Mustafa Toygar
Köşe Yazarı
Mustafa Toygar
 

Rıfkı ile ekonomiyi tartıştık, haklı kim?

-Sizinkiler neler yapıyor Rıfkı? -Güzel şeyler oluyor abi! -Milleti perişan ettiniz, tuzak kurdunuz buna mı güzel şeyler diyorsun? -Abiciğim size kendimizi bir türlü beğendiremiyoruz, döviz çok yükseldi, Türk Lirası çok değer kaybetti, feryadı-figan eylediniz, dövizi düşürdük lirayı yükselttik yine feryat ediyorsunuz. Asıl siz bunu açıklayın. -Devleti yönetenler (Devlet, milletin tüzel kişiliğidir) milletine tuzak kurar mı? Açıklamalarla, kötü ekonomik yönetim ile kendi atadığınız Merkez Bankası başkanlarını, Maliye Bakanlarını bir yılda 3 defa değiştirerek, nas’dan bahsedip dinipolitikaya alet ederek Dolar’ı 8 liradan, 4-5 ayda 18 liraya çıkartıyorsunuz.Rusya Devlet Başkanı Putin ne demiş biliyor musun; “Merkez Bankamızı bağımsız kılmasaydık Türkiye’nin durumuna düşerdik” Vatandaş üç-beş kuruşluk tasarrufu eriyip yok olmasın diye dövize-altına yatırıyor. Bir akşam Dövize, altına kamikaze dalışı yapıyorsunuz, iki saat içerisinde Dolar 18 liradan 11 liraya, altının gramı 1000 liradan 600 liraya düşüyor. Sosyal medyaya bakıyorum; ‘oh olsun, oh olsun’ nidaları… Tasarrufunu korumak için dövize, altına yönelen vatandaşları iki saatte perişan ediyorsunuz. On bin lira birikimi olanların şimdi altı bin lirası var, yazık değil mi bu insanlara? -Kendi düşen ağlamaz, bak ben Dolarlarımı 17 lirayken bozdurdum. Akıllı olmak gerek değil mi abi? -Akıl senin aklın mı, başkasının aklı mı acaba? Senin gibi mankurtlar genellikle başkasının aklını kullanırlar, bir yerlerden tüyo almışsındır belki de, öyle değil mi Rıfkıcığım? -Abi, bizim aklımız ne ola ki, bizim reisimiz var o ne derse doğrudur. Reisimizi dinleseydin sen de zarar etmezdin, akıl akıldan üstündür derler ya işte o üstün olan reisin aklı, gel sen de bize katıl kazan. Bir de bana sürekli mankurt diyorsun ya üzülüyorum be abi!... -Rıfkıcığım mankurtun ne demek olduğunu bilmiyorsun sen, uzun anlatmayayım, mankurtun en kısa anlamı‘baş’ bildiği kişi tarafındanher istenen şeyi sorgusuzca yapan kişi demektir. Az önce söylediklerine bakınca mankurt sınıfına girmiyor musun?Abdurrahim Karakoç bir şiirinde şöyle diyor: Sormayın kim olduğumu Ben bilmem, liderim bilir Varlığımı yokluğumu Ben bilmem, liderim bilir... Sen de böyle mi düşünüyorsun? -Elbette ben bilmem, liderim bilir. Ne bileyim abi ben mankurtun ne demek olduğunu da bilmem, ‘mankafa’ der gibi söylüyorsun da ona takıldım. -Kendi aklını rafa kaldırıp, başkasının aklını kullanınca aslında biraz öyle de oluyor. Şimdi ben sana başka bir şey sorayım.Tasarrufunu dövize ve altına yatıranlar mı sadece zarar ettiler? -Öyle görünüyor ama onlar da hak ettiler yani!... -O ‘hak ettiler’ sözünü sana yakıştıramadım ya neyse, şimdi iyi dinle, bu anlattıklarımın devamında soru gelecek. Türkiye’nin 2021 yılı ithalatı (Dış alımı) yaklaşık 270 milyar Dolar, ihracatı da 220 milyar Dolar civarında olacak. Yani sattığımızdan çok alıyoruz. Neler alıyoruz, tarım ürünleri; buğday, mısır, nohut, mercimek, pamuk hatta saman. Başka; motor yedek parçaları, alüminyum, telefon, ses-görüntü cihazları, bilgisayar ve yedek parçaları, kâğıt, karton, petrol ürünleri vs. Peki neler satıyoruz; en başta motorlu kara taşıtları, tekstil vs. Türkiye en çok motorlu kara taşıtları satıyor da motor sanayimiz var mı, hayır. Montaj yapıyor satıyoruz. Yani ithalat yapmadan ihracat yapma şansımız yoktur. Üretim ekonomisi diyenler, ithalatı azaltarak ihracatı çoğaltmayı nasıl düşünebilirler. Şimdi milyonlarca esnafı düşün Rıfkı. Bilgisayar ve bilgisayar ürünleri satan bir arkadaşım var, küçük esnaf. Kendini bu arkadaşın yerine koy, sattıkların ithal ürünleri yani dövizle yurt içine giren ürünler. Dolar bir ayda 10 liradan 18 liraya çıkmış, bir ay sonra 25 liraya çıkmayacağının garantisi yok. Aldığın ürünleri dolar kuru karşılığı lirayla alıyorsun, ne yapardın? -Elbette dükkâna biraz