Mevlüt Uyanık
Köşe Yazarı
Mevlüt Uyanık
 

Lübnan: Gezi-Yorum 4

Beytüddin Sarayı,  Sûr (Tyre) ve Sayda Gezinin 3. Günü (30 Ekim 2021) doğruca Osmanlı’nın bölge valisi Dürzî Emir Beşir eş-Şihâb II tarafından 1788-1818 yılları arasında yaptırılmışBeytüddin Sarayı'na ardından Sûr (Tyre) şehrine gittik. Beyt ed Din, yani inanç/din evi ismi tuhafıma gitti işin doğrusu, harika bir yapı burası. 1840 yılından sonra Osmanlılar,  manda döneminde de Fransızlar burayı yönetim binası olarak kullanmışlar.  Şimdi de Lübnan Cumhurbaşkanı yazı burada geçiriyor ve yönetimi buradan yapıyormuş. Deyru’l-kamer vadisine konuşlanmış, bölgenin mimarisini bütün haşmetiyle yansıtıyor, geniş bir avlu sizi karşılıyor. Sol yandaki odaları gezmeye başlıyoruz, sedir ağaçlarından işlemeler harika. Önünde bütün vadiyi görebileceğiniz  teras var, hemen karşınızda Lübnan bayrağındaki devasa sedir çamı,  önünde mozaikler var, sol duvarda Meryem’le birlikte svestika’ya benzettiğimiz motif var. Daru’l Baraniye denilen yerde kimlik sorulmaksızın yolcular üç güne kadar misafir edilirmiş. Buradan daru’l-vusta yani orta ev diyebileceğimiz yere geçiliyor, avluda havuz sizi karşılıyor bütün serinliğiyle. Burası sanki biraz Endülüs’teki el hamra’ya benziyor. İçiçe geçmiş odalar, oldukça güzel işlenmiş. Yöneticiler ve diğer personelin kaldığı bölümler farklı. El-Katiba denilen yer ise isminden belli, Emir’in sekretarya işlerine bakan personelin mekânı. Üçüncü bölüm, daru’l-harim, yani Emir ve ailesinin kaldığı mekân. Buradaki süslemeleri anlatma yetim yok, gidip görmek gerek.  Binanın sağ tarafından dar bir koridordan Hamam bölümüne geçiliyor. Saraydan çıkıp biraz otobüsün yanında bir şeyler atıştırdık, herkes yanındaki çıkınından çıkardığını ikram ediyor, belki bu yolculuğun en güzel taraflarından birisi de bu oldu. Sur Antik Şehri Kuruluşu milattan önce 3000'li yıllara kadar inen ve 1984 yılından beri UNESCO tarafından bir dünya kültür mirası alanı olarak kabul edilen Sûr şehrine ulaştık. Burada tarihi mekânları gezdik, Rehber sağ olsun ayrıntılı olarak anlattı, İsmail hocam da güneş çarpma riskine rağmen çeviriye devam etti. Şehirağırlıklı Şii imiş, rehberimiz burayı İsrail işgalinden Hizbullah kurtardığını anlatırken, Suudi Arabistan’ın İslam dünyasındaki işlevini sorgularken yaşadığı heyecanı doğrusu bende hissettim aynen. Rehberimiz eşliğinde antik kenti Nekropolis’e giriyoruz, ana cadde (cardo) de yürüyoruz. hipodroma geliyoruz ve ayakta kalan tribünlerde biraz nefeslenip dinleniyoruz.  Burası da oldukça gelişmiş bir Fenike şehriymiş. Ünlü tarihçi Heredot buraya gelmiş, M:Ö 2750 senesinde kurulduğunu belirtmiş. Asur kralı Nabükadnazzar burayı ele geçirmiş, ardından da Persler. Fenikeliler yani Kenaniler yaşamışlar;  Perslerle birlikte Yunanlılara karşı savaşmışlar. Büyük İskender ve ardından Romalılar ele geçirmiş ve zamanla Fenikeliler Romalılar içinde kaybolup gitmişler. Hz. İsa’nın da buraya geldiği ve Aziz Pavlus’un bir kilise inşa ettirdiği de söylenir. Hz. Ömer zamanında Müslümanların kontrolüne girmiş. Osmanlı şehri olması ise Yavuz Sultan Selim ile gerçekleşmiş. Sayda ve Kalesi Akşamüzeri Sayda (Sidon) şehrine ulaştık, çarşıyı gezdik, Fatih hocam tatlı ikram etti ve kıl payı meşhur sahildeki kaleyi ziyaret edebildik. Tabii biz az gecikmeli intikal ettik kaleye, çünkü yol kenarında sebze ve meyve satan seyyah tezgahlara takıldı, adını sorduk ama unuttuğumuz leziz bir meyve aldık, çam kozalağına benziyor, tadı kavun, muz karışımı, irice çekirdekleri var. Adnan Zeki Hocam bizi tiye aldı ama essahtan da değdi, fakültede de arkadaşlara, komşuya ikram ettik, onlarda ilk defa görmüşler tatmışlar, beğendiler. Sanıyorum havaalanındaki görevlilerde x ray cihazından geçerken gülümsemişlerdir, Adnan hocam gibi. Beyrut havaalanında uçak beklerken beraber gezdiğimiz birkaç arkadaş da aldı, üstelik az biraz pahalı. Neyse tekrar geziye dönelim, burası 13. yüzyılda Haçlılar tarafından 80 metrelik bir yolla ulaştığınız küçük bir adaya inşa edilmiş.   Öncesinde Fenike Kralı’nın sarayı ve Fenikeliler'in tanrılarını adanmış bir tapınak varmış. Bunların taşlarından şehri 800 yıldır seyreden kalenin duvarları örülmüş. Memluk Devleti ele geçirdiğinde epey tahrip olmuş, ama hemen restore ettirmişler. Osmanlı ise 17. Yüzyılda restore ettirmiş ve içeriye küçük bir mescid yaptırmış.  