Selçuk Özdağ
Köşe Yazarı
Selçuk Özdağ
 

DEVLETİ SAHİPLENMEK, DEVLETİN SAHİBİ OLMAK

Devlet bölünme kabul etmeyen bir aygıttır. Güçler ayrılığı devletin tecezzi kabul etmeyen tabiatına aykırı düşmez. Güçler ayrılığı tecezzi değil bir nevi görev paylaşımı, devletin farklı güçlerle dengelenmesi demektir. Bu bakımdan devlet tecezzi kabul etmeyen bir aygıttır derken güçler arasındaki rol paylaşımını kast etmiyorum. Kastım  devletin sahibi olmak, onu ele geçirmek, tek bir hiyerarşinin yerine farklı hiyerarşilerin devreye girmesidir. İbn-i Haldun bir ülkede farklı asabiyelerin çatışmasını devletin parçalanma süreci olarak görür. 15 Temmuz'da ve öncesinde olanlar elbette asabiyelerin çatışması değildi. Asabiyelerden söz edebilmek için alt kimliklerin çatışmasının söz konusu olması gerekir. Bu öyle bir şey değil, FETÖ'nün yaptığı devlet hiyerarşisine alternatif bir devlet içi hiyerarşi ortaya koyarak onu işlevsiz hale getirmek yerine kendi hiyerarşisini ikame etmekti. Bazıları FETÖ ihanetinden hareketle bütün tarikat ve dini yapılanmaları aynı kategoriye sokmak istiyor. Bu yanlıştır. Bir dini veya ladini cemiyet alternatif bir devlet tasavvurunu devreye sokmak için paralel bir hiyerarşi ve devleti ele geçirme gayreti içinde olmadıkça faaliyetleri legal kapsamda değerlendirilebilir. Aladağ'da yanan evlatlarımız üzerinden koparılan fırtına biraz da onlara acımaktan ziyade onların trajedisi üzerinden dini, manevi yapıları tasfiye etmek içindir. Eleştiriler bu tip yapıların denetlenmesi, şeffaflaşması, kontrol edilmesi için yapıldığında bir anlam ifade eder. Aksi takdirde bu bağcıyı dövmek anlamına gelir. FETÖ hiç bir zaman şeffaf bir örgüt olmadı. Baştan beri devlete odaklandı. TSK'da örgütlenen bir yapının -demokratik bir siyaset tasavvuru- içinde olduğu düşünülemez. Burada devlete sahip çıkmakla devlete sahip olmak arasındaki farkı da iyi anlamak lazım. Her devlet diyenin aslında devlete sahip çıkmadığını onun sahibi olmak için bu şekilde hareket ettiğini 15 Temmuz tecrübesi bütün çıplaklığı ile ortaya koydu. TSK'da örgütlenen bir yapı adı ne olursa olsun darbe amacı güttüğü anlamına gelir. Nitekim son noktada FETÖ'de bunu yapmıştır. Sözün özü bütün renkleriyle bu ülkede yaşayan herkesin devlet aygıtı içinde olmaya hakkı vardır. Ama hiç bir grubun, tarikatın, cemaatin bunu devletin sahibi olma noktasına getirmeye hakkı yoktur. Devletin tarikatlaşması, cemaatleşmesi devletin bölünmesi demektir. 15 Temmuz bize bu tip yapıların dikkatle denetlenmesi gerektiğini göstermiştir. Bir defa daha başımızın ağrımasını istemiyorsak hiç bir kolektif yapıyı denetimsiz bırakmamalıyız.
Ekleme Tarihi: 13 Aralık 2016 - Salı

DEVLETİ SAHİPLENMEK, DEVLETİN SAHİBİ OLMAK

Devlet bölünme kabul etmeyen bir aygıttır. Güçler ayrılığı devletin tecezzi kabul etmeyen tabiatına aykırı düşmez. Güçler ayrılığı tecezzi değil bir nevi görev paylaşımı, devletin farklı güçlerle dengelenmesi demektir.

Bu bakımdan devlet tecezzi kabul etmeyen bir aygıttır derken güçler arasındaki rol paylaşımını kast etmiyorum. Kastım  devletin sahibi olmak, onu ele geçirmek, tek bir hiyerarşinin yerine farklı hiyerarşilerin devreye girmesidir. İbn-i Haldun bir ülkede farklı asabiyelerin çatışmasını devletin parçalanma süreci olarak görür.

15 Temmuz'da ve öncesinde olanlar elbette asabiyelerin çatışması değildi. Asabiyelerden söz edebilmek için alt kimliklerin çatışmasının söz konusu olması gerekir. Bu öyle bir şey değil, FETÖ'nün yaptığı devlet hiyerarşisine alternatif bir devlet içi hiyerarşi ortaya koyarak onu işlevsiz hale getirmek yerine kendi hiyerarşisini ikame etmekti.

Bazıları FETÖ ihanetinden hareketle bütün tarikat ve dini yapılanmaları aynı kategoriye sokmak istiyor. Bu yanlıştır. Bir dini veya ladini cemiyet alternatif bir devlet tasavvurunu devreye sokmak için paralel bir hiyerarşi ve devleti ele geçirme gayreti içinde olmadıkça faaliyetleri legal kapsamda değerlendirilebilir. Aladağ'da yanan evlatlarımız üzerinden koparılan fırtına biraz da onlara acımaktan ziyade onların trajedisi üzerinden dini, manevi yapıları tasfiye etmek içindir. Eleştiriler bu tip yapıların denetlenmesi, şeffaflaşması, kontrol edilmesi için yapıldığında bir anlam ifade eder. Aksi takdirde bu bağcıyı dövmek anlamına gelir.

FETÖ hiç bir zaman şeffaf bir örgüt olmadı. Baştan beri devlete odaklandı. TSK'da örgütlenen bir yapının -demokratik bir siyaset tasavvuru- içinde olduğu düşünülemez.

Burada devlete sahip çıkmakla devlete sahip olmak arasındaki farkı da iyi anlamak lazım. Her devlet diyenin aslında devlete sahip çıkmadığını onun sahibi olmak için bu şekilde hareket ettiğini 15 Temmuz tecrübesi bütün çıplaklığı ile ortaya koydu. TSK'da örgütlenen bir yapı adı ne olursa olsun darbe amacı güttüğü anlamına gelir. Nitekim son noktada FETÖ'de bunu yapmıştır.

Sözün özü bütün renkleriyle bu ülkede yaşayan herkesin devlet aygıtı içinde olmaya hakkı vardır. Ama hiç bir grubun, tarikatın, cemaatin bunu devletin sahibi olma noktasına getirmeye hakkı yoktur. Devletin tarikatlaşması, cemaatleşmesi devletin bölünmesi demektir. 15 Temmuz bize bu tip yapıların dikkatle denetlenmesi gerektiğini göstermiştir. Bir defa daha başımızın ağrımasını istemiyorsak hiç bir kolektif yapıyı denetimsiz bırakmamalıyız.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.