mal stoklardım. -Çok doğru, bu gidişle mankurtluktan kurtulacak gibisin Rıfkıcığım. Arkadaşım da senin söylediğini yapmış, 17 Dolar karşılığı 170 bin liralık ürün almış. Ancak Dolar 11 liraya düşünce arkadaşımın aldığı ürünlerinin değeri 110 bin liraya düşmüş, zarar 60 bin lira. Esnafın aşağı-yukarı çoğunun durumu böyledir. Esnafa yazık değil mi Rıfkı? -Ekonominin rayına sokulması için herkes elini taşın altına sokacaktır. Reis, milletin tamahkârlığını test etti biz de sınıfta kaldık diye düşünmek gerekiyor. -Bu ne saçma söz Rıfkı. Milleti çaresiz bırak, dövize- altına yönelt, sonra ters köşe yapıp zarara uğrat ardından bunun adına tamahkârlık de. Bu millete hakarettir bence. Böyle düşünüyorsan, millete nasıl tuzak kurulduğunu da kabul ediyorsun demektir. 20 Aralık 2021 operasyonu ile gördük ki, daha çok orta gelir grubu tasarruf sahibi vatandaşlar zarar etti, milyonlarca orta ve küçük esnaf zarar etti. Şimdi bir de ihracatçı ve ithalatçı şirketlere bakalım, sence onlar da zarar etmişler midir? -Onlar niçin zarar etsinler ki abi? -Sen ihracatçısın, yurt dışına 10 milyon Dolarlık ürün sattın, Dolar kuru 18 liradan 180 milyon Türk Lirası alacakken, dolar kuru 11 liraya düştüğü için aldığın para 110 milyon Türk Lirası.Zararın ne kadar Rıfkı, 70 milyon lira. Çünkü hesabını kurun 18 lira olması üzerine yaptın. Gelelim ithalatçıya. İthalatçı ürün siparişi verdi karşılığında da 18 lira olan Dolar kurundan, TL’ni Dolara çevirdi, sipariş ettiği ürünün parasını belirlenen hesaba aktardı. Ürün, en kısa 15 gün içerisinde eline ulaştı. Şimdi bu vatandaş 18 liraya aldığı ürünü 11 liraya nasıl satsın. O da büyük zararda. Kurdaki bu tür sert yukarı-aşağı hareketler asıl vatandaşı perişan ediyor. Kur yüksek de olsa, stabil halde tutabiliyorsan aşağı-yukarı hareketlerden çok daha iyidir. Dolar, 4 liradan 8.5 liraya çıktı, sonra 5 liraya düştü. Sonra 9.5 liraya çıktı,8 liraya düştü, 18 liraya çıktı ve bugün 11 liraya düştü. Bu tür uygulamalar ancak servet transferine yarar. Birileri kasasını doldururken halk iyice fakirleşir. -Abi herkes mi zararda, hiç kar eden yok mu yani? -Var tabi Rıfkıcığım, bir avuç ballı-kaymaklı börek yiyenler de var tabi!... DÇM’lerle birlikte 85 milyon vatandaşımız perişan olacaktır. Ne diyor Necip Fazıl Kısakürek: “Allah'ın on pulunu bekleyedursun on kul bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa yaşasın kefenimin kefili karaborsa.” -Allah rahmet eylesin. Ama üstad bugün için söylememiş ki… Nedir bu DÇM’ler abi, bilmece gibi konuşuyorsun. -Sizin yeni ekonomik model olarak takdim ettiğiniz, yeni bir finansal alternatif sunuyoruz dediğiniz husus, 1967 de ve 1974 de uygulanan DÇM (Dövize Çevrilebilir Mevduat) hesaplarından başka bir şey değildir. Bu da bir şekilde örtülü ya da dolaylı faizdir. Yalnız sistemin adı biraz değişmiş Döviz Korumalı Mevduat (DKM) olmuş. Sen 4 yıl işletme okumuş birisisin, bunları bilmemene şaşırıyorum doğrusu. Bu sistem 1967 yılında kısa bir süre uygulanıyor, Yurtdışında çalışan vatandaşlarımızın dövizlerini Türkiye’ye çekebilmek için ancak hazineye korkunç bir yük getirince bu uygulamadan vazgeçiliyor. Kaldı ki o yıllarda Türkiye’deki vatandaşın elinde döviz bulundurmanın yasak olduğunu da biliyorsun. Bu sistemle devlet fakirden alıp zengine verecek, bankalarda kuruşu olmayan vatandaşlara büyük yük bindirilecek, fakirler daha da ezilecek. Friedrich Nietzsche bir sözü var;“Zenginler, fakirlere Tanrı'dan başka bir şey bırakmadılar.” Bu sözü şöyle uyarlayabiliriz; “AKP fakirden alıp zenginlere verdi (servet transferi yaptı), fakirlere size de Allah(cc) yeter dedi”Elhak Allah bize yeter de kardeşim, bu kadar haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe de gönlün razı mı? -Abartıyorsun be abi, 85 milyon vatandaş bu sistemden nasıl zarar görüyor anlat da bilelim o zaman. -Şimdi sizinkiler diyor ki; “Dolarını Türk Lirasına çevir, bankaya yatır yüzde 14 faiz