Burayı bizden birkaç saat önce şehre gelmiş olan Konya gezi grubunun himmeti sayesinde gezebildik, onlarla Beyteddin Sarayında karşılaşmıştık, sağ olsunlar bir grubun daha geleceğini söylemişler, yoksa kapanmıştı kale kapıları. Kaplumbağa Terbiyecisi Ressamı ve Sayda Burayı aslında İstanbul arkeoloji müzesinde İskender ve Ağlayan Kadınlar Lahdi’nden hatırlıyorum, felsefe tarih topluluğunun simgesi olan tosbikleri çizen Osman Hamdi Bey’in aynı zamanda ünlü bir arkeolog olduğunu ve Sayda kazılarını yönettiğini zaten biliyorsunuzdur.  Dönüşte tosbik Süheyla’ya anlattım heyecanla bu durumu. Yorgun,  argın ama harika bir akşam yemeği ve Beyrut’a dönüş. Ve Son Gün 31 Ekim 2021: Valizleri otobüse yükleyip doğru yemyeşil dağlar arasındaki Caîta Mağarasına, oradan Harissa (Meryem Ana Tapınağı), Cübeyl (Biblos) gidilecek. Nehru’l-kalp vadisinden Caita bölgesine ulaşıyoruz, Mağara ismini buradan almış.             Girişte traktör çektiği şirin vagonlara doluştuk, kısa yol ama biz şarkılarla daha bir güzelleştirdik. Mağaranın girişinde büyük bir Grek Heykeli var, Harisu’z-Zaman yazıyor, Adnan Zeki Hocam, işte sizin ağalardan birisi deyince, hemencecik koştum oraya, tek ve grup olarak fotoğraflar çektirdik. İçeri girince fotoğraf çekmek yasak, dünyanın 7harikası için başvurmuş ama kabul edilmemiş, biz de 8. Harikası diyebiliriz. Biraz yürüdükten sonra teknelere bindik ve mağara göl’de tur attık Sonra ikinci mağara geçildi orada sadece yürüdük, ama gerçekten gidip görülmesi gereken bir mekân. Dışarda tekrar çuf çuf pardon traktör çekerli vagonlara bindik şarkılarla indik aşağı. Harisa tepesinin bulunduğu mekana ulaştık bir süre sonra. Devasa bir Hz. Meryem heykelinin bulunduğu tepeye teleferikle çıktık, Rio şehrindeki Hz. İsa Heykelinin benzeri, zaten Biblos’da Güney Amerika’ya giden Lübnanları temsilen heykel vardı, aynısı Güney Amerika’da da varmış. Pazar günü olduğu için içeride ayin vardı, dışarda kanapelerde oturan bazı insanların elinde teşbih dudaklarında dualar okudukları belliydi. Arapça, Fransızca ve İngilizce buranın bir ibadet mekânı olduğu ve lütfen sessizliği muhafaza edelim diyordu. Oradan bütün şehri kuş bakışı görebildik. İnişte, Adnan Zeki Hocam şarkılarla ortamı şenlendirdi, yüreğine sağlık. Biblos serbest zaman verildi, biz limana indik, Güney Amerika’ya gidenlerin simgesi olan Heykelin yanında oturduk, epey yorulduğumuzu burada anladık.   Toplanma yerine giderken bir kafe de piyano eşliğinde Gamze Hanım Arapça birşarkı söyledi, Adnan Hocamda ritimle eşlik etti, bu dinleti yorgunluğumuzu hafiflet mi ne? Yüreklerine bir kez daha esenlik, bütün yolculuk boyunca bizleri icralarıyla hiç yalnız bırakmadılar. Oradan denize nazır geniş bir lokantaya geçtik, yahu adamlar her zaman garnitür getiriyor diye düşündüğümüz için ortaya gelen devasa marul, domates, salatalık, yeşil soğan ve turptan oluşan tepsiye az biraz saldırdık gibi. Garsonlar gülünce bir tuhaflık olduğunu anlayan Meryem, sordu, bunlar dekor mu diye, o da evet deyince masalar gülme krizine girdi,  çünkü aynısını diğer masada da olmuştu. Adamlar baktılar durum vahim, hemen yenecek diğer ara sıcakları getirmeye başladılar da gözümüz az biraz doydu. Bence gezinin en unutulmaz anı buydu. Velhasıl kelam güzel bir geziydi, ee sonuç ne, yani izleniminizin son tespiti ne diye soracak olursanız: Fransa’nın Hatay, Antep işgaline son verdik, ama Suriye ve Lübnan üzerindeki hâkimiyeti hala devam ediyor, bir zamanlar bizim şehirlerimizi de işgal etmeyi denediklerini hatırlayınca, aslında Lübnan bizim sınırımız, diyorum; bilad-i şam (Suriye, ırak, Ürdün ve Filistin) diye bunu kast ediyoruz zaten. Fakat mevcut durum üstelik de yazılmamış Ulusal Paktı (1943), devlet başkanı Maruni Hıristiyan, Başbakan Sünni Müslüman, Meclis Başkanlığı Şii Müslüman, e Meclis Başkan Yardımcısı ve Başbakan Yardımcısı olmak Rum Ortodoks olacak deyince, din ve mezhepler üzerinden şekillenen bir yönetimde istikrarın olması mümkün mü? Ya da böyle bir yönetimde ortaya çıkan yolsuzlukların üzerine gidilmesi ve sorunun çözülmesinin imkanı var mı? Sanki bölge, sürekli gerilim ve çatışma içinde kalsın diye oluşturulmuş gibi..    
Ekleme Tarihi: 14 Kasım 2021 - Pazar

