Selçuk Özdağ
Köşe Yazarı
Selçuk Özdağ
 

Demokrasi ve Eşitlik

Gelişmiş ülkelerin neredeyse tamamı demokratik yönetimlere sahip ülkeler. Çünkü demokrasi din, vicdan, düşünce ve fikir özgürlüğüne alabildiğine geniş alan sunan bir sistem. İnsanlar yeteneklerini ancak özgür ortamlarda sergileyebilirler. Özgürlüğün olmadığı yerde insan köledir. Totaliter yönetimler düşünmekten, üretmekten korkan insanlar üretir. İstisnai olarak Çin gibi otoriter bir yönetimle kalkınan ülkeler de vardır. Ama bu istisnadır ve bir genel hükmün temeli olamaz. Kalkınmayı fert başına düşen milli gelirle ölçerseniz buna kalkınma diyebilirsiniz. Ancak bu, kalkınmayı insanın cebindeki para ile ölçen bir kriterle olaylara bakmak demektir. İnsan sadece cebindeki para ile mutlu olmaz. Önünü göremiyor, yarınına güvenle bakamıyor, her an bir korku içinde yaşıyorsa cebinizin ne kadar şişkin olduğunun önemi yoktur. Kalkınma sadece parayla ölçülemez! Bu bizim medeniyet telakkimize de aykırıdır. Demokrasi şeffaflığı, denetlenebilirliği esas alan bir rejimdir. Demokratik devlette, devletin her eylemi hukukla kayıtlıdır, keyfilik yoktur, sürpriz yoktur, her şey öngörülebilirdir. Kimse nereye gidiyoruz sorusunu sormaya gerek görmez, çünkü demokrasi dışı arayışlar kimsenin aklına gelmez. Seçimler rejimi değiştirmek için değil, yönetenleri değiştirmek için yapılır. Kimse demokrasiyi gizli ajandasını gerçekleştirmek için bir fırsat olarak görmez. Bugün bu iklimden giderek uzaklaşıyoruz. Müslümanlığı despotluk, başkalarına hayat hakkı tanımama, farklı olanı susturma, bir şeyhe bağlanır gibi bir siyasetçiye veya yöneticiye bağlanma olarak görenler var. Daha kötüsü, bir insanın peşinden giderken bunu bir fikir veya düşünceye hizmet olarak  görmek. Bu ülkenin siyasal İslamcısı aslında İslamcı olmaktan ziyade Erdoğancı, milliyetçisi milliyetçi olmaktan çok Bahçelicidir. Böyle olunca da fikir ve düşünce hatta dini değerler ikinci planda kalmaktadır. Dünya çapında fikir veya sanat adamı yetiştiremeyişimizin arkasında da siyasete hakim olan bu şeyh-mürit ilişkisi vardır.Bu ilişki biçiminde mürit edilgen bir varlıktır,asla siyasi şeyhine rağmen bir fikir serdedemez. Partilerin ufku liderlerin kapasitesi ile sınırlıdır. Kişiye odaklı siyaset anlayışı zamanla kişi kültüne neden olmakta, o kişiyi de güç zehirlenmesine itmektedir. Güçle zehirlenen insan artık kendini yanılmazlık mevkiinde görür ve danışmayı kendi egosuna karşı bir eksiklik sayar. Kült olmak onu buyurgan, otoriter, kibirli bir hüviyete büründürür. Kendini kainatın merkezi olarak gören biri de nefsini aşan bir düşünce serbestisine izin vermez. Lider kültü parti içi demokrasinin de, parti dışı demokrasinin de zehiridir. Bugün bir demokrasi sorunumuz varsa işte nedenlerinden biri budur. Giderek susan, konuşamayan, ülke kaynaklarının nereye harcandığını soramayan bir topluluk haline gelmemizde bu kültün büyük etkisi vardır. Demokrasi bir eşitler düzenidir. Ancak halkı ile kendini eşit düzlemde görenler ülke demokrasisine katkıda bulunabilirler. Kendinde doğa üstü güçler gören  veya ilahi bir görevlendirme vehmi taşıyanlar bu eşitliğe asla razı olmazlar. Halkın yukarısında bir yerde olduklarını düşünerek toplumu güdülmesi gereken bir yığın olarak görürler. İslam dünyası bu tiplerle doludur. Din ve kültür olarak demokrasiye yatkın olmasına rağmen İslam dünyasının tiranların elinde inlemesinin sebebi budur. Demokrasi herkes eşittir der, totaliterizm halkla yönetenler eşit değildir, der. Bu bakımdan demokrasiden vazgeçmek aslında birey olmaktan vazgeçip teba olmayı seçmek demektir.  
Ekleme Tarihi: 27 Temmuz 2020 - Pazartesi

