Muhsin Kafkas
Köşe Yazarı
Muhsin Kafkas
 

Güçlülerde Yıkılır

Kuş yaşarken karıncaları yer ama kuş ölünce onu yiyen karıncalardır. Zaman ve koşullar her an değişebilir.. Bu nedenle, etrafınızdaki hiçbir şeyi değersizleştirmeyin. Bugün gücünüz olabilir ama unutmayın: Zaman hepimizden çok daha güçlü! Bilin ki bir ağaç bir milyon kibrit yapar ama bir kibrit milyonlarca ağacı yakmaya yeter. Öyleyse iyi ol! İyi yap! "Zaman bir nehir gibidir.aynı suya asla iki kez dokunamazsınız, çünkü geçen su bir daha asla geçmeyecektir.  Hayatınızın her dakikasının tadını çıkarın ve şunu unutmayın:  Asla güzel görünüm aramayın çünkü zamanla değişirler. mükemmel insanları aramayın çünkü onlar yok. Ama her şeyden önce gerçek değerinizi bilen birini arayın. "  4 aşkın olsun:  Allah;  hayat;  Aile;  Ve arkadaşlar.  Allah, hayatın sahibi olduğu için;  Hayat kısa olduğu için; Aile benzersiz olduğu için;  Ve arkadaşlar nadir oldukları için !! Aile Haftası...  Ailenize ve harika arkadaşlarınıza gönderin. HAFIZ AZİZ NESİN "...Bursa’da tanıştığım başka bir kitapçıya gittim. -“İngilizce ders verilir.” diye bir kağıda yazsam da, sizin dükkanın camına kağıdı yapıştırsam, nasıl olur? -İş çıkmaz! dedi. -Neden? -Şimdi herkes İngilizce ders veriyor. Manav dükkanlarından, berber dükkanlarına kadar bak, hepsinin camında “İngilizce ders verilir” diye kağıtlar asılı… Ağaçlara, duvarlara bile kağıt asmışlar. İngilizce dersi bu hızla giderse, ders verenler dersi alanlardan fazla olacak. O zaman, Türkçe ders verenlere iş çıkacak. En iyisi, siz Türkçe dersi verin. Güldüm. -Şaka değil, dedi, şuraya “Eski Türkçe dersi verilir” diye bir kağıt asalım, bak kaç kişi gelecek. Dediğini yaptık. Bir hafta sonra dört öğrencim oldu. Bunlar, dokuzla on üç yaş arasında çocuklardı. Eski kitapları okumak isteyen gençlerden gelir sanmıştım, oysa çocuklar geldi. Önce bir baba geldi. -Kuran dersi verir misin? dedi. Bu, hiç hesapta yoktu. -Veririm… dedim. Adam, çocuğunu göndermeden önce, beni Kuran’dan bir sınava çekti. Vaktiyle hafız olmanın bir zaman gelip yararını göreceğimi hiç ummamıştım. Kuran öğrencileri birken iki, ikiyken üç oldu. Her sabah Ulucami’ye gidiyoruz. Öğrencilerime Kuran dersini camide veriyorum. Öğrenciler sekize çıkınca, başıma bir iş gelecek diye korkmaya başladım. Çocuklarının iyi yetiştiğine memnun babalar birbirlerine haber veriyorlar. Çocuklardan birinin babası, bigün, -Maaşallah, çok çabuk öğretiyorsunuz, dedi. Bizim oğlana bir hoca ders veriyordu. Oğlan bir yılda “Amme”ye gelemedi. Durum iyi. Hani içimden, “Sürgünden sonra da Bursa’da kalsam, bu Kuran dersi hiç de kötü iş değilmiş…” diye geçiriyorum. Bir sabah yine Ulucami’de bekledim. Öğrencilerimden hiçbiri gelmedi. Ertesi gün de gelmediler. Camide tanış olduğum, müezzin ya da kayyum gibi biri vardı, ona nedenini sordum. Kem küm ediyor, ağzından baklayı çıkarmıyor. -Hastalanmışlardır, diyor. -Salgın hastalığına tutulmadılar ya bunlar… Hiçbiri gelmiyor. Bir daha öğrencilerim gelmedi. Sonradan öğrendim. Öğrencilerimden birinin babasına, -Oğlunuza kim Kuran okutuyor? Biliyor musunuz? diye sormuşlar. -Hafız Aziz! Demiş. -Hafız mı? Ne hafızı? Tam hafızı bulmuşsunuz maaşallah… Ne olduğumuzu anlatmışlar. Bunu bana bigün, kahvede ahbap olduğum, ama kim olduğumu bilmeyen bir adam anlattı. -Ah kardeşim ah, dedi, İstanbul’dan buraya sürgün ediyorlarmış, burada hafızız diye ortaya çıkıyorlarmış. Bu heriflerin girmediği kılıf yok… Az kaldı ben de çocuğumu gönderecektim. Öyle de güzel, çabuk öğretiyormuş ki… Az kaldı çocuğu zehirletecektik… Böyle bir adamın Ulucami’de hafızlık edeceği kimin aklına gelir?" (AZİZ NESİN, "Bir Sürgünün Anıları", Nesin Yayıncılık, 2019) Bu metni okurken hafızama gelen, *Aziz Nesin öldü* oğlu Ali Nesin Profesör oldu. Matematik Nobelli olarak nitelendirilen ödülü aldı. *Aziz Nesin vasiyetinde bütün mal varlığını kendi kurduğu, yetim çocukların çoğunluktaolduğu matematik köyüne hibe etti.* Ali Nesine bir röportajda babanız mal varlığını sizin yerinize matematik köyüne hibe etti bu konuda düşünceniz nedir sorusuna, ben profesörüm ve aldığım maaş bana yeterli babam doğrusunu yaptı dedi. *Erbakan öldü.* Çocukları Erbakan'ın devasa mal varlığını bölüşemedi, birbirlerine düştü. Mahkeme, mahkeme, icra dairesi, icra dairesi dolandılar. Bütün Saadet partililerin bildiği, mahkeme partiyi kapatırsa yeni kurulan parti de genel merkez olarak kullanırız diye Erbakan'ın üzerine yapılan Balgat’ta ki genel merkezi, Fatih Erbakan Saadet'e genel başkan olamayınca, tapu kaydı babasının üstünde oldugu için gasp etti. *Türkeş ölünce....* Sopa yemekten korkarım, bilen biliyor Türkeş’in mal varlığını eşinin çocuklarının bölüşemeyip mahkemelerde gezdiğini.... *Necmettin Erbakan ve Çocukları: *İslamcı* *Alparslan Türkeş ve Çocukları: *Milliyetçi* *Aziz Nesin ve Oğlu Ali Nesin: *Ateist* (Alıntı) ## "Tabloyu inceleyen bir sanat eleştirmeni ressama sordu: 'Güzel bir tablo doğrusu,  ama anlamını bir türlü kavrayamadım' dedi. 'Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı? Ona kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuz da...'  Ressam gülümsedi. 'Adam sıradan bir kapıya vurmuyor ki’ dedi ve tablosunun anlamını açıkladı:    “Bu kapı,  insanın kalbini simgeliyor. Ancak içeriden açılabildiği için dışarıda kol olması gerekmiyor... O kapı size içerden açılmamışsa, giremezsiniz…”
Ekleme Tarihi: 09 Haziran 2021 - Çarşamba