Lübnan: Gezi-Yorum 4

Beytüddin Sarayı,  Sûr (Tyre) ve Sayda

Gezinin 3. Günü (30 Ekim 2021) doğruca Osmanlı’nın bölge valisi Dürzî Emir Beşir eş-Şihâb II tarafından 1788-1818 yılları arasında yaptırılmışBeytüddin Sarayı'na ardından Sûr (Tyre) şehrine gittik. Beyt ed Din, yani inanç/din evi ismi tuhafıma gitti işin doğrusu, harika bir yapı burası. 1840 yılından sonra Osmanlılar,  manda döneminde de Fransızlar burayı yönetim binası olarak kullanmışlar.

 Şimdi de Lübnan Cumhurbaşkanı yazı burada geçiriyor ve yönetimi buradan yapıyormuş. Deyru’l-kamer vadisine konuşlanmış, bölgenin mimarisini bütün haşmetiyle yansıtıyor, geniş bir avlu sizi karşılıyor. Sol yandaki odaları gezmeye başlıyoruz, sedir ağaçlarından işlemeler harika. Önünde bütün vadiyi görebileceğiniz  teras var, hemen karşınızda Lübnan bayrağındaki devasa sedir çamı,  önünde mozaikler var, sol duvarda Meryem’le birlikte svestika’ya benzettiğimiz motif var.

Daru’l Baraniye denilen yerde kimlik sorulmaksızın yolcular üç güne kadar misafir edilirmiş. Buradan daru’l-vusta yani orta ev diyebileceğimiz yere geçiliyor, avluda havuz sizi karşılıyor bütün serinliğiyle. Burası sanki biraz Endülüs’teki el hamra’ya benziyor. İçiçe geçmiş odalar, oldukça güzel işlenmiş. Yöneticiler ve diğer personelin kaldığı bölümler farklı. El-Katiba denilen yer ise isminden belli, Emir’in sekretarya işlerine bakan personelin mekânı. Üçüncü bölüm, daru’l-harim, yani Emir ve ailesinin kaldığı mekân. Buradaki süslemeleri anlatma yetim yok, gidip görmek gerek.  Binanın sağ tarafından dar bir koridordan Hamam bölümüne geçiliyor. Saraydan çıkıp biraz otobüsün yanında bir şeyler atıştırdık, herkes yanındaki çıkınından çıkardığını ikram ediyor, belki bu yolculuğun en güzel taraflarından birisi de bu oldu.

  • Sur Antik Şehri

Kuruluşu milattan önce 3000'li yıllara kadar inen ve 1984 yılından beri UNESCO tarafından bir dünya kültür mirası alanı olarak kabul edilen Sûr şehrine ulaştık. Burada tarihi mekânları gezdik, Rehber sağ olsun ayrıntılı olarak anlattı, İsmail hocam da güneş çarpma riskine rağmen çeviriye devam etti. Şehirağırlıklı Şii imiş, rehberimiz burayı İsrail işgalinden Hizbullah kurtardığını anlatırken, Suudi Arabistan’ın İslam dünyasındaki işlevini sorgularken yaşadığı heyecanı doğrusu bende hissettim aynen. Rehberimiz eşliğinde antik kenti Nekropolis’e giriyoruz, ana cadde (cardo) de yürüyoruz. hipodroma geliyoruz ve ayakta kalan tribünlerde biraz nefeslenip dinleniyoruz.

 Burası da oldukça gelişmiş bir Fenike şehriymiş. Ünlü tarihçi Heredot buraya gelmiş, M:Ö 2750 senesinde kurulduğunu belirtmiş. Asur kralı Nabükadnazzar burayı ele geçirmiş, ardından da Persler. Fenikeliler yani Kenaniler yaşamışlar;  Perslerle birlikte Yunanlılara karşı savaşmışlar. Büyük İskender ve ardından Romalılar ele geçirmiş ve zamanla Fenikeliler Romalılar içinde kaybolup gitmişler. Hz. İsa’nın da buraya geldiği ve Aziz Pavlus’un bir kilise inşa ettirdiği de söylenir. Hz. Ömer zamanında Müslümanların kontrolüne girmiş. Osmanlı şehri olması ise Yavuz Sultan Selim ile gerçekleşmiş.

Sayda ve Kalesi

Akşamüzeri Sayda (Sidon) şehrine ulaştık, çarşıyı gezdik, Fatih hocam tatlı ikram etti ve kıl payı meşhur sahildeki kaleyi ziyaret edebildik. Tabii biz az gecikmeli intikal ettik kaleye, çünkü yol kenarında sebze ve meyve satan seyyah tezgahlara takıldı, adını sorduk ama unuttuğumuz leziz bir meyve aldık, çam kozalağına benziyor, tadı kavun, muz karışımı, irice çekirdekleri var. Adnan Zeki Hocam bizi tiye aldı ama essahtan da değdi, fakültede de arkadaşlara, komşuya ikram ettik, onlarda ilk defa görmüşler tatmışlar, beğendiler. Sanıyorum havaalanındaki görevlilerde x ray cihazından geçerken gülümsemişlerdir, Adnan hocam gibi. Beyrut havaalanında uçak beklerken beraber gezdiğimiz birkaç arkadaş da aldı, üstelik az biraz pahalı.

Neyse tekrar geziye dönelim, burası 13. yüzyılda Haçlılar tarafından 80 metrelik bir yolla ulaştığınız küçük bir adaya inşa edilmiş.   Öncesinde Fenike Kralı’nın sarayı ve Fenikeliler'in tanrılarını adanmış bir tapınak varmış. Bunların taşlarından şehri 800 yıldır seyreden kalenin duvarları örülmüş. Memluk Devleti ele geçirdiğinde epey tahrip olmuş, ama hemen restore ettirmişler. Osmanlı ise 17. Yüzyılda restore ettirmiş ve içeriye küçük bir mescid yaptırmış. 

Burayı bizden birkaç saat önce şehre gelmiş olan Konya gezi grubunun himmeti sayesinde gezebildik, onlarla Beyteddin Sarayında karşılaşmıştık, sağ olsunlar bir grubun daha geleceğini söylemişler, yoksa kapanmıştı kale kapıları.

Kaplumbağa Terbiyecisi Ressamı ve Sayda

Burayı aslında İstanbul arkeoloji müzesinde İskender ve Ağlayan Kadınlar Lahdi’nden hatırlıyorum, felsefe tarih topluluğunun simgesi olan tosbikleri çizen Osman Hamdi Bey’in aynı zamanda ünlü bir arkeolog olduğunu ve Sayda kazılarını yönettiğini zaten biliyorsunuzdur.  Dönüşte tosbik Süheyla’ya anlattım heyecanla bu durumu. Yorgun,  argın ama harika bir akşam yemeği ve Beyrut’a dönüş.