Demokrasi ve Eşitlik

Gelişmiş ülkelerin neredeyse tamamı demokratik yönetimlere sahip ülkeler. Çünkü demokrasi din, vicdan, düşünce ve fikir özgürlüğüne alabildiğine geniş alan sunan bir sistem. İnsanlar yeteneklerini ancak özgür ortamlarda sergileyebilirler. Özgürlüğün olmadığı yerde insan köledir. Totaliter yönetimler düşünmekten, üretmekten korkan insanlar üretir.
İstisnai olarak Çin gibi otoriter bir yönetimle kalkınan ülkeler de vardır. Ama bu istisnadır ve bir genel hükmün temeli olamaz. Kalkınmayı fert başına düşen milli gelirle ölçerseniz buna kalkınma diyebilirsiniz. Ancak bu, kalkınmayı insanın cebindeki para ile ölçen bir kriterle olaylara bakmak demektir. İnsan sadece cebindeki para ile mutlu olmaz. Önünü göremiyor, yarınına güvenle bakamıyor, her an bir korku içinde yaşıyorsa cebinizin ne kadar şişkin olduğunun önemi yoktur. Kalkınma sadece parayla ölçülemez! Bu bizim medeniyet telakkimize de aykırıdır.
Demokrasi şeffaflığı, denetlenebilirliği esas alan bir rejimdir. Demokratik devlette, devletin her eylemi hukukla kayıtlıdır, keyfilik yoktur, sürpriz yoktur, her şey öngörülebilirdir. Kimse nereye gidiyoruz sorusunu sormaya gerek görmez, çünkü demokrasi dışı arayışlar kimsenin aklına gelmez. Seçimler rejimi değiştirmek için değil, yönetenleri değiştirmek için yapılır. Kimse demokrasiyi gizli ajandasını gerçekleştirmek için bir fırsat olarak görmez.
Bugün bu iklimden giderek uzaklaşıyoruz. Müslümanlığı despotluk, başkalarına hayat hakkı tanımama, farklı olanı susturma, bir şeyhe bağlanır gibi bir siyasetçiye veya yöneticiye bağlanma olarak görenler var. Daha kötüsü, bir insanın peşinden giderken bunu bir fikir veya düşünceye hizmet olarak  görmek. Bu ülkenin siyasal İslamcısı aslında İslamcı olmaktan ziyade Erdoğancı, milliyetçisi milliyetçi olmaktan çok Bahçelicidir. Böyle olunca da fikir ve düşünce hatta dini değerler ikinci planda kalmaktadır.
Dünya çapında fikir veya sanat adamı yetiştiremeyişimizin arkasında da siyasete hakim olan bu şeyh-mürit ilişkisi vardır.Bu ilişki biçiminde mürit edilgen bir varlıktır,asla siyasi şeyhine rağmen bir fikir serdedemez. Partilerin ufku liderlerin kapasitesi ile sınırlıdır. Kişiye odaklı siyaset anlayışı zamanla kişi kültüne neden olmakta, o kişiyi de güç zehirlenmesine itmektedir. Güçle zehirlenen insan artık kendini yanılmazlık mevkiinde görür ve danışmayı kendi egosuna karşı bir eksiklik sayar. Kült olmak onu buyurgan, otoriter, kibirli bir hüviyete büründürür. Kendini kainatın merkezi olarak gören biri de nefsini aşan bir düşünce serbestisine izin vermez. Lider kültü parti içi demokrasinin de, parti dışı demokrasinin de zehiridir. Bugün bir demokrasi sorunumuz varsa işte nedenlerinden biri budur. Giderek susan, konuşamayan, ülke kaynaklarının nereye harcandığını soramayan bir topluluk haline gelmemizde bu kültün büyük etkisi vardır.
Demokrasi bir eşitler düzenidir. Ancak halkı ile kendini eşit düzlemde görenler ülke demokrasisine katkıda bulunabilirler. Kendinde doğa üstü güçler gören  veya ilahi bir görevlendirme vehmi taşıyanlar bu eşitliğe asla razı olmazlar. Halkın yukarısında bir yerde olduklarını düşünerek toplumu güdülmesi gereken bir yığın olarak görürler. İslam dünyası bu tiplerle doludur. Din ve kültür olarak demokrasiye yatkın olmasına rağmen İslam dünyasının tiranların elinde inlemesinin sebebi budur. Demokrasi herkes eşittir der, totaliterizm halkla yönetenler eşit değildir, der. Bu bakımdan demokrasiden vazgeçmek aslında birey olmaktan vazgeçip teba olmayı seçmek demektir.
 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.