al. Doları diyelim ki 10 liradan bozdurdun vade sonunda da Dolar 18 lira oldu, ben sana hazineden bankanın verdiği yüzde 14’ün üstüne Dolar kurundan kaynaklanan farkı ödeyeceğim”diyor. Eğer vatandaş yoğun olarak bu sisteme yönelirse yüzlerce milyar Dolarlık servet fakirden toplanıp zenginlere aktarılmış olmaz mı? Çünkü hazindeki para 85 milyon vatandaşlardan toplanan, vergilerden oluşan milletin parası. El insaf sence bu vicdani mi? -Dolar niçin 18 liraya çıksın ki, reis işini bilir. Dolar’ı nasıl 18 liradan 11 liraya düşürdüyse daha aşağılara da düşürebilir. -Bak güzel kardeşim, Dolar’ı bir liraya dahi çekebilirsin. Şimdi simit Türkiye’de 4 liraya çıkmış, İngiltere’ye simidi 4 Dolara satabilir misin? Yani nasıl ihracat yapacaksın? Enflasyon döviz kurunu artırır, döviz kuru artınca enflasyonu tetikler. Bağımsız kuruluşların yaptığı çalışmalar sonucu Türkiye’nin 2021 enflasyon rakamı yüzde 60’ın üstünde gözüküyor.Döviz kurunu biraz daha aşağılara çekersen ihracatı tıkarsın, cari açık yeni rekorlar kırar. Bu durumda ithalatın da tıkanır. Bir başka husus daha var. Vatandaş Dolarını Türk lirasına çevirdi ve yüzde 14 faizle bankalara yatırdı, enflasyon faizin üstünde olduğu sürece faizin bir anlamı yoktur. Dolar kuru yüzde 14’lük faizden daha fazla artmışsa hazine sana o farkı verecek. Vade sonunda kur artışı kadar bir ödeme yapılacaksa vatandaş niçin Dolarını bozdursun ki. Belki de vade sonunda bir operasyonla Dolar kuru yine düşürülecek. Hâlbuki vadesiz hesapta döviz olarak tuttuğunuz mevduatı en yüksek kur oranından istediğiniz zaman bozdurabilirsiniz. Düzenleme henüz yapılmadı, yapılsın da daha doğru değerlendirebiliriz. -Ben hala DKM (Döviz Korumalı Mevduat) hesabının niçin kötü olduğunu anlayamadım, reis fakiri-fukarayı sever bu nedenle de yanlış bir şey yapacağını sanmıyorum. -Belki de sizin para kodamanları reise operasyon çekiyorlardır. Sana bir soru, sen Merhum Turgut Özal’ı sever miydin? Özal’ın ekonomi konusundaki bilgi ve tecrübesi ile reisinizin bilgi ve becerilerini mukayese eder misin? -Elbette merhum Özal’ı çok severdim, reis de severdi. Özal Türkiye’de ekonomiyi en iyi bilen liderdi, onunla kimseyi mukayese edemem. -Reisinizin yeni bir ekonomik model olarak sunduğu döviz korumalı mevduat ya da dövize çevrilebilir mevduat uygulaması daha önce bahsettiğim gibi ilk defa 1967 de ve 1974’den sonra uygulandı. 1967 de uygulamadan çok kısa süre sonra vazgeçildi. 1974 de bu DÇM uygulamasına tekrar başvuruluyor. Bu sefer hazineye bindirilen yük iyice katmerleniyor. Hazine bu paraları o yıllar ödeyemiyor, vatandaşa borçlanıyor. Daha sonra 80’li yıllarda dönemin Başbakanı Turgut Özal iktidarı tarafından ödeniyor. O zamanki adı DÇM, bugünkü adı DKM olan uygulamayla ilgili Turgut Özal bak neler söylemiş:"84-89 arasında bu ödemeleri yapmasaydık aile başına herkese 1 milyon TL para ödeyebilirdik. İnşallah sonraki iktidarlar ders alır. Cumhurbaşkanı Turgut Özal, 'bilgisizliğin vesikası' olarak tanımladığı sistemin, vatandaşın sırtına inanılmaz bir yük bindirdiğini ifade ediyor ve sistemi yürüten dönem hükümeti için de "Kendilerini akıllı, uyanık sananlar böyle bir yol buldular,İNŞALLAH BU HATADAN DERS ALINIR" diyor.Dönemin başbakanı Turgut Özal, Milliyet Gazetesi'nin 17 Eylül 1989 tarihli haberinde uygulamayı ve ağır bilançosunu şöyle anlatıyor: "İnşallah gençlerimiz bundan ders alır. Bir daha böyle hesapsız kitapsız hatalar yaparak, gelecek nesilleri zor taşınan yük altına sokmaz. 84-89 arasında bu ödemeleri yapmasaydık aile başına herkese 1 milyon TL para ödeyebilirdik. 9 bin ilave okul, 900 orta boy fabrika, 500 hastane ve 4 bin km otoyol daha yapardık. 