Canboray Soykan
Köşe Yazarı
Canboray Soykan
 

Vasatlığın Bu Kadarı

Görücü usulü gülmüyorduk Şundan 6 sene öncesini düşünüyorum, 2015 yazını. 2015 Yazı benim için, kişisel olarak tatsız geçti. Ama bunun dışında arkadaşlarımızla o günler konuştuğumuz konuları anımsamaya çalışıyorum hatta anımsamanın ötesinde hep birlikte o günleri yad ediyoruz. O günlerde de canımızı sıkan konular olsa da genel olarak mutluyduk, genel olarak keyfimiz yerindeydi. Sorunlar varmış ama ağzımızın tadı yerindeydi, görücü usulü gülmüyorduk. Bu günlerimizin habercisi o yaz… Bahsettiğimiz bu sorunların büyük çoğunluğu da yine ülkenin bize aksettirdiği sorunlardı. Ondan sonra 2016 yazında ülkece büyük acılar yaşadık, iktidar eliyle büyümesine ve devlet kadrolarına çöreklenmesine göz yumulan fundamentalist bir örgütün Atatürk cumhuriyetine darbe yapmaya niyetlenmesine şahitlik ettik. O yaz hep beraber bu günlerimizin habercisi olan OHAL günlerini yaşadık. Biliyor musunuz, daha az gülmüşüz o yaz, daha az gülmüşüz. Kiralık gülüş aradık OHAL kılıcının gölgesinde gittiğimiz 2017 halkoylaması sürecinde insanlar dişlerini gıcırdatmaya, yumruklarını sıkmaya başladı. Koskoca bir ülkenin rejiminin birilerinin kişisel ikballeri uğuruna değiştirilmesi, bu değişikliğin ne kadar tehlikeli olacağını izah etmeye çalıştı birileri; birileri de bu sistemin alamet-i farikası sayesinde ceplerine girecek 2-3 kuruş için şakşakçılık yaptı. Günün sonunda kendi ikballerini düşünenlerle şakşakçılar kazandı, gülüşlerimiz daha da azaldı. Oradan buradan gülüş kiralamaya çalıştık, akmasa da damlar dedik. Kalp kapakçıklarımız sızlamasaydı 2017 Halkoylamasındaki hatayı düzeltebileceğimizi umut ederek, 2018 yazını karşıladık. Gerçekten inanan, gerçekten bu devranın böyle sürüp gitmeyeceğine inanlar olarak bu tarihi hatayı düzeltmeye çalıştık. 24 Haziran seçimleriyle hayallerimizin bileği burkuldu bir kez daha. Gülmedik, gülemedik. Gülemedik çünkü bu sistemin ülkeyi nasıl bir ateşin içine attığını öngörebilenlerdik biz. Keşke biz saçmalamış olsaydık; efendiler de aya çift şeritli yol yapabilmiş olsalardı da biz gülebilseydik. Kalp kapakçıklarımız sızlamasaydı, hep birlikte huzuru bulsaydık. Diktacı kara bulutları savuşturmuştu değişim  Hayallerimizin yaralarına pansumanlar yaparken, 2019 baharı güldürdü bizi. Tüm Türkiye gülüyordu, 1 Nisan 2019 sabahında insanları uzun süreden beri görmediğim kadar mutlu görmüştüm. İnsanlar birbirlerine gülüyor, birbirleriyle şakalaşıyor ve nasıl derin bir nefes aldığından bahsediyordu. Bahsediyordu çünkü herkes görmüştü değişimin ne kadar iyi geldiğini, diktacı kara bulutları nasıl da savuşturduğunu. Sandık darbesini de savuşturduktan sonra, toplum oh çekmeyi başarabildi. Başarabildi ama 404 hatası veren ekonomi yönetimi ve peşinden üstümüze çullanan salgınla birlikte yine kamburlaştı gülüşlerimiz, yine betonlaştı. İktidar ve şakşakçıları hariç herkes mahv-ü perişan Bu öyle bir kambur ki giderek kıvrılıyor, giderek daraltıyor gülüşümüzün iğne deliğini. Özellikle salgın günlerinde, yanlış stratejilerle sürdürülen salgın yönetimi ve artık yerlerde sürüngen olmanın da ötesine geçen ekonomi yönetimi. Hepsinden de beteri hiç kızarmayan yüzlerin arsızlıkları, vatandaşların