Selçuk Özdağ
Köşe Yazarı
Selçuk Özdağ
 

Saray İktidarının Sonu

Hiç bir konuda sorumluluk kabul etmeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Her başarısızlıkta sorumluluğu birilerinin üzerine atıp kenara çekiliyor. Sanırsınız ülkeyi onlar değil, başkaları yönetiyor. İcap ettiği zaman kendi kendilerine muhalefet bile yapabiliyorlar. Dışarıdan gelen biri akşam haberlerini izlerken AKP'nin iktidar partisi değil, muhalefet partisi olduğu zehabına kapılabilir. Ekonomi bozulur, suçlu hazırdır, dış güçler. Faizler artar, faiz lobisi diye kimsenin kim olduklarını bilmediği hayali odaklar suçlanır. Dövizin sorumlusu da tabii ki hükümet değil, ABD ve mısır koçanı saçlı Trump'tır. Sorumluluk kabul etmedikten sonra ülke yönetmekten kolay ne var? Daha kötüsü iktidarın hesap vermekten kaçınmasıdır. Muhalefet kaç gündür deprem için toplanan paraların akıbetini soruyor, cevap yok. Daha önce şehit aileleri için toplanan paraların hesabında da  aynı tavır takınılmıştı. Siz istediğiniz kadar demokrasilerin en önemli rüknü şeffaflık ve hesap verilebilirliktir deyin, hesap veren olmadıktan sonra bunun en küçük bir önemi olmaz. İşsizlik fonunda toplanan milyarları ise hiç söylemiyorum. Bütün bunlar demokratik bir ülkede olabilecek şeyler midir? Üzücü olan sadece hesap vermekten kaçmak değil, ülke sorunlarını anlama ve çözüm yolları bulma kapasitesinin giderek yok olmasıdır. Bunun en bariz göstergesi Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın konuşmasına piyasaların gösterdiği tepkidir. Bakan her konuştuğunda döviz ve enflasyon yükseliyor. Niçin? Çünkü toplum bu iktidara güvenini, itimadını kaybetti. Ekonomiyi bu yönetimin düzelteceğine inanmıyor. Onun için muhalefetin eleştirileri gülle gibi tesir bırakıyor. Sn Davutoğlu ve Akşener konuştukça iktidar biraz daha sallanıyor. Bu partilerin yükselen oy grafiği vatandaşın iktidardan umut kestiğini, yeni bir siyasete doğru evrildiğini gösteriyor. Keşke böyle olmasaydı diyeceğim ama bu keşkelerle olabilecek bir şey değil. Ülkeyi doğru yöneteceksiniz, adaletten demokrasiden, vazgeçmeyeceksiniz, ehil olanları bir tarafa atıp bürokrasiyi vasıfsız insanlarla doldurmayacaksınız. Siz ne yaptınız, kör bir sadakati beraber olmanın yegâne ölçüsü haline getirdiniz. En küçük uyarıları bile düşmanca bir tutumla karşıladınız. Vatandaşı kaybetmeye başladığınızı anladığınız an muhalif partilerin içine el attınız. Milletin desteğinde ısrar etmek yerine ali cengiz oyunlarına baş vurdunuz. Ama takke düştü kel göründü. Bundan sonrası yoktur. Ağır hasar almış bir iktidarı hiç bir güçlendirme ile ayakta tutamazsınız. Bu iktidar süresince sadece ekonomik yönden kaybetmedik, daha büyük kayıp toplumla devlet, insanla insan ve toplum arasındaki ilişkinin zedelenmesidir. Suçlayarak, kutuplaştırarak susturma mantığı toplumda yıllarca onarılmayacak çatlaklara neden oldu. Dini politikanın bir enstrümanı haline getirmek, din toplum ilişkilerini bozdu. Yapılan her hata dindarlığın zarar hanesine yazıldı. Kurucu değerler bir bir tahrip edildi. Gelecek iktidarlara onlarca yıl onarılamayacak bir enkaz bırakıldı. Garantili ihalelerle bir milletin gelecek çeyrek asrı ipotek altına alındı. Hala kimse bu ihalelerin içeriğini bilmediği gibi, gerçek ortaklarının, paydaşlarının kim veya kimler olduğunu da bilmiyor. Bundan sonra geçen her dakika Türkiye'nin biraz daha iflasına, biraz daha içinden çıkılmaz bir sarmalın içine düşmesine neden olacaktır. Kurtuluş, yüksek ahlak sahibi, adil, demokrat kadroların iş başına gelmesindedir. Türkiye'nin bunu yapacak kadroları da gücü de vardır. Yeter ki gecikmeyelim.
Ekleme Tarihi: 04 Kasım 2020 - Çarşamba

Saray İktidarının Sonu

Hiç bir konuda sorumluluk kabul etmeyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Her başarısızlıkta sorumluluğu birilerinin üzerine atıp kenara çekiliyor. Sanırsınız ülkeyi onlar değil, başkaları yönetiyor. İcap ettiği zaman kendi kendilerine muhalefet bile yapabiliyorlar. Dışarıdan gelen biri akşam haberlerini izlerken AKP'nin iktidar partisi değil, muhalefet partisi olduğu zehabına kapılabilir.

