Selçuk Özdağ
Köşe Yazarı
Selçuk Özdağ
 

Akıl Tutulması

Bir defa şu gerçeği vurgulamak lazım: 10 Büyükelçi şu şu adamları bırakından ziyade, AİHM kararına uyun, imzanızın gereğini yapın dediler. Aynı sonuçları yaratsa da ikisi aynı şey değil. Direk şu kişileri bırakın demekle AİHM kararlarına uyulmasını istemek arasında dağlar kadar fark var. Günümüzde uluslararası sistemin devamı uluslararası hukukun uygulanmasına bağlı. Atılan imzaların icapları yerine getirilmediği takdirde ortada ne düzen kalır, ne de karşılıklı güven. Kaç gündür bir bardak suda fırtına koparılıyor, içişlerimize müdahale ediliyor denilerek ucuz tarafından milliyetçilik yapılıyor. Argoda men dakka dukka diye bir tabir var. Mevcut durum bu tabire çok uyuyor. Çok değil dört yıl önce Rıza Zarrab için ABD'ye nota vermemiş miydik? İktidar hemen her zeminde ABD'yi eleştiriyor, Zarrab'ın iadesini istiyordu. Bugün 10 Büyükelçi'nin talebi de bundan çok farklı değil. Bugün yanlış bulduğunuzu dün kendiniz yapıyorsanız buna kimseyi inandıramazsınız. Siz yaparsanız başkaları da yapar. Keza, FETÖ'cülerin iadesi için Avrupa ülkelerine neler neler söylendi. Haksız değildiniz ama 10 Büyükelçinin açıklaması da farklı değil. Mesele şu, siyaset ilkeler üzerine yapılmayınca bir süre sonra ölçüsüz bir faaliyete dönüşüyor. Bunca çelişkinin arkasında bir duruş etiğinin olmaması yatıyor. Bu tip konulara Kavala veya Demirtaş'ın kişilikleri üzerinden bakarsanız doğru bir politika üretemezsiniz. Doğru olan, ülke menfaatleri açısından olaylara bakmak, bize kaybettirecek duygusal tepkiler vermemektir. Onun için sayın Cumhurbaşkanının 10 Büyükelçinin Persona Non Grata ilan edilmesi ile ilgili talimatı bırakınız muhalefeti kendi cenahından bile doğru karşılanmadı. Düne kadar ona methiye düzenler bile bu çıkışı çok fevri, yanlış ve zararlı bulduklarını söylediler. 20 yıldır iktidarda olan bir siyasetçinin böyle bir hataya düşmemesi gerekirdi. Siyaset bir kişinin kudretine bağlanınca işte böyle arızalar ortaya çıkabiliyor. Arızadan kastım, rasyonelliğin duygusallığa feda edilmesidir. Büyükelçileri gönderdiniz diyelim bu Türkiye'nin hangi problemini çözecek. Hayat pahalılığını durduracak mı? Ya da beklediğiniz gibi gündemi değiştirmeye yetecek mi? Düşman kazanarak, önüne geleni itekleyerek bir ülke nereye kadar gidebilir? Toplum olarak gür bir sesle yanlışa yanlış demediğimiz müddetçe bu tip hissi çıkışlar çoğalarak devam edecektir. Peki ne yapılmalı? Türkiye, hangi dünyanın parçası olursa olsun imzasına sadık bir devlet olmalıdır. Demirtaş'ın durumu malum, kimse hikaye anlatmasın, bu kişi birçok beyan ve açıklaması ile şiddet teşvikçiliği yaptı. "Rojavaya girerseniz gök kubbeyi başınıza yıkarız," sözleri hala arşivlerde duruyor. Kim gök kubbeyi başımıza yıkacak? Tabi ki PKK. Türk devletini  PKK Kantonları için tehdit eden bir siyasetçiye masumdur diyebilir misiniz? Ancak prensip olarak mesleği siyaset olanların tutuksuz yargılanmalarından yanayım. Kavala için ise bugüne kadar toplumu ikna edecek deliller, ileri sürülemedi. İktidarın iddiaları ile kimse özgürlüğünden mahrum edilemez. İddia makamında savcının yerinde siyasetçi olursa, o ülkede asla adalet gerçekleşmez.Yargı siyasetin kamçısına döner. Çok ciddi bir akıl tutulması ile karşı karşıyayız. Artık ne zaman nasıl bir sürprizle karşılaşacağımızı bilemiyoruz. İktidar gerçeklik duygusunu, sağ duyuyu kaybetti. Keyfilik siyasetin tek muharriki haline geldi. Bu politikalarla devam etmenin imkanı yoktur. Yeniden akıl ve bilgiye dönmek, bu tip keyfilikleri önleyecek mekanizmalara sahip parlamenter sisteme, kuvvetler ayrılığına dönmek zorundayız. Yoksa her gün ayrı bir yanlışa uyanırız.
Ekleme Tarihi: 25 Ekim 2021 - Pazartesi