100 bin insan iş sahibi olabilirdi. İşte geçmişin hatalarının bir topluma ne kadara mal olduğunun basit bir bilançosu budur.1970li yıllarda o zaman kendilerini akıllı, uyanık sananlar böyle bir yol buldular. Tam 221 bankaya borçlandık ve Türkiye bunları ödeyemedi. BÜTÜN YÜKÜ VATANDAŞA YIKTILAR, BU BORCU SİZ ÖDEDİNİZ" Özal, söz konusu haberde ayrıca 84-89 arası yaşanan enflasyon-emisyonun ortalama yüzde 50'sinin DÇM ödemeleri yüzünden yaratıldığını söylüyor. Özal, DÇM'lerin yükünün yıllarca halka yüklendiğini vurgulayarak "Benim memurum, işçim, esnafım diyenler, DÇM'nin yükünü vatandaşın sırtına yıktılar, orta direğin sırtına yıktılar. Bu borcu siz ödediniz" ifadelerinde bulunuyor.(Son dakika. com) Anladın mı şimdi Rıfkıcığım… -Sen kafamı iyice karıştırdın be abi, umarım böyle bir şey olmaz. Ama reis döviz kurunu sabit tutarsa bunlar olmaz değil mi? -Evet, döviz kurunu stabil tutabilirseler hazineye ilave yük binmez ancak bu sefer de enflasyon yüzde 60’larda iken mevduatını yüzde 14 ile bankalara yatıran vatandaşlar perişan olacaklar. Üstelik Türkiye’nin ekonomisi dünyadan bağımsız değildir. Dünyadaki ekonomik gelişmeler Türkiye’yi olumlu ya da olumsuz mutlaka etkileyecektir. -Ekonominin kötü yönetimi ile Türkiye’nin geleceği ipotek altına alınmıyor mu Rıfkı? -Abartma abiciğim ya, nasıl olacak o iş? --Şöyle düşün, baban eski evi beğenmedi şatafatlı güzel bir köşk yaptırdı. Bunu yaptırırken de 15 yıl vadeli bir milyon lira kredi kullandı sonra vefat etti. Ne olacak bu borcu sen ödeyeceksin, gelirin belli onun yarısını her ay bu borcu ödemeye ayıracaksın. Bu durumda baban senin refahını çalmış olmuyor mu? O senin baban olduğu için; ‘ah be baba sen ne yaptın ya, mahvettin biz’ diyerek hayıflanacaksın ama devleti yönetenlere aynı hoşgörü ile yaklaşmayacaksın değil mi? -Aman abi Allah korusun ya, üstelik benim babam öyle bir şey yapmaz. -Biliyorum senin baban yapmaz ama daha iyi anlayasın diye örnek verdim. Sen ekonominin gidişatına inanıyor ve güveniyorsun değil mi? -Elbette güveniyorum -Sen güveniyorsun da uluslararası piyasalar güvenmiyor. Bir yıldan kısa vadeli ödenmesi gereken özel sektörün ve kamunun toplam borcu 170 milyar Dolar. Bunları nasıl ödeyeceksin? Türkiye’nin CDS oranı çok yüksek -CDS de nedir abi? -Onu da bilmiyorsun tu sana… Anlatayım. CDS kredi temerrüt riski demek. Türkiye CDS oranlarında dünya şampiyonu, arkasından gelen ülke Brezilya. Türkiye’nin CDS oranı 600 iken 20 Aralık kararlarından sonra 623’e çıkmış. Brezilya’nın 223, Avrupa ülkelerinin çok düşük, mesela Almanya’nın sadece 9. Evet dokuz… CDS’iniz ne kadar yüksekse o kadar riskli ülkesiniz. Almanya yüzde 1(bir) faiz oranı ile kredi bulabilirken, Türkiye Yüzde 21 oranında faizle kredi bulamıyor. Esas faiz sarmalı burada, dünyanın en pahalı faiz oranı ile borçlanıyorsunuz ve bunu sadece 85 milyon Türk Milleti ödemiyor, doğacak torunlarımız da ödemeye devam edecekler. Anlaşıldı mı Rıfkı, ah Rıfkı ah beynimi yedin… Daha anlatacak çok şey var ama yordun beni, biraz da ballı-kaymaklı börek yiyenlerden bahsedeyim de bu sohbeti bitirelim. -Önce şu ballı-kaymaklı börek yiyenler kimlermiş onları anlat bakalım abi. -Anlatayım, döviz açık pozisyonu olan şirketler var, bunların da çoğu muhtemelen sizin zenginleriniz. 170 milyar Dolar bir yıldan daha kısa vadeli özel sektör ve kamunun borcu var dedik ya, sen o şirketlerden birinin sahibisin diyelim. 100 milyon Dolar borcun ya da döviz açık pozisyonun var, 18 liradan ödersen kaç lira ödemiş olursun, 11 liradan ödersen kaç lira ödemiş olursun. Anladın mı? Bankaları da unutmayalım, yüzde 14 den vatandaştan mevduatları toplayacaklar, yüzde 30’dan kredi kullandıracaklar. Kur farkından doğan farkı haine, yani bizler ödeyeceğiz,  ballı-kaymaklı böreği bankalar yiyecek. Bir de bu operasyondan önceden haberi olanlar varsa onları da ekleyebilirsin tabi. -Evet, Rıfkıcığım anlatabildim mi? Daha anlatacak çok mevzu var ama yorulduk, devam ederiz müsait olduğumuzda. -İçimi kararttı, Dolar ne olur abi - Ne yüzsüzsün, hala Dolar peşindesin, onu başkalarına soracaksın. ‘Bana gerçekleri söyle’ diyordun ya, gerçekler bazen tatsız olabiliyor işte.
Ekleme Tarihi: 26 Aralık 2021 - Pazar

