, hainlikle suçlamak ayıptır, hem de çok ayıptır.

Bu ayıp da ancak, darbe çığırtkanlığından ekmek çıkarmaya çalışırken devletin tüm kurumlarını FETÖ’ye peşkeş çekip sonra bu topluma devletini sokaklardan kanla toplayacak duruma düşüren yetmezmiş gibi cumhuriyet değerlerinin, insan haklarının tamamına darbe indiren garip kafalara yakışırdı ama onları artık öyle çok şaşırmıyorum, şaşıramıyorum ne yazık ki.

Onlara şaşırmıyorum, şaşırmıyorum da zevzeklik edenlere şaşırmaktan da kendimi alamıyorum doğrusu.

Karşısında durduğumuz bu dili, bu zevzekliği yakıştıramadım. Hiç olmadı, hiç yakışmadı, hiç...

Suni gündemler havada zevzek zevzek uçuşa dursun, biz gerçekleri konuşmaktan vazgeçmeyelim.

Yoksulluğu…

İşsizliği…

Açlığı…

Umutsuzluğu…

Yokluğu…

Zevzekliği bırakalım biz, gerçekleri konuşalım.

Gerçekleri konuşalım, gerçekleri…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.