Akıl Tutulması

Bir defa şu gerçeği vurgulamak lazım: 10 Büyükelçi şu şu adamları bırakından ziyade, AİHM kararına uyun, imzanızın gereğini yapın dediler.
Aynı sonuçları yaratsa da ikisi aynı şey değil. Direk şu kişileri bırakın demekle AİHM kararlarına uyulmasını istemek arasında dağlar kadar fark var.
Günümüzde uluslararası sistemin devamı uluslararası hukukun uygulanmasına bağlı. Atılan imzaların icapları yerine getirilmediği takdirde ortada ne düzen kalır, ne de karşılıklı güven.
Kaç gündür bir bardak suda fırtına koparılıyor, içişlerimize müdahale ediliyor denilerek ucuz tarafından milliyetçilik yapılıyor.
Argoda men dakka dukka diye bir tabir var. Mevcut durum bu tabire çok uyuyor. Çok değil dört yıl önce Rıza Zarrab için ABD'ye nota vermemiş miydik? İktidar hemen her zeminde ABD'yi eleştiriyor, Zarrab'ın iadesini istiyordu. Bugün 10 Büyükelçi'nin talebi de bundan çok farklı değil. Bugün yanlış bulduğunuzu dün kendiniz yapıyorsanız buna kimseyi inandıramazsınız. Siz yaparsanız başkaları da yapar.
Keza, FETÖ'cülerin iadesi için Avrupa ülkelerine neler neler söylendi. Haksız değildiniz ama 10 Büyükelçinin açıklaması da farklı değil.
Mesele şu, siyaset ilkeler üzerine yapılmayınca bir süre sonra ölçüsüz bir faaliyete dönüşüyor. Bunca çelişkinin arkasında bir duruş etiğinin olmaması yatıyor. Bu tip konulara Kavala veya Demirtaş'ın kişilikleri üzerinden bakarsanız doğru bir politika üretemezsiniz. Doğru olan, ülke menfaatleri açısından olaylara bakmak, bize kaybettirecek duygusal tepkiler vermemektir.
Onun için sayın Cumhurbaşkanının 10 Büyükelçinin Persona Non Grata ilan edilmesi ile ilgili talimatı bırakınız muhalefeti kendi cenahından bile doğru karşılanmadı. Düne kadar ona methiye düzenler bile bu çıkışı çok fevri, yanlış ve zararlı bulduklarını söylediler. 20 yıldır iktidarda olan bir siyasetçinin böyle bir hataya düşmemesi gerekirdi. Siyaset bir kişinin kudretine bağlanınca işte böyle arızalar ortaya çıkabiliyor. Arızadan kastım, rasyonelliğin duygusallığa feda edilmesidir.
Büyükelçileri gönderdiniz diyelim bu Türkiye'nin hangi problemini çözecek. Hayat pahalılığını durduracak mı? Ya da beklediğiniz gibi gündemi değiştirmeye yetecek mi? Düşman kazanarak, önüne geleni itekleyerek bir ülke nereye kadar gidebilir? Toplum olarak gür bir sesle yanlışa yanlış demediğimiz müddetçe bu tip hissi çıkışlar çoğalarak devam edecektir.
Peki ne yapılmalı?
Türkiye, hangi dünyanın parçası olursa olsun imzasına sadık bir devlet olmalıdır. Demirtaş'ın durumu malum, kimse hikaye anlatmasın, bu kişi birçok beyan ve açıklaması ile şiddet teşvikçiliği yaptı. "Rojavaya girerseniz gök kubbeyi başınıza yıkarız," sözleri hala arşivlerde duruyor. Kim gök kubbeyi başımıza yıkacak? Tabi ki PKK. Türk devletini  PKK Kantonları için tehdit eden bir siyasetçiye masumdur diyebilir misiniz? Ancak prensip olarak mesleği siyaset olanların tutuksuz yargılanmalarından yanayım. Kavala için ise bugüne kadar toplumu ikna edecek deliller, ileri sürülemedi. İktidarın iddiaları ile kimse özgürlüğünden mahrum edilemez. İddia makamında savcının yerinde siyasetçi olursa, o ülkede asla adalet gerçekleşmez.Yargı siyasetin kamçısına döner.
Çok ciddi bir akıl tutulması ile karşı karşıyayız. Artık ne zaman nasıl bir sürprizle karşılaşacağımızı bilemiyoruz. İktidar gerçeklik duygusunu, sağ duyuyu kaybetti. Keyfilik siyasetin tek muharriki haline geldi. Bu politikalarla devam etmenin imkanı yoktur. Yeniden akıl ve bilgiye dönmek, bu tip keyfilikleri önleyecek mekanizmalara sahip parlamenter sisteme, kuvvetler ayrılığına dönmek zorundayız. Yoksa her gün ayrı bir yanlışa uyanırız.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.