Rıfkı ile ekonomiyi tartıştık, haklı kim?

-Sizinkiler neler yapıyor Rıfkı?

-Güzel şeyler oluyor abi!

-Milleti perişan ettiniz, tuzak kurdunuz buna mı güzel şeyler diyorsun?

-Abiciğim size kendimizi bir türlü beğendiremiyoruz, döviz çok yükseldi, Türk Lirası çok değer kaybetti, feryadı-figan eylediniz, dövizi düşürdük lirayı yükselttik yine feryat ediyorsunuz. Asıl siz bunu açıklayın.

-Devleti yönetenler (Devlet, milletin tüzel kişiliğidir) milletine tuzak kurar mı? Açıklamalarla, kötü ekonomik yönetim ile kendi atadığınız Merkez Bankası başkanlarını, Maliye Bakanlarını bir yılda 3 defa değiştirerek, nas’dan bahsedip dinipolitikaya alet ederek Dolar’ı 8 liradan, 4-5 ayda 18 liraya çıkartıyorsunuz.Rusya Devlet Başkanı Putin ne demiş biliyor musun; “Merkez Bankamızı bağımsız kılmasaydık Türkiye’nin durumuna düşerdik”

Vatandaş üç-beş kuruşluk tasarrufu eriyip yok olmasın diye dövize-altına yatırıyor. Bir akşam Dövize, altına kamikaze dalışı yapıyorsunuz, iki saat içerisinde Dolar 18 liradan 11 liraya, altının gramı 1000 liradan 600 liraya düşüyor. Sosyal medyaya bakıyorum; ‘oh olsun, oh olsun’ nidaları… Tasarrufunu korumak için dövize, altına yönelen vatandaşları iki saatte perişan ediyorsunuz. On bin lira birikimi olanların şimdi altı bin lirası var, yazık değil mi bu insanlara?

-Kendi düşen ağlamaz, bak ben Dolarlarımı 17 lirayken bozdurdum. Akıllı olmak gerek değil mi abi?

-Akıl senin aklın mı, başkasının aklı mı acaba? Senin gibi mankurtlar genellikle başkasının aklını kullanırlar, bir yerlerden tüyo almışsındır belki de, öyle değil mi Rıfkıcığım?

-Abi, bizim aklımız ne ola ki, bizim reisimiz var o ne derse doğrudur. Reisimizi dinleseydin sen de zarar etmezdin, akıl akıldan üstündür derler ya işte o üstün olan reisin aklı, gel sen de bize katıl kazan. Bir de bana sürekli mankurt diyorsun ya üzülüyorum be abi!...

-Rıfkıcığım mankurtun ne demek olduğunu bilmiyorsun sen, uzun anlatmayayım, mankurtun en kısa anlamı‘baş’ bildiği kişi tarafındanher istenen şeyi sorgusuzca yapan kişi demektir. Az önce söylediklerine bakınca mankurt sınıfına girmiyor musun?Abdurrahim Karakoç bir şiirinde şöyle diyor: Sormayın kim olduğumu

Ben bilmem, liderim bilir

Varlığımı yokluğumu

Ben bilmem, liderim bilir...

Sen de böyle mi düşünüyorsun?

-Elbette ben bilmem, liderim bilir. Ne bileyim abi ben mankurtun ne demek olduğunu da bilmem, ‘mankafa’ der gibi söylüyorsun da ona takıldım.

-Kendi aklını rafa kaldırıp, başkasının aklını kullanınca aslında biraz öyle de oluyor. Şimdi ben sana başka bir şey sorayım.Tasarrufunu dövize ve altına yatıranlar mı sadece zarar ettiler?

-Öyle görünüyor ama onlar da hak ettiler yani!...

-O ‘hak ettiler’ sözünü sana yakıştıramadım ya neyse, şimdi iyi dinle, bu anlattıklarımın devamında soru gelecek. Türkiye’nin 2021 yılı ithalatı (Dış alımı) yaklaşık 270 milyar Dolar, ihracatı da 220 milyar Dolar civarında olacak. Yani sattığımızdan çok alıyoruz.

Neler alıyoruz, tarım ürünleri; buğday, mısır, nohut, mercimek, pamuk hatta saman. Başka; motor yedek parçaları, alüminyum, telefon, ses-görüntü cihazları, bilgisayar ve yedek parçaları, kâğıt, karton, petrol ürünleri vs. Peki neler satıyoruz; en başta motorlu kara taşıtları, tekstil vs. Türkiye en çok motorlu kara taşıtları satıyor da motor sanayimiz var mı, hayır. Montaj yapıyor satıyoruz. Yani ithalat yapmadan ihracat yapma şansımız yoktur. Üretim ekonomisi diyenler, ithalatı azaltarak ihracatı çoğaltmayı nasıl düşünebilirler.

Şimdi milyonlarca esnafı düşün Rıfkı. Bilgisayar ve bilgisayar ürünleri satan bir arkadaşım var, küçük esnaf. Kendini bu arkadaşın yerine koy, sattıkların ithal ürünleri yani dövizle yurt içine giren ürünler. Dolar bir ayda 10 liradan 18 liraya çıkmış, bir ay sonra 25 liraya çıkmayacağının garantisi yok. Aldığın ürünleri dolar kuru karşılığı lirayla alıyorsun, ne yapardın?

-Elbette dükkâna biraz mal stoklardım.