kafasına pat pat fırlatılan çay paketleri. Memleket her konuda öyle geriliyor, öyle geriliyor, öyle geriliyor ki artık en ufak umut kırıntısından dahi bir sevinç yaratma gayreti içine giriyoruz hep birlikte. Halktan tümüyle kopmuş, toplumdan soyutlanmış bir iktidar ve iktidar şakşakçıları sınıfı dışında kalan herkes mahv-ü perişan. Tükeniyoruz, eriyoruz, bitiyoruz… Yazının başında neden bundan 6 sene öncesine gitme ve 6 seneden bu güne nasıl tükendiğimizi hızlıca izah etmeye çalıştım biliyor muşunuz ? Çünkü bu toplum geçin gülmeyi, ağlıyor yahu ağlıyor ! Farklı çevrelerden, farklı sosyoekonomik arka plana sahip onlarca insanla iletişim halindeyim. Son günlerde kimlerle konuşsam, kimlerle sohbet etsem emanet birkaç kahkahayı saymazsak bildiğiniz somurtuyor ! Koca toplum Somurtkan Şirin’e döndü. Arkadaşlarımla ne zaman sohbet etmeye kalksak, ne zaman iletişim kurmaya kalksak sohbetin sonunda kendimizi yaşadığımız ülkenin geleceği için kaygılanırken buluyoruz. Ve sizi temin ederim ki bu kaygı öyle laf olsun diye bahsettiğim bir kaygı değil. Beni neredeyse 6 senedir, çevremdeki arkadaşlarımın önemli kısmını da özellikle son 2-3 senedir memleketi düşünmeye, memleket için bir işin ucundan tutmaya iten bir kaygı bu. Bir gibi kemik yanlarımıza batan, beyin sapımızı zonklatan bir kaygı bu. Memleket yanıyor, efendim yanıyor ! Yalnız ormanlar, yalnız köyler yanmıyor; memleket topyekun yanıyor ! Bir ülkeyi yöneten insanlar, ülkede olabilecek muhtemel bir afete karşı bu kadar savunmasız ve aciz olabilir ? Neredeyse 20 senedir kesintisiz tek başına iktidar kazanan, daha sonra kökten ülkenin rejimini değiştiren bir yönetim; yangınlara hazırlıksız yakalanabilir mi ? Gece yarısı yangınlar çıkıyor, abuk isimli terörist gruplar Türkiye’yi ateşle diz çöktürdüğünü iddia ederken uluslararası arenada bizi rezil ediyorlar; yerliliği ve milliliği kimseye bırakmayan, kendilerine oy vermeyen herkesi terörist ilan eden çaycılardan çıt çıkmıyor ! Bir kundaklama olup olmadığına dair net bilgi dahi kamuoyuyla paylaşılabilmiş değil. İçişleri Bakanlığı ne yapıyor, MİT ne yapıyor ? Vatandaşın kafasına atmak için yeni çayları mı paketliyorlar acaba ? Vatandaşlar kundaklama ihtimali üzerinde durduğu için afet bölgelerinde silahlanıp nöbet tutmaya başladılar ama çaycılar daha bu felaketin gerçekten kundaklama yüzünden mi yoksa iklim krizi yüzünden mi meydana geldiğini açıklayamıyorlar. Eğer gerçekten bir kundaklama varsa hiç zaman kaybetmeden failleri yakalanmalı ve yargıya teslim edilmeli. Ama bundan önce TBMM olağanüstü toplanıp kundaklamayı terör suçu olarak güncellemeli, güncellemeli ki şayet bir kundaklama hadisesi varsa karışanlar en ağır şekilde cezalandırılabilsin. Eğer kundaklama ve sistematik bir saldırı yoksa da bu korkunç hadisenin sebepleri topluma açıkça anlatılmalı, biz aklı başında hamleler beklerken Cumhurbaşkanı milletin kafasına çay ve oyuncak araba fırlatıyor. Bu toplumun sinirlerini niye dürtüklüyorsunuz ? 