Selçuk Özdağ
Köşe Yazarı
Selçuk Özdağ
 

Saray ilk Defa Savunmada

128 milyar dolar meselesi siyasette bütün dengeleri değiştirdi. İktidar çırpınıyor, çırpınıyor ama bir türlü toplumu ikna edecek bir izah tarzı bulamıyor. Şimdiye kadar iktidar suçluyor, muhalefet kendisini savunuyordu. Muhalefet HDP, FETÖ, darbecilik gibi ithamlara cevap vermekten iktidarı eleştirmeye vakit bulamıyordu. Ama artık her şey değişti, uzun zamandır savunmada olan iktidar, suçlayan ise muhalefet. Başka bir ülkede olsa bu kriz on tane hükümeti götürürdü. Bu az bir para değil, bir milletin kaderini etkileyebilecek kadar büyük bir para. 2000 yılı krizi bir nevi finans kriziydi. Birkaç bankanın içinin boşaltılması ülkeyi felaketin eşiğine getirdi. Bankalar iflas etti, piyasalar çöktü, döviz katlanılamayacak kadar pahalılaştı, faizler tavan yaptı. Oysa o tarihlerde götürülen para 128 milyarın beşte biri bile değildi. ANASOL-M hükümeti öyle gitti. AKP'yi de iktidara o kriz getirdi. Şimdi daha büyük bir krizle boğuşuyoruz. Üstelik bu milletin bütün varlıkları, zenginlikleri satılmasına, varlık fonu üzerinden rehin verilmesine rağmen. Şu sıralar Kanal İstanbul ile 3. köprü için Çinlilerle pazarlık yapıldığı konuşuluyor. Sata sata bir ülke düzlüğe çıkabilir mi? Bunlar kapitülasyonların güncellenmiş biçimidir. Bu hızla giderse birkaç yılda millete ait hiç bir varlık kalmayacak. Demokrasiler, yapamayanın bıraktığı, yapabilenin geldiği rejimlerdir. Bunu denetleyecek olan halktır. Ancak demokrasilerin tek denetim mekanizması halk değildir. Yargı da bir denetim mekanizmasıdır. Yargının işlevsizleştiği yerde her türlü kanunsuzluk mümkün hale gelir. Ekonomik kriz biraz da demokrasi krizidir, yargının siyasallaştırılması krizidir. Denetimsizlik krizidir. Yargı görevini yapabilseydi, 128 milyar dolar öyle kolayca harcanabilir miydi? Yargı görevini yapabilse hep aynı firmalara ihale verilebilir miydi? Yargı görevini yapabilse milleti soyup soğana çeviren garantili yollar, tüneller, Şehir Hastaneleri olur muydu? Yargı görevini yapabilse kutu kutu dolarlar, Rıza Zarrab'lar olur muydu? Bunların hiç biri olmazdı. Son skandal, belediyeler üzerinden yapılan insan kaçakçılığı. İktidar bunun üzerine gideceğine diğer partileri de bu işe karıştırmaya çalıştı. Sonunda ne oldu, muhalefetin bu işe bulaşmadığı, kaçakçılığın bir AKP Belediyelerinin klasiği olduğu ortaya çıktı. Türkiye'nin ciddi bir restorasyona ihtiyacı var. AKP'nin son on yılı bir devlet nasıl soyulurun örnekleri ile dolu. Bugün 5-6 maaş birden alan yandaş bürokratları konuşuyoruz, bir de her birinin birkaç şirketi olan vekiller, bakanlar var. Onlar üzerinden yapılan usulsüz ticaretler var. Yarın bu şirketler mercek altına alındığında nasıl bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız görülecektir. Bütün bir vatan sathını ticari rant aracı görme zihniyeti ülke kaynaklarını çarçur etti. Geldiğimiz nokta ortada. Bu yapılanları ne din kabul eder, ne insanlık. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Vatandaş yüce dinimizin toplumun gözlerini bağlamak için kullanıldığını görüyor. Soygun, gösterişli camiler yaparak gizlenemiyor. Krizin sebebi bu yönetim tarzıdır, bitmesi de ancak bu zihniyetin iktidarı kaybetmesine bağlıdır. Muhalefet susmamalı, bu milletin heba edilen her kuruşunun hesabını sormalıdır.                                                                                                             
Ekleme Tarihi: 24 Nisan 2021 - Cumartesi

Saray ilk Defa Savunmada

128 milyar dolar meselesi siyasette bütün dengeleri değiştirdi. İktidar çırpınıyor, çırpınıyor ama bir türlü toplumu ikna edecek bir izah tarzı bulamıyor.