-Çok doğru, bu gidişle mankurtluktan kurtulacak gibisin Rıfkıcığım. Arkadaşım da senin söylediğini yapmış, 17 Dolar karşılığı 170 bin liralık ürün almış. Ancak Dolar 11 liraya düşünce arkadaşımın aldığı ürünlerinin değeri 110 bin liraya düşmüş, zarar 60 bin lira. Esnafın aşağı-yukarı çoğunun durumu böyledir. Esnafa yazık değil mi Rıfkı?

-Ekonominin rayına sokulması için herkes elini taşın altına sokacaktır. Reis, milletin tamahkârlığını test etti biz de sınıfta kaldık diye düşünmek gerekiyor.

-Bu ne saçma söz Rıfkı. Milleti çaresiz bırak, dövize- altına yönelt, sonra ters köşe yapıp zarara uğrat ardından bunun adına tamahkârlık de. Bu millete hakarettir bence. Böyle düşünüyorsan, millete nasıl tuzak kurulduğunu da kabul ediyorsun demektir.

20 Aralık 2021 operasyonu ile gördük ki, daha çok orta gelir grubu tasarruf sahibi vatandaşlar zarar etti, milyonlarca orta ve küçük esnaf zarar etti. Şimdi bir de ihracatçı ve ithalatçı şirketlere bakalım, sence onlar da zarar etmişler midir?

-Onlar niçin zarar etsinler ki abi?

-Sen ihracatçısın, yurt dışına 10 milyon Dolarlık ürün sattın, Dolar kuru 18 liradan 180 milyon Türk Lirası alacakken, dolar kuru 11 liraya düştüğü için aldığın para 110 milyon Türk Lirası.Zararın ne kadar Rıfkı, 70 milyon lira. Çünkü hesabını kurun 18 lira olması üzerine yaptın.

Gelelim ithalatçıya. İthalatçı ürün siparişi verdi karşılığında da 18 lira olan Dolar kurundan, TL’ni Dolara çevirdi, sipariş ettiği ürünün parasını belirlenen hesaba aktardı. Ürün, en kısa 15 gün içerisinde eline ulaştı. Şimdi bu vatandaş 18 liraya aldığı ürünü 11 liraya nasıl satsın. O da büyük zararda. Kurdaki bu tür sert yukarı-aşağı hareketler asıl vatandaşı perişan ediyor. Kur yüksek de olsa, stabil halde tutabiliyorsan aşağı-yukarı hareketlerden çok daha iyidir. Dolar, 4 liradan 8.5 liraya çıktı, sonra 5 liraya düştü. Sonra 9.5 liraya çıktı,8 liraya düştü, 18 liraya çıktı ve bugün 11 liraya düştü. Bu tür uygulamalar ancak servet transferine yarar. Birileri kasasını doldururken halk iyice fakirleşir.

-Abi herkes mi zararda, hiç kar eden yok mu yani?

-Var tabi Rıfkıcığım, bir avuç ballı-kaymaklı börek yiyenler de var tabi!... DÇM’lerle birlikte 85 milyon vatandaşımız perişan olacaktır.

Ne diyor Necip Fazıl Kısakürek: “Allah'ın on pulunu bekleyedursun on kul bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa yaşasın kefenimin kefili karaborsa.”

-Allah rahmet eylesin. Ama üstad bugün için söylememiş ki… Nedir bu DÇM’ler abi, bilmece gibi konuşuyorsun.

-Sizin yeni ekonomik model olarak takdim ettiğiniz, yeni bir finansal alternatif sunuyoruz dediğiniz husus, 1967 de ve 1974 de uygulanan DÇM (Dövize Çevrilebilir Mevduat) hesaplarından başka bir şey değildir. Bu da bir şekilde örtülü ya da dolaylı faizdir. Yalnız sistemin adı biraz değişmiş Döviz Korumalı Mevduat (DKM) olmuş. Sen 4 yıl işletme okumuş birisisin, bunları bilmemene şaşırıyorum doğrusu.

Bu sistem 1967 yılında kısa bir süre uygulanıyor, Yurtdışında çalışan vatandaşlarımızın dövizlerini Türkiye’ye çekebilmek için ancak hazineye korkunç bir yük getirince bu uygulamadan vazgeçiliyor. Kaldı ki o yıllarda Türkiye’deki vatandaşın elinde döviz bulundurmanın yasak olduğunu da biliyorsun. Bu sistemle devlet fakirden alıp zengine verecek, bankalarda kuruşu olmayan vatandaşlara büyük yük bindirilecek, fakirler daha da ezilecek.

Friedrich Nietzsche bir sözü var;“Zenginler, fakirlere Tanrı'dan başka bir şey bırakmadılar.” Bu sözü şöyle uyarlayabiliriz; “AKP fakirden alıp zenginlere verdi (servet transferi yaptı), fakirlere size de Allah(cc) yeter dedi”Elhak Allah bize yeter de kardeşim, bu kadar haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe de gönlün razı mı?

-Abartıyorsun be abi, 85 milyon vatandaş bu sistemden nasıl zarar görüyor anlat da bilelim o zaman.