20 Senede bir yangın filosu toplamayı akıl edemeyen basiret ve öngörü fakiri iktidarın başındaki zat-ı muhterem yangın bölgesini uçaktan izliyor, uçaktan ! Senin Ejder Meyveli Smoothie götürürken almayı aklından dahi geçirmediğin önlemlerin eksikliği yüzünden, yangın bölgesine su taşımaya çalışırken bir genç ölüyor ! Ölüyor yahu, bunun ötesi berisi var mı ? Senin beceriksizliğin, senin umarsızlığın, senin vasatlığın ve senin işgüzarlığın yüzünden 20’li yaşlarının başında bir genç ölüyor, ölüyor ! Taziye vermek için il başkanlığına getiriyorsunuz gencin ailesini, sizin ar damarınız mı çatladı ? Hiç utanma, kızarma, bozarma, mahcup olma da kalmadı mı hakikaten ? Koskoca bir partinin, koskoca bir yönetimin içinde aklı selim kimse mi kalmadı hakikaten ? Kendiniz AB’den yardım istiyorsunuz daha sonra vatandaşların #helpturkey kampanyasını vatan hainliğiyle itham ediyorsunuz, ya demans olmak ya da son derece arsız olmak lazım ! Koskoca bir ülkeyi, Türkiye Cumhuriyeti gibi bölgesinin öncü güçlerinden olan bir ülkeyi yangın söndürmekten aciz hale getirdiniz ! Bir de utanıp istifa edeceğinize yerde vatandaşlara vatan haini muamelesi yapıyorsunuz, iktidarınız girsin yere. Siz yangını söndüremediğiniz için, siz etkili bir mücadelede bulunamadığınız için insanlar yardım çığlığı atıyor ! İnsanları kendi devletlerine güvenmez, güvenemez hale getirdiniz ! İşte bu sizin eseriniz, sizin Yeni Türkiye aşkınızın meyvesi ! İnsanlar yanıyor, siz bön bön bakıyorsunuz sonra da yardım isteyenleri vatan hainliğiyle suçluyorsunuz; şaka mı yapıyorsunuz siz ? Bu toplumu hasta ettiniz, hasta ! Kimle sohbete girişsek, nereye baksam buram buram keyifsizlik akıyor içimizden. Sadece boş yapıp keyif yapmayı unuttuk artık. Her gün kötü haber, her alanda çürümüşlük, her meselede laçka olan ashaplar… Efendiler, çaycılar, çaycı partinin yöneticileri; biz iyi değiliz, memleket iyi değil ! Mutsuz oluyoruz, hasta oluyoruz. Yeter artık, hakikaten yeter ! İnsanlar yanıyor, zamazingo bakanı belediyeleri suçluyor. Böyle bir afetin ortasındayken bile muhalefete nereden sallasak diye bakıyorsunuz. Bu ülkenin gelmiş geçmiş en beceriksiz, öngörüsüz, görgüsüz, kokuşmuş, başarısız iktidarı olarak hatırlanacaksınız. Bu olan bitenlere de bugün çıkarı için alkış tutanlar, yarın çıkarı için bugün alkışladıkları kadroyu yerden yere vurmakla meşgul olacaklar. Ey Allah’ım, ne kötü bir takımın devrine denk geldi gençliğimiz, ne vasat bir kadronun kahrını çektik böyle biz ! Bu kahrı daha fazla çekecek takatimiz kalmadı, kimsede takat kalmadı. Çay partinin yöneticileri, çay fırlatıp kendileri yerin dibine sokadursun; muhalefet acilen rüzgarı arkasına alsın. Ülke bir afetin ortasında ve iktidar reaksiyon veremiyor. Siyaset kurumu suskun, sessiz. Tüm muhalefet liderleri behemehal bir 'Acil Durum Masası' kurmalı. Bu masada muhalefetin kurmayları, milletvekilleri, belediye başkanları ve ilgili STK temsilcileri hazır bulunmalı. Muhalefet liderleri, bu masayla eşgüdümlü çalışarak kamuoyunu sürekli bilgilendirmeli ve toplumu sakinleştirmeli. Muhalefet, bu sayede ülkede meydana gelen iktidar boşluğunu doldurmalı ve topluma ülkeyi yönetmeye hazır olduğunu artık göstermeli. Çok değil, biraz huzur istiyoruz. Sabır taşı çatladı, un ufak oldu… Tükeniyoruz artık, eriyoruz, bitiyoruz. Bitiyoruz artık, sönüyoruz,sünüyoruz. Vasatlığın bu kadarı hepimize fazla. Hepimize fazla, hepimize…
Ekleme Tarihi: 02 Ağustos 2021 - Pazartesi