Güçlülerde Yıkılır

Kuş yaşarken karıncaları yer ama kuş ölünce onu yiyen karıncalardır. Zaman ve koşullar her an değişebilir.. Bu nedenle, etrafınızdaki hiçbir şeyi değersizleştirmeyin. Bugün gücünüz olabilir ama unutmayın: Zaman hepimizden çok daha güçlü! Bilin ki bir ağaç bir milyon kibrit yapar ama bir kibrit milyonlarca ağacı yakmaya yeter. Öyleyse iyi ol! İyi yap!

"Zaman bir nehir gibidir.aynı suya asla iki kez dokunamazsınız, çünkü geçen su bir daha asla geçmeyecektir.

 Hayatınızın her dakikasının tadını çıkarın ve şunu unutmayın:

 Asla güzel görünüm aramayın çünkü zamanla değişirler. mükemmel insanları aramayın çünkü onlar yok. Ama her şeyden önce gerçek değerinizi bilen birini arayın. "

 4 aşkın olsun:

 Allah;

 hayat;

 Aile;

 Ve arkadaşlar.

 Allah, hayatın sahibi olduğu için;

 Hayat kısa olduğu için;

Aile benzersiz olduğu için;

 Ve arkadaşlar nadir oldukları için !! Aile Haftası...

 Ailenize ve harika arkadaşlarınıza gönderin.

HAFIZ AZİZ NESİN

"...Bursa’da tanıştığım başka bir kitapçıya gittim.

-“İngilizce ders verilir.” diye bir kağıda yazsam da, sizin dükkanın camına kağıdı yapıştırsam, nasıl olur?

-İş çıkmaz! dedi.

-Neden?

-Şimdi herkes İngilizce ders veriyor. Manav dükkanlarından, berber dükkanlarına kadar bak, hepsinin camında “İngilizce ders verilir” diye kağıtlar asılı…

Ağaçlara, duvarlara bile kağıt asmışlar. İngilizce dersi bu hızla giderse, ders verenler dersi alanlardan fazla olacak. O zaman, Türkçe ders verenlere iş çıkacak. En iyisi, siz Türkçe dersi verin.

Güldüm.

-Şaka değil, dedi, şuraya “Eski Türkçe dersi verilir” diye bir kağıt asalım, bak kaç kişi gelecek.

Dediğini yaptık.

Bir hafta sonra dört öğrencim oldu. Bunlar, dokuzla on üç yaş arasında çocuklardı. Eski kitapları okumak isteyen gençlerden gelir sanmıştım, oysa çocuklar geldi.

