Sitenin solunda giydirme reklam
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Mustafa Yavuz Elbirler
Köşe Yazarı
Mustafa Yavuz Elbirler
 

İstiklal Harbimiz ve Kirli Eller

Olayların arkasında; Kirli eller, dış odaklar, mihraklar, dış destekli-iç merkezli, dış merkezli-iç destekli birileri var. Doğrudur, genellikle böyle söylenir. Görünene bakılıp, görünen görüldüğü gibi değerlendirildiğinde, o, bu, şu veya şunlar, bunlar deriz geçeriz. Der geçeriz de bir türlü meselenin kaynağına inmez, görünenin aldatıcı olduğunu, öyle görülüp değerlendirilmesinin istendiğini bilir veya bilmez, gördüğümüzü gördüğümüz gibi nakletmeye, yorumumuzu katarak, devam ederiz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 29 Ekim 1923 te, zorlu bir mücadelenin ardından kuruldu. Bitti, hasta, yapamaz denilen Yüce Türk Milleti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının önderliğinde canı pahasına, bütün Dünyaya bağımsızlığının milli karakteri olduğunu, zincire vurulamayacağını bir defa daha ispat etmiş idi. Yeni Devlet, özüne dönen milletini, çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmayı temel ilke edinmiş idi.  Bu Milli Eğitim, Ekonomik Bağımsızlık, çalışan, üreten bir nesil ile mümkün olacaktı. Osmanlı-Rus, Balkan, Birinci Dünya Savaşları ve İstiklal Harbi, var olan insan gücünü yormuş, ekonomik kaynakları nerede ise kurutmuş, özellikle Çanakkale ve Sakarya da okumuş insan gücü önemli ölçüde, vatan toprağının muhafazası, topyekûn yok olmamak uğruna şehadet şerbetini içmişler idi. Topyekun kalkınmanın, güçlü olmanın tek şartı, ülkeyi yeniden imar etmek, ülkenin her noktasına ulaşabilmek, fikri hür, vicdanı hür olarak yetişecek nesiller ile, ekonomik bağımsızlığını kazanmak idi. Parola, Yurtta Sulh-Cihanda Sulh idi. Ancak, bizi yok etmek, kutsal vatan topraklarından atmak isteyen güç buna izin vermeyecekti. Musul ve Kerkük bizimdi ki, onlara göre, bizim olmamalı idi. 1926-1939 Doğu isyanları gündeme oturtuldu. Ne zamanki haklarımızdan vazgeçtik, isyanlar durdu. Bütün Doğu Anadolu isyan mı etmişti. Hayır. Devletin yanında karşısındakinde çok ama çok daha fazlası var idi. Sonra, Türkiye ne zaman kalkınma hızını yükseltip, fert başına düşen milli gelirini arttırdı ise içerisi karıştırıldı ve bunları darbeler takip etti 1980 öncesi solcu komünistler ile sağcı Milliyetçi-Ülkücüler savaştılar. Birileri devleti yıkıp yerine Marksist, Leninist, Maoist bir rejim getirme peşinde idi, diğerleri Devleti ve Milletin öz değerlerini koruma mücadelesinde. Sonra, tam toparlanıyor iken, PKK çıktı ortaya, değeri madde ile ölçülemeyecek binlerce insanımızı kaybettik. Hala da kaybediyoruz.  Olmamız gereken yerin çok gerisinde kaldık bu sebeple. Gün geldi, sokak hareketleri tezgahlandı malum güçlerce. Taksim gezi parkında bir siyasi partinin bir milletvekili olayları başlatıyor, sonra başka bir siyasi partinin milletvekilleri, yöneticileri, çıkıyorlar sahneye,  İstiklal Caddesinde olayı başlatıp çekiliyorlar, diğer siyasi partinin milletvekilleri ve yöneticiler, geç kalmanın telaşı ile yer alıyorlar sahnede. Bir siyasi partinin yöneticileri, sürekli Devleti tehdit etmekte, diğeri yangına körükle gitmekte. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat sebepleri ve sonuçları ile unutulmuş. Kuklalar oynuyor, kuklacılar seyrediyorlar. Derken 15 temmuz kalkışması tezgahlanıyor, öyle tezgahlanıyor ki, Türk Milletinin Askeri polisi, sivilleri, bütün kurumları ile karşı durduğu bu alçakla kalkışma üzerinden, zihinler bulandırılmak ta, birileri ortalığı karıştırmaya devam etmekte. Birileri, iktidar partisine muhalefet uğruna, pkk'nın siyasi uzantısına sahip çıkmakta beis görmemekte. Maalesef Türkiye'min karşılaştığı her olumsuzluğu; bir kısım muhalefet adeta sevinç ile karşılamakta, birileri fırsattan istifade, yaptıklarının ve yapmadıklarının hesabını vermek yerine daha çok bölmek için yeni oluşumlar peşinde. Evet İstiklal Harbimiz gerek askeri cephede, gerekse ; milli kültürümüzü, ekonomik bağımsızlığımızı, laik, sosyal, demokratik, hukuk devleti olma vasfımızı korumak ve geliştirmek için devam etmekte. Canım Türkiye’m, aziz ve yüce milletim, Tanrı seni korusun ve yüceltsin.
Ekleme Tarihi: 20 Eylül 2021 - Pazartesi