Vasatlığın Bu Kadarı

Görücü usulü gülmüyorduk

Şundan 6 sene öncesini düşünüyorum, 2015 yazını. 2015 Yazı benim için, kişisel olarak tatsız geçti. Ama bunun dışında arkadaşlarımızla o günler konuştuğumuz konuları anımsamaya çalışıyorum hatta anımsamanın ötesinde hep birlikte o günleri yad ediyoruz. O günlerde de canımızı sıkan konular olsa da genel olarak mutluyduk, genel olarak keyfimiz yerindeydi. Sorunlar varmış ama ağzımızın tadı yerindeydi, görücü usulü gülmüyorduk.

Bu günlerimizin habercisi o yaz…

Bahsettiğimiz bu sorunların büyük çoğunluğu da yine ülkenin bize aksettirdiği sorunlardı. Ondan sonra 2016 yazında ülkece büyük acılar yaşadık, iktidar eliyle büyümesine ve devlet kadrolarına çöreklenmesine göz yumulan fundamentalist bir örgütün Atatürk cumhuriyetine darbe yapmaya niyetlenmesine şahitlik ettik. O yaz hep beraber bu günlerimizin habercisi olan OHAL günlerini yaşadık. Biliyor musunuz, daha az gülmüşüz o yaz, daha az gülmüşüz.

Kiralık gülüş aradık

OHAL kılıcının gölgesinde gittiğimiz 2017 halkoylaması sürecinde insanlar dişlerini gıcırdatmaya, yumruklarını sıkmaya başladı. Koskoca bir ülkenin rejiminin birilerinin kişisel ikballeri uğuruna değiştirilmesi, bu değişikliğin ne kadar tehlikeli olacağını izah etmeye çalıştı birileri; birileri de bu sistemin alamet-i farikası sayesinde ceplerine girecek 2-3 kuruş için şakşakçılık yaptı. Günün sonunda kendi ikballerini düşünenlerle şakşakçılar kazandı, gülüşlerimiz daha da azaldı. Oradan buradan gülüş kiralamaya çalıştık, akmasa da damlar dedik.

Kalp kapakçıklarımız sızlamasaydı

2017 Halkoylamasındaki hatayı düzeltebileceğimizi umut ederek, 2018 yazını karşıladık. Gerçekten inanan, gerçekten bu devranın böyle sürüp gitmeyeceğine inanlar olarak bu tarihi hatayı düzeltmeye çalıştık. 24 Haziran seçimleriyle hayallerimizin bileği burkuldu bir kez daha. Gülmedik, gülemedik. Gülemedik çünkü bu sistemin ülkeyi nasıl bir ateşin içine attığını öngörebilenlerdik biz. Keşke biz saçmalamış olsaydık; efendiler de aya çift şeritli yol yapabilmiş olsalardı da biz gülebilseydik. Kalp kapakçıklarımız sızlamasaydı, hep birlikte huzuru bulsaydık.

Diktacı kara bulutları savuşturmuştu değişim 

Hayallerimizin yaralarına pansumanlar yaparken, 2019 baharı güldürdü bizi. Tüm Türkiye gülüyordu, 1 Nisan 2019 sabahında insanları uzun süreden beri görmediğim kadar mutlu görmüştüm. İnsanlar birbirlerine gülüyor, birbirleriyle şakalaşıyor ve nasıl derin bir nefes aldığından bahsediyordu. Bahsediyordu çünkü herkes görmüştü değişimin ne kadar iyi geldiğini, diktacı kara bulutları nasıl da savuşturduğunu. Sandık darbesini de savuşturduktan sonra, toplum oh çekmeyi başarabildi. Başarabildi ama 404 hatası veren ekonomi yönetimi ve peşinden üstümüze çullanan salgınla birlikte yine kamburlaştı gülüşlerimiz, yine betonlaştı.

İktidar ve şakşakçıları hariç herkes mahv-ü perişan

Bu öyle bir kambur ki giderek kıvrılıyor, giderek daraltıyor gülüşümüzün iğne deliğini. Özellikle salgın günlerinde, yanlış stratejilerle sürdürülen salgın yönetimi ve artık yerlerde sürüngen olmanın da ötesine geçen ekonomi yönetimi. Hepsinden de beteri hiç kızarmayan yüzlerin arsızlıkları, vatandaşların kafasına pat pat fırlatılan çay paketleri. Memleket her konuda öyle geriliyor, öyle geriliyor, öyle geriliyor ki artık en ufak umut kırıntısından dahi bir sevinç yaratma gayreti içine giriyoruz hep birlikte. Halktan tümüyle kopmuş, toplumdan soyutlanmış bir iktidar ve iktidar şakşakçıları sınıfı dışında kalan herkes mahv-ü perişan.