-Şimdi sizinkiler diyor ki; “Dolarını Türk Lirasına çevir, bankaya yatır yüzde 14 faiz al. Doları diyelim ki 10 liradan bozdurdun vade sonunda da Dolar 18 lira oldu, ben sana hazineden bankanın verdiği yüzde 14’ün üstüne Dolar kurundan kaynaklanan farkı ödeyeceğim”diyor. Eğer vatandaş yoğun olarak bu sisteme yönelirse yüzlerce milyar Dolarlık servet fakirden toplanıp zenginlere aktarılmış olmaz mı? Çünkü hazindeki para 85 milyon vatandaşlardan toplanan, vergilerden oluşan milletin parası. El insaf sence bu vicdani mi?

-Dolar niçin 18 liraya çıksın ki, reis işini bilir. Dolar’ı nasıl 18 liradan 11 liraya düşürdüyse daha aşağılara da düşürebilir.

-Bak güzel kardeşim, Dolar’ı bir liraya dahi çekebilirsin. Şimdi simit Türkiye’de 4 liraya çıkmış, İngiltere’ye simidi 4 Dolara satabilir misin? Yani nasıl ihracat yapacaksın? Enflasyon döviz kurunu artırır, döviz kuru artınca enflasyonu tetikler. Bağımsız kuruluşların yaptığı çalışmalar sonucu Türkiye’nin 2021 enflasyon rakamı yüzde 60’ın üstünde gözüküyor.Döviz kurunu biraz daha aşağılara çekersen ihracatı tıkarsın, cari açık yeni rekorlar kırar. Bu durumda ithalatın da tıkanır.

Bir başka husus daha var. Vatandaş Dolarını Türk lirasına çevirdi ve yüzde 14 faizle bankalara yatırdı, enflasyon faizin üstünde olduğu sürece faizin bir anlamı yoktur. Dolar kuru yüzde 14’lük faizden daha fazla artmışsa hazine sana o farkı verecek. Vade sonunda kur artışı kadar bir ödeme yapılacaksa vatandaş niçin Dolarını bozdursun ki. Belki de vade sonunda bir operasyonla Dolar kuru yine düşürülecek. Hâlbuki vadesiz hesapta döviz olarak tuttuğunuz mevduatı en yüksek kur oranından istediğiniz zaman bozdurabilirsiniz. Düzenleme henüz yapılmadı, yapılsın da daha doğru değerlendirebiliriz.

-Ben hala DKM (Döviz Korumalı Mevduat) hesabının niçin kötü olduğunu anlayamadım, reis fakiri-fukarayı sever bu nedenle de yanlış bir şey yapacağını sanmıyorum.

-Belki de sizin para kodamanları reise operasyon çekiyorlardır. Sana bir soru, sen Merhum Turgut Özal’ı sever miydin? Özal’ın ekonomi konusundaki bilgi ve tecrübesi ile reisinizin bilgi ve becerilerini mukayese eder misin?

-Elbette merhum Özal’ı çok severdim, reis de severdi. Özal Türkiye’de ekonomiyi en iyi bilen liderdi, onunla kimseyi mukayese edemem.

-Reisinizin yeni bir ekonomik model olarak sunduğu döviz korumalı mevduat ya da dövize çevrilebilir mevduat uygulaması daha önce bahsettiğim gibi ilk defa 1967 de ve 1974’den sonra uygulandı. 1967 de uygulamadan çok kısa süre sonra vazgeçildi. 1974 de bu DÇM uygulamasına tekrar başvuruluyor. Bu sefer hazineye bindirilen yük iyice katmerleniyor. Hazine bu paraları o yıllar ödeyemiyor, vatandaşa borçlanıyor. Daha sonra 80’li yıllarda dönemin Başbakanı Turgut Özal iktidarı tarafından ödeniyor.

O zamanki adı DÇM, bugünkü adı DKM olan uygulamayla ilgili Turgut Özal bak neler söylemiş:"84-89 arasında bu ödemeleri yapmasaydık aile başına herkese 1 milyon TL para ödeyebilirdik. İnşallah sonraki iktidarlar ders alır.

Cumhurbaşkanı Turgut Özal, 'bilgisizliğin vesikası' olarak tanımladığı sistemin, vatandaşın sırtına inanılmaz bir yük bindirdiğini ifade ediyor ve sistemi yürüten dönem hükümeti için de "Kendilerini akıllı, uyanık sananlar böyle bir yol buldular,İNŞALLAH BU HATADAN DERS ALINIR" diyor.Dönemin başbakanı Turgut Özal, Milliyet Gazetesi'nin 17 Eylül 1989 tarihli haberinde uygulamayı ve ağır bilançosunu şöyle anlatıyor:

"İnşallah gençlerimiz bundan ders alır. Bir daha böyle hesapsız kitapsız hatalar yaparak, gelecek nesilleri zor taşınan yük altına sokmaz. 84-89 arasında bu ödemeleri yapmasaydık aile başına herkese 1 milyon TL para ödeyebilirdik. 9 bin ilave okul, 900 orta boy fabrika, 500 hastane ve 4 bin km otoyol daha yapardık. 100 bin insan iş sahibi olabilirdi. İşte geçmişin hatalarının bir topluma ne kadara mal olduğunun basit bir bilançosu budur.1970li yıllarda o zaman kendilerini akıllı, uyanık sananlar böyle bir yol buldular. Tam 221 bankaya borçlandık ve Türkiye bunları ödeyemedi. BÜTÜN YÜKÜ VATANDAŞA YIKTILAR, BU BORCU SİZ ÖDEDİNİZ"