İstiklal Harbimiz ve Kirli Eller

Olayların arkasında; Kirli eller, dış odaklar, mihraklar, dış destekli-iç merkezli, dış merkezli-iç destekli birileri var. Doğrudur, genellikle böyle söylenir. Görünene bakılıp, görünen görüldüğü gibi değerlendirildiğinde, o, bu, şu veya şunlar, bunlar deriz geçeriz. Der geçeriz de bir türlü meselenin kaynağına inmez, görünenin aldatıcı olduğunu, öyle görülüp değerlendirilmesinin istendiğini bilir veya bilmez, gördüğümüzü gördüğümüz gibi nakletmeye, yorumumuzu katarak, devam ederiz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 29 Ekim 1923 te, zorlu bir mücadelenin ardından kuruldu. Bitti, hasta, yapamaz denilen Yüce Türk Milleti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının önderliğinde canı pahasına, bütün Dünyaya bağımsızlığının milli karakteri olduğunu, zincire vurulamayacağını bir defa daha ispat etmiş idi.

Yeni Devlet, özüne dönen milletini, çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmayı temel ilke edinmiş idi.

 Bu Milli Eğitim, Ekonomik Bağımsızlık, çalışan, üreten bir nesil ile mümkün olacaktı.

Osmanlı-Rus, Balkan, Birinci Dünya Savaşları ve İstiklal Harbi, var olan insan gücünü yormuş, ekonomik kaynakları nerede ise kurutmuş, özellikle Çanakkale ve Sakarya da okumuş insan gücü önemli ölçüde, vatan toprağının muhafazası, topyekûn yok olmamak uğruna şehadet şerbetini içmişler idi.

Topyekun kalkınmanın, güçlü olmanın tek şartı, ülkeyi yeniden imar etmek, ülkenin her noktasına ulaşabilmek, fikri hür, vicdanı hür olarak yetişecek nesiller ile, ekonomik bağımsızlığını kazanmak idi. Parola, Yurtta Sulh-Cihanda Sulh idi.

Ancak, bizi yok etmek, kutsal vatan topraklarından atmak isteyen güç buna izin vermeyecekti. Musul ve Kerkük bizimdi ki, onlara göre, bizim olmamalı idi. 1926-1939 Doğu isyanları gündeme oturtuldu. Ne zamanki haklarımızdan vazgeçtik, isyanlar durdu. Bütün Doğu Anadolu isyan mı etmişti. Hayır. Devletin yanında karşısındakinde çok ama çok daha fazlası var idi.

Sonra, Türkiye ne zaman kalkınma hızını yükseltip, fert başına düşen milli gelirini arttırdı ise içerisi karıştırıldı ve bunları darbeler takip etti

1980 öncesi solcu komünistler ile sağcı Milliyetçi-Ülkücüler savaştılar. Birileri devleti yıkıp yerine Marksist, Leninist, Maoist bir rejim getirme peşinde idi, diğerleri Devleti ve Milletin öz değerlerini koruma mücadelesinde.

Sonra, tam toparlanıyor iken, PKK çıktı ortaya, değeri madde ile ölçülemeyecek binlerce insanımızı kaybettik. Hala da kaybediyoruz.  Olmamız gereken yerin çok gerisinde kaldık bu sebeple.

Gün geldi, sokak hareketleri tezgahlandı malum güçlerce. Taksim gezi parkında bir siyasi partinin bir milletvekili olayları başlatıyor, sonra başka bir siyasi partinin milletvekilleri, yöneticileri, çıkıyorlar sahneye,  İstiklal Caddesinde olayı başlatıp çekiliyorlar, diğer siyasi partinin milletvekilleri ve yöneticiler, geç kalmanın telaşı ile yer alıyorlar sahnede.

Bir siyasi partinin yöneticileri, sürekli Devleti tehdit etmekte, diğeri yangına körükle gitmekte. 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat sebepleri ve sonuçları ile unutulmuş. Kuklalar oynuyor, kuklacılar seyrediyorlar.

Derken 15 temmuz kalkışması tezgahlanıyor, öyle tezgahlanıyor ki, Türk Milletinin Askeri polisi, sivilleri, bütün kurumları ile karşı durduğu bu alçakla kalkışma üzerinden, zihinler bulandırılmak ta, birileri ortalığı karıştırmaya devam etmekte.

Birileri, iktidar partisine muhalefet uğruna, pkk'nın siyasi uzantısına sahip çıkmakta beis görmemekte.

Maalesef Türkiye'min karşılaştığı her olumsuzluğu; bir kısım muhalefet adeta sevinç ile karşılamakta, birileri fırsattan istifade, yaptıklarının ve yapmadıklarının hesabını vermek yerine daha çok bölmek için yeni oluşumlar peşinde.

Evet İstiklal Harbimiz gerek askeri cephede, gerekse ; milli kültürümüzü, ekonomik bağımsızlığımızı, laik, sosyal, demokratik, hukuk devleti olma vasfımızı korumak ve geliştirmek için devam etmekte.

Canım Türkiye’m, aziz ve yüce milletim, Tanrı seni korusun ve yüceltsin.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.