Tükeniyoruz, eriyoruz, bitiyoruz…

Yazının başında neden bundan 6 sene öncesine gitme ve 6 seneden bu güne nasıl tükendiğimizi hızlıca izah etmeye çalıştım biliyor muşunuz ? Çünkü bu toplum geçin gülmeyi, ağlıyor yahu ağlıyor ! Farklı çevrelerden, farklı sosyoekonomik arka plana sahip onlarca insanla iletişim halindeyim. Son günlerde kimlerle konuşsam, kimlerle sohbet etsem emanet birkaç kahkahayı saymazsak bildiğiniz somurtuyor ! Koca toplum Somurtkan Şirin’e döndü. Arkadaşlarımla ne zaman sohbet etmeye kalksak, ne zaman iletişim kurmaya kalksak sohbetin sonunda kendimizi yaşadığımız ülkenin geleceği için kaygılanırken buluyoruz. Ve sizi temin ederim ki bu kaygı öyle laf olsun diye bahsettiğim bir kaygı değil. Beni neredeyse 6 senedir, çevremdeki arkadaşlarımın önemli kısmını da özellikle son 2-3 senedir memleketi düşünmeye, memleket için bir işin ucundan tutmaya iten bir kaygı bu. Bir gibi kemik yanlarımıza batan, beyin sapımızı zonklatan bir kaygı bu.

Memleket yanıyor, efendim yanıyor !

Yalnız ormanlar, yalnız köyler yanmıyor; memleket topyekun yanıyor !

Bir ülkeyi yöneten insanlar, ülkede olabilecek muhtemel bir afete karşı bu kadar savunmasız ve aciz olabilir ?

Neredeyse 20 senedir kesintisiz tek başına iktidar kazanan, daha sonra kökten ülkenin rejimini değiştiren bir yönetim; yangınlara hazırlıksız yakalanabilir mi ?

Gece yarısı yangınlar çıkıyor, abuk isimli terörist gruplar Türkiye’yi ateşle diz çöktürdüğünü iddia ederken uluslararası arenada bizi rezil ediyorlar; yerliliği ve milliliği kimseye bırakmayan, kendilerine oy vermeyen herkesi terörist ilan eden çaycılardan çıt çıkmıyor !

Bir kundaklama olup olmadığına dair net bilgi dahi kamuoyuyla paylaşılabilmiş değil. İçişleri Bakanlığı ne yapıyor, MİT ne yapıyor ? Vatandaşın kafasına atmak için yeni çayları mı paketliyorlar acaba ?

Vatandaşlar kundaklama ihtimali üzerinde durduğu için afet bölgelerinde silahlanıp nöbet tutmaya başladılar ama çaycılar daha bu felaketin gerçekten kundaklama yüzünden mi yoksa iklim krizi yüzünden mi meydana geldiğini açıklayamıyorlar.

Eğer gerçekten bir kundaklama varsa hiç zaman kaybetmeden failleri yakalanmalı ve yargıya teslim edilmeli. Ama bundan önce TBMM olağanüstü toplanıp kundaklamayı terör suçu olarak güncellemeli, güncellemeli ki şayet bir kundaklama hadisesi varsa karışanlar en ağır şekilde cezalandırılabilsin.

Eğer kundaklama ve sistematik bir saldırı yoksa da bu korkunç hadisenin sebepleri topluma açıkça anlatılmalı, biz aklı başında hamleler beklerken Cumhurbaşkanı milletin kafasına çay ve oyuncak araba fırlatıyor.

Bu toplumun sinirlerini niye dürtüklüyorsunuz ?

20 Senede bir yangın filosu toplamayı akıl edemeyen basiret ve öngörü fakiri iktidarın başındaki zat-ı muhterem yangın bölgesini uçaktan izliyor, uçaktan !