Önce bir baba geldi.

-Kuran dersi verir misin? dedi.

Bu, hiç hesapta yoktu.

-Veririm… dedim.

Adam, çocuğunu göndermeden önce, beni Kuran’dan bir sınava çekti. Vaktiyle hafız olmanın bir zaman gelip yararını göreceğimi hiç ummamıştım. Kuran öğrencileri birken iki, ikiyken üç oldu.

Her sabah Ulucami’ye gidiyoruz. Öğrencilerime Kuran dersini camide veriyorum. Öğrenciler sekize çıkınca, başıma bir iş gelecek diye korkmaya başladım. Çocuklarının iyi yetiştiğine memnun babalar birbirlerine haber veriyorlar.

Çocuklardan birinin babası, bigün,

-Maaşallah, çok çabuk öğretiyorsunuz, dedi. Bizim oğlana bir hoca ders veriyordu. Oğlan bir yılda “Amme”ye gelemedi.

Durum iyi. Hani içimden, “Sürgünden sonra da Bursa’da kalsam, bu Kuran dersi hiç de kötü iş değilmiş…” diye geçiriyorum.

Bir sabah yine Ulucami’de bekledim. Öğrencilerimden hiçbiri gelmedi. Ertesi gün de gelmediler. Camide tanış olduğum, müezzin ya da kayyum gibi biri vardı, ona nedenini sordum. Kem küm ediyor, ağzından baklayı çıkarmıyor.

-Hastalanmışlardır, diyor.

-Salgın hastalığına tutulmadılar ya bunlar… Hiçbiri gelmiyor.

Bir daha öğrencilerim gelmedi. Sonradan öğrendim.

Öğrencilerimden birinin babasına,

-Oğlunuza kim Kuran okutuyor? Biliyor musunuz? diye sormuşlar.

-Hafız Aziz! Demiş.

-Hafız mı? Ne hafızı? Tam hafızı bulmuşsunuz maaşallah…

Ne olduğumuzu anlatmışlar.

Bunu bana bigün, kahvede ahbap olduğum, ama kim olduğumu bilmeyen bir adam anlattı.

-Ah kardeşim ah, dedi, İstanbul’dan buraya sürgün ediyorlarmış, burada hafızız diye ortaya çıkıyorlarmış. Bu heriflerin girmediği kılıf yok… Az kaldı ben de çocuğumu gönderecektim. Öyle de güzel, çabuk öğretiyormuş ki… Az kaldı çocuğu zehirletecektik…

Böyle bir adamın Ulucami’de hafızlık edeceği kimin aklına gelir?"

(AZİZ NESİN, "Bir Sürgünün Anıları", Nesin Yayıncılık, 2019)

Bu metni okurken hafızama gelen,

*Aziz Nesin öldü* oğlu Ali Nesin Profesör oldu. Matematik Nobelli olarak nitelendirilen ödülü aldı.

*Aziz Nesin vasiyetinde bütün mal varlığını kendi kurduğu, yetim çocukların çoğunluktaolduğu matematik köyüne hibe etti.*

Ali Nesine bir röportajda babanız mal varlığını sizin yerinize matematik köyüne hibe etti bu konuda düşünceniz nedir sorusuna, ben profesörüm ve aldığım maaş bana yeterli babam doğrusunu yaptı dedi.

*Erbakan öldü.* Çocukları Erbakan'ın devasa mal varlığını bölüşemedi, birbirlerine düştü. Mahkeme, mahkeme, icra dairesi, icra dairesi dolandılar.

Bütün Saadet partililerin bildiği, mahkeme partiyi kapatırsa yeni kurulan parti de genel merkez olarak kullanırız diye Erbakan'ın üzerine yapılan Balgat’ta ki genel merkezi, Fatih Erbakan Saadet'e genel başkan olamayınca, tapu kaydı babasının üstünde oldugu için gasp etti.

*Türkeş ölünce....* Sopa yemekten korkarım, bilen biliyor Türkeş’in mal varlığını eşinin çocuklarının bölüşemeyip mahkemelerde gezdiğini....

*Necmettin Erbakan ve Çocukları: *İslamcı*

*Alparslan Türkeş ve Çocukları: *Milliyetçi*

*Aziz Nesin ve Oğlu Ali Nesin: *Ateist*

(Alıntı)

##

"Tabloyu inceleyen bir sanat eleştirmeni ressama sordu: 'Güzel bir tablo doğrusu,  ama anlamını bir türlü kavrayamadım' dedi. 'Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı? Ona kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuz da...'  Ressam gülümsedi. 'Adam sıradan bir kapıya vurmuyor ki’ dedi ve tablosunun anlamını açıkladı:    “Bu kapı,  insanın kalbini simgeliyor. Ancak içeriden açılabildiği için dışarıda kol olması gerekmiyor... O kapı size içerden açılmamışsa, giremezsiniz…”

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.