Özal, söz konusu haberde ayrıca 84-89 arası yaşanan enflasyon-emisyonun ortalama yüzde 50'sinin DÇM ödemeleri yüzünden yaratıldığını söylüyor. Özal, DÇM'lerin yükünün yıllarca halka yüklendiğini vurgulayarak "Benim memurum, işçim, esnafım diyenler, DÇM'nin yükünü vatandaşın sırtına yıktılar, orta direğin sırtına yıktılar. Bu borcu siz ödediniz" ifadelerinde bulunuyor.(Son dakika. com)

Anladın mı şimdi Rıfkıcığım…

-Sen kafamı iyice karıştırdın be abi, umarım böyle bir şey olmaz. Ama reis döviz kurunu sabit tutarsa bunlar olmaz değil mi?

-Evet, döviz kurunu stabil tutabilirseler hazineye ilave yük binmez ancak bu sefer de enflasyon yüzde 60’larda iken mevduatını yüzde 14 ile bankalara yatıran vatandaşlar perişan olacaklar. Üstelik Türkiye’nin ekonomisi dünyadan bağımsız değildir. Dünyadaki ekonomik gelişmeler Türkiye’yi olumlu ya da olumsuz mutlaka etkileyecektir.

-Ekonominin kötü yönetimi ile Türkiye’nin geleceği ipotek altına alınmıyor mu Rıfkı?

-Abartma abiciğim ya, nasıl olacak o iş?

--Şöyle düşün, baban eski evi beğenmedi şatafatlı güzel bir köşk yaptırdı. Bunu yaptırırken de 15 yıl vadeli bir milyon lira kredi kullandı sonra vefat etti. Ne olacak bu borcu sen ödeyeceksin, gelirin belli onun yarısını her ay bu borcu ödemeye ayıracaksın. Bu durumda baban senin refahını çalmış olmuyor mu? O senin baban olduğu için; ‘ah be baba sen ne yaptın ya, mahvettin biz’ diyerek hayıflanacaksın ama devleti yönetenlere aynı hoşgörü ile yaklaşmayacaksın değil mi?

-Aman abi Allah korusun ya, üstelik benim babam öyle bir şey yapmaz.

-Biliyorum senin baban yapmaz ama daha iyi anlayasın diye örnek verdim. Sen ekonominin gidişatına inanıyor ve güveniyorsun değil mi?

-Elbette güveniyorum

-Sen güveniyorsun da uluslararası piyasalar güvenmiyor. Bir yıldan kısa vadeli ödenmesi gereken özel sektörün ve kamunun toplam borcu 170 milyar Dolar. Bunları nasıl ödeyeceksin? Türkiye’nin CDS oranı çok yüksek

-CDS de nedir abi?

-Onu da bilmiyorsun tu sana… Anlatayım. CDS kredi temerrüt riski demek. Türkiye CDS oranlarında dünya şampiyonu, arkasından gelen ülke Brezilya. Türkiye’nin CDS oranı 600 iken 20 Aralık kararlarından sonra 623’e çıkmış. Brezilya’nın 223, Avrupa ülkelerinin çok düşük, mesela Almanya’nın sadece 9. Evet dokuz… CDS’iniz ne kadar yüksekse o kadar riskli ülkesiniz. Almanya yüzde 1(bir) faiz oranı ile kredi bulabilirken, Türkiye Yüzde 21 oranında faizle kredi bulamıyor. Esas faiz sarmalı burada, dünyanın en pahalı faiz oranı ile borçlanıyorsunuz ve bunu sadece 85 milyon Türk Milleti ödemiyor, doğacak torunlarımız da ödemeye devam edecekler. Anlaşıldı mı Rıfkı, ah Rıfkı ah beynimi yedin… Daha anlatacak çok şey var ama yordun beni, biraz da ballı-kaymaklı börek yiyenlerden bahsedeyim de bu sohbeti bitirelim.

-Önce şu ballı-kaymaklı börek yiyenler kimlermiş onları anlat bakalım abi.

-Anlatayım, döviz açık pozisyonu olan şirketler var, bunların da çoğu muhtemelen sizin zenginleriniz. 170 milyar Dolar bir yıldan daha kısa vadeli özel sektör ve kamunun borcu var dedik ya, sen o şirketlerden birinin sahibisin diyelim. 100 milyon Dolar borcun ya da döviz açık pozisyonun var, 18 liradan ödersen kaç lira ödemiş olursun, 11 liradan ödersen kaç lira ödemiş olursun. Anladın mı?

Bankaları da unutmayalım, yüzde 14 den vatandaştan mevduatları toplayacaklar, yüzde 30’dan kredi kullandıracaklar. Kur farkından doğan farkı haine, yani bizler ödeyeceğiz,  ballı-kaymaklı böreği bankalar yiyecek.

Bir de bu operasyondan önceden haberi olanlar varsa onları da ekleyebilirsin tabi.

-Evet, Rıfkıcığım anlatabildim mi? Daha anlatacak çok mevzu var ama yorulduk, devam ederiz müsait olduğumuzda.

-İçimi kararttı, Dolar ne olur abi

- Ne yüzsüzsün, hala Dolar peşindesin, onu başkalarına soracaksın. ‘Bana gerçekleri söyle’ diyordun ya, gerçekler bazen tatsız olabiliyor işte.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.