Senin Ejder Meyveli Smoothie götürürken almayı aklından dahi geçirmediğin önlemlerin eksikliği yüzünden, yangın bölgesine su taşımaya çalışırken bir genç ölüyor ! Ölüyor yahu, bunun ötesi berisi var mı ?

Senin beceriksizliğin, senin umarsızlığın, senin vasatlığın ve senin işgüzarlığın yüzünden 20’li yaşlarının başında bir genç ölüyor, ölüyor !

Taziye vermek için il başkanlığına getiriyorsunuz gencin ailesini, sizin ar damarınız mı çatladı ?

Hiç utanma, kızarma, bozarma, mahcup olma da kalmadı mı hakikaten ?

Koskoca bir partinin, koskoca bir yönetimin içinde aklı selim kimse mi kalmadı hakikaten ?

Kendiniz AB’den yardım istiyorsunuz daha sonra vatandaşların #helpturkey kampanyasını vatan hainliğiyle itham ediyorsunuz, ya demans olmak ya da son derece arsız olmak lazım !

Koskoca bir ülkeyi, Türkiye Cumhuriyeti gibi bölgesinin öncü güçlerinden olan bir ülkeyi yangın söndürmekten aciz hale getirdiniz !

Bir de utanıp istifa edeceğinize yerde vatandaşlara vatan haini muamelesi yapıyorsunuz, iktidarınız girsin yere.

Siz yangını söndüremediğiniz için, siz etkili bir mücadelede bulunamadığınız için insanlar yardım çığlığı atıyor !

İnsanları kendi devletlerine güvenmez, güvenemez hale getirdiniz !

İşte bu sizin eseriniz, sizin Yeni Türkiye aşkınızın meyvesi !

İnsanlar yanıyor, siz bön bön bakıyorsunuz sonra da yardım isteyenleri vatan hainliğiyle suçluyorsunuz; şaka mı yapıyorsunuz siz ?

Bu toplumu hasta ettiniz, hasta !

Kimle sohbete girişsek, nereye baksam buram buram keyifsizlik akıyor içimizden.

Sadece boş yapıp keyif yapmayı unuttuk artık.

Her gün kötü haber, her alanda çürümüşlük, her meselede laçka olan ashaplar…

Efendiler, çaycılar, çaycı partinin yöneticileri; biz iyi değiliz, memleket iyi değil !

Mutsuz oluyoruz, hasta oluyoruz.

Yeter artık, hakikaten yeter !

İnsanlar yanıyor, zamazingo bakanı belediyeleri suçluyor.

Böyle bir afetin ortasındayken bile muhalefete nereden sallasak diye bakıyorsunuz.

Bu ülkenin gelmiş geçmiş en beceriksiz, öngörüsüz, görgüsüz, kokuşmuş, başarısız iktidarı olarak hatırlanacaksınız.

Bu olan bitenlere de bugün çıkarı için alkış tutanlar, yarın çıkarı için bugün alkışladıkları kadroyu yerden yere vurmakla meşgul olacaklar.

Ey Allah’ım, ne kötü bir takımın devrine denk geldi gençliğimiz, ne vasat bir kadronun kahrını çektik böyle biz !

Bu kahrı daha fazla çekecek takatimiz kalmadı, kimsede takat kalmadı.

Çay partinin yöneticileri, çay fırlatıp kendileri yerin dibine sokadursun; muhalefet acilen rüzgarı arkasına alsın.

Ülke bir afetin ortasında ve iktidar reaksiyon veremiyor.

Siyaset kurumu suskun, sessiz.

Tüm muhalefet liderleri behemehal bir 'Acil Durum Masası' kurmalı.

Bu masada muhalefetin kurmayları, milletvekilleri, belediye başkanları ve ilgili STK temsilcileri hazır bulunmalı.

Muhalefet liderleri, bu masayla eşgüdümlü çalışarak kamuoyunu sürekli bilgilendirmeli ve toplumu sakinleştirmeli.

Muhalefet, bu sayede ülkede meydana gelen iktidar boşluğunu doldurmalı ve topluma ülkeyi yönetmeye hazır olduğunu artık göstermeli.

Çok değil, biraz huzur istiyoruz.

Sabır taşı çatladı, un ufak oldu…

Tükeniyoruz artık, eriyoruz, bitiyoruz.

Bitiyoruz artık, sönüyoruz,sünüyoruz.

Vasatlığın bu kadarı hepimize fazla.

Hepimize fazla, hepimize…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.