Ekonomi bozulur, suçlu hazırdır, dış güçler.

Faizler artar, faiz lobisi diye kimsenin kim olduklarını bilmediği hayali odaklar suçlanır.

Dövizin sorumlusu da tabii ki hükümet değil, ABD ve mısır koçanı saçlı Trump'tır.

Sorumluluk kabul etmedikten sonra ülke yönetmekten kolay ne var?

Daha kötüsü iktidarın hesap vermekten kaçınmasıdır. Muhalefet kaç gündür deprem için toplanan paraların akıbetini soruyor, cevap yok. Daha önce şehit aileleri için toplanan paraların hesabında da  aynı tavır takınılmıştı. Siz istediğiniz kadar demokrasilerin en önemli rüknü şeffaflık ve hesap verilebilirliktir deyin, hesap veren olmadıktan sonra bunun en küçük bir önemi olmaz. İşsizlik fonunda toplanan milyarları ise hiç söylemiyorum. Bütün bunlar demokratik bir ülkede olabilecek şeyler midir?

Üzücü olan sadece hesap vermekten kaçmak değil, ülke sorunlarını anlama ve çözüm yolları bulma kapasitesinin giderek yok olmasıdır. Bunun en bariz göstergesi Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın konuşmasına piyasaların gösterdiği tepkidir. Bakan her konuştuğunda döviz ve enflasyon yükseliyor. Niçin? Çünkü toplum bu iktidara güvenini, itimadını kaybetti. Ekonomiyi bu yönetimin düzelteceğine inanmıyor. Onun için muhalefetin eleştirileri gülle gibi tesir bırakıyor. Sn Davutoğlu ve Akşener konuştukça iktidar biraz daha sallanıyor. Bu partilerin yükselen oy grafiği vatandaşın iktidardan umut kestiğini, yeni bir siyasete doğru evrildiğini gösteriyor.

Keşke böyle olmasaydı diyeceğim ama bu keşkelerle olabilecek bir şey değil. Ülkeyi doğru yöneteceksiniz, adaletten demokrasiden, vazgeçmeyeceksiniz, ehil olanları bir tarafa atıp bürokrasiyi vasıfsız insanlarla doldurmayacaksınız. Siz ne yaptınız, kör bir sadakati beraber olmanın yegâne ölçüsü haline getirdiniz. En küçük uyarıları bile düşmanca bir tutumla karşıladınız. Vatandaşı kaybetmeye başladığınızı anladığınız an muhalif partilerin içine el attınız. Milletin desteğinde ısrar etmek yerine ali cengiz oyunlarına baş vurdunuz. Ama takke düştü kel göründü. Bundan sonrası yoktur. Ağır hasar almış bir iktidarı hiç bir güçlendirme ile ayakta tutamazsınız.

Bu iktidar süresince sadece ekonomik yönden kaybetmedik, daha büyük kayıp toplumla devlet, insanla insan ve toplum arasındaki ilişkinin zedelenmesidir. Suçlayarak, kutuplaştırarak susturma mantığı toplumda yıllarca onarılmayacak çatlaklara neden oldu. Dini politikanın bir enstrümanı haline getirmek, din toplum ilişkilerini bozdu. Yapılan her hata dindarlığın zarar hanesine yazıldı. Kurucu değerler bir bir tahrip edildi. Gelecek iktidarlara onlarca yıl onarılamayacak bir enkaz bırakıldı. Garantili ihalelerle bir milletin gelecek çeyrek asrı ipotek altına alındı. Hala kimse bu ihalelerin içeriğini bilmediği gibi, gerçek ortaklarının, paydaşlarının kim veya kimler olduğunu da bilmiyor. Bundan sonra geçen her dakika Türkiye'nin biraz daha iflasına, biraz daha içinden çıkılmaz bir sarmalın içine düşmesine neden olacaktır. Kurtuluş, yüksek ahlak sahibi, adil, demokrat kadroların iş başına gelmesindedir. Türkiye'nin bunu yapacak kadroları da gücü de vardır. Yeter ki gecikmeyelim.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.