Şimdiye kadar iktidar suçluyor, muhalefet kendisini savunuyordu. Muhalefet HDP, FETÖ, darbecilik gibi ithamlara cevap vermekten iktidarı eleştirmeye vakit bulamıyordu.

Ama artık her şey değişti, uzun zamandır savunmada olan iktidar, suçlayan ise muhalefet.

Başka bir ülkede olsa bu kriz on tane hükümeti götürürdü. Bu az bir para değil, bir milletin kaderini etkileyebilecek kadar büyük bir para.

2000 yılı krizi bir nevi finans kriziydi. Birkaç bankanın içinin boşaltılması ülkeyi felaketin eşiğine getirdi. Bankalar iflas etti, piyasalar çöktü, döviz katlanılamayacak kadar pahalılaştı, faizler tavan yaptı.

Oysa o tarihlerde götürülen para 128 milyarın beşte biri bile değildi. ANASOL-M hükümeti öyle gitti. AKP'yi de iktidara o kriz getirdi.

Şimdi daha büyük bir krizle boğuşuyoruz.

Üstelik bu milletin bütün varlıkları, zenginlikleri satılmasına, varlık fonu üzerinden rehin verilmesine rağmen. Şu sıralar Kanal İstanbul ile 3. köprü için Çinlilerle pazarlık yapıldığı konuşuluyor. Sata sata bir ülke düzlüğe çıkabilir mi? Bunlar kapitülasyonların güncellenmiş biçimidir. Bu hızla giderse birkaç yılda millete ait hiç bir varlık kalmayacak.

Demokrasiler, yapamayanın bıraktığı, yapabilenin geldiği rejimlerdir. Bunu denetleyecek olan halktır. Ancak demokrasilerin tek denetim mekanizması halk değildir. Yargı da bir denetim mekanizmasıdır. Yargının işlevsizleştiği yerde her türlü kanunsuzluk mümkün hale gelir. Ekonomik kriz biraz da demokrasi krizidir, yargının siyasallaştırılması krizidir. Denetimsizlik krizidir. Yargı görevini yapabilseydi, 128 milyar dolar öyle kolayca harcanabilir miydi? Yargı görevini yapabilse hep aynı firmalara ihale verilebilir miydi? Yargı görevini yapabilse milleti soyup soğana çeviren garantili yollar, tüneller, Şehir Hastaneleri olur muydu? Yargı görevini yapabilse kutu kutu dolarlar, Rıza Zarrab'lar olur muydu? Bunların hiç biri olmazdı.

Son skandal, belediyeler üzerinden yapılan insan kaçakçılığı. İktidar bunun üzerine gideceğine diğer partileri de bu işe karıştırmaya çalıştı. Sonunda ne oldu, muhalefetin bu işe bulaşmadığı, kaçakçılığın bir AKP Belediyelerinin klasiği olduğu ortaya çıktı.

Türkiye'nin ciddi bir restorasyona ihtiyacı var. AKP'nin son on yılı bir devlet nasıl soyulurun örnekleri ile dolu. Bugün 5-6 maaş birden alan yandaş bürokratları konuşuyoruz, bir de her birinin birkaç şirketi olan vekiller, bakanlar var. Onlar üzerinden yapılan usulsüz ticaretler var. Yarın bu şirketler mercek altına alındığında nasıl bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız görülecektir. Bütün bir vatan sathını ticari rant aracı görme zihniyeti ülke kaynaklarını çarçur etti. Geldiğimiz nokta ortada. Bu yapılanları ne din kabul eder, ne insanlık. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Vatandaş yüce dinimizin toplumun gözlerini bağlamak için kullanıldığını görüyor. Soygun, gösterişli camiler yaparak gizlenemiyor. Krizin sebebi bu yönetim tarzıdır, bitmesi de ancak bu zihniyetin iktidarı kaybetmesine bağlıdır. Muhalefet susmamalı, bu milletin heba edilen her kuruşunun hesabını sormalıdır.

                                                                                                            

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.