  • Ve Son Gün

31 Ekim 2021: Valizleri otobüse yükleyip doğru yemyeşil dağlar arasındaki Caîta Mağarasına, oradan Harissa (Meryem Ana Tapınağı), Cübeyl (Biblos) gidilecek. Nehru’l-kalp vadisinden Caita bölgesine ulaşıyoruz, Mağara ismini buradan almış.

            Girişte traktör çektiği şirin vagonlara doluştuk, kısa yol ama biz şarkılarla daha bir güzelleştirdik. Mağaranın girişinde büyük bir Grek Heykeli var, Harisu’z-Zaman yazıyor, Adnan Zeki Hocam, işte sizin ağalardan birisi deyince, hemencecik koştum oraya, tek ve grup olarak fotoğraflar çektirdik.

İçeri girince fotoğraf çekmek yasak, dünyanın 7harikası için başvurmuş ama kabul edilmemiş, biz de 8. Harikası diyebiliriz. Biraz yürüdükten sonra teknelere bindik ve mağara göl’de tur attık

Sonra ikinci mağara geçildi orada sadece yürüdük, ama gerçekten gidip görülmesi gereken bir mekân. Dışarda tekrar çuf çuf pardon traktör çekerli vagonlara bindik şarkılarla indik aşağı.

Harisa tepesinin bulunduğu mekana ulaştık bir süre sonra. Devasa bir Hz. Meryem heykelinin bulunduğu tepeye teleferikle çıktık, Rio şehrindeki Hz. İsa Heykelinin benzeri, zaten Biblos’da Güney Amerika’ya giden Lübnanları temsilen heykel vardı, aynısı Güney Amerika’da da varmış. Pazar günü olduğu için içeride ayin vardı, dışarda kanapelerde oturan bazı insanların elinde teşbih dudaklarında dualar okudukları belliydi. Arapça, Fransızca ve İngilizce buranın bir ibadet mekânı olduğu ve lütfen sessizliği muhafaza edelim diyordu.

Oradan bütün şehri kuş bakışı görebildik. İnişte, Adnan Zeki Hocam şarkılarla ortamı şenlendirdi, yüreğine sağlık. Biblos serbest zaman verildi, biz limana indik, Güney Amerika’ya gidenlerin simgesi olan Heykelin yanında oturduk, epey yorulduğumuzu burada anladık.  

Toplanma yerine giderken bir kafe de piyano eşliğinde Gamze Hanım Arapça birşarkı söyledi, Adnan Hocamda ritimle eşlik etti, bu dinleti yorgunluğumuzu hafiflet mi ne? Yüreklerine bir kez daha esenlik, bütün yolculuk boyunca bizleri icralarıyla hiç yalnız bırakmadılar. Oradan denize nazır geniş bir lokantaya geçtik, yahu adamlar her zaman garnitür getiriyor diye düşündüğümüz için ortaya gelen devasa marul, domates, salatalık, yeşil soğan ve turptan oluşan tepsiye az biraz saldırdık gibi. Garsonlar gülünce bir tuhaflık olduğunu anlayan Meryem, sordu, bunlar dekor mu diye, o da evet deyince masalar gülme krizine girdi,  çünkü aynısını diğer masada da olmuştu. Adamlar baktılar durum vahim, hemen yenecek diğer ara sıcakları getirmeye başladılar da gözümüz az biraz doydu. Bence gezinin en unutulmaz anı buydu. Velhasıl kelam güzel bir geziydi, ee sonuç ne, yani izleniminizin son tespiti ne diye soracak olursanız:

Fransa’nın Hatay, Antep işgaline son verdik, ama Suriye ve Lübnan üzerindeki hâkimiyeti hala devam ediyor, bir zamanlar bizim şehirlerimizi de işgal etmeyi denediklerini hatırlayınca, aslında Lübnan bizim sınırımız, diyorum; bilad-i şam (Suriye, ırak, Ürdün ve Filistin) diye bunu kast ediyoruz zaten. Fakat mevcut durum üstelik de yazılmamış Ulusal Paktı (1943), devlet başkanı Maruni Hıristiyan, Başbakan Sünni Müslüman, Meclis Başkanlığı Şii Müslüman, e Meclis Başkan Yardımcısı ve Başbakan Yardımcısı olmak Rum Ortodoks olacak deyince, din ve mezhepler üzerinden şekillenen bir yönetimde istikrarın olması mümkün mü? Ya da böyle bir yönetimde ortaya çıkan yolsuzlukların üzerine gidilmesi ve sorunun çözülmesinin imkanı var mı? Sanki bölge, sürekli gerilim ve çatışma içinde kalsın diye oluşturulmuş gibi..

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.