Mehmet Anıl Korkmaz
Köşe Yazarı
Mehmet Anıl Korkmaz
 

Göçmen Kuşlar

Göçmen kuşlar yılın belli mevsimlerinde bir diyardan bir diyara uçup dururlar. Bugün oldukları yerden çıkarlar; seneye yine bugün oldukları yere dönerler. Göçmen kuşlar için bir yerden bir yere gidip gelmek bir yaşam biçimi haline gelmiştir. Bir de mülteci kuşlar vardır… Mülteci kuşlar renkleri, tüyleri, ötüş biçimleri gibi farklılıklardan dolayı diğer kuşlar tarafından dışlanırlar. O kadar çok dışlanırlar ki o bölgede kendilerine yaşam şansı bırakılmaz. Çaresizdirler; dönüşü olmayan bir yola koyulurlar. Bugünlerde içinden geçtiğimiz toplumsal ayrışmanın altında işte bu kavram karmaşası yatmaktadır. Göçmen insanlar ile mülteci insanların farkını bilmediğimiz için muhteşem bir toplumsal ayrışmaya doğru gidiyoruz. Mülteci; "ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen kişi" olarak tanımlanıyor. Yani mültecilere; uluslararası anlaşmalarla özel statü ve hukuki koruma sağlanıyor. “Göçmen” ise, ülkesinden ekonomik veya diğer nedenlerle gönüllü olarak ayrılan kişi demek. Yani göçmenler ülkelerini kendi istekleri doğrultusunda terk ederken, mülteciler ülkelerini terk etme zorunda kalan ya da terk ettirilen kişilerden oluşuyor. 1951 tarihli mültecilerin hukuki statüsüne ilişkin sözleşme ve mültecilerin hukuki statüsüne ilişkin 1967 protokolü; uluslararası alanda mülteci hukukuna ilişkin temel belgeleri oluşturuyor. Ayrıca İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 14'üncü maddesi sığınma hakkı tanıyor. Maddede; "herkesin zulüm altında başka ülkelere sığınma ve sığınma olanaklarından yararlanma hakkı vardır" deniliyor. Bu farkı anladıysak şu soruyu cevaplayalım: Ülkemizdeki Suriyeli ve Afganların statüsü mülteci mi göçmen mi? Afganlar konusuna yakın zamanda değineceğim. Suriyeliler meselesi ise acil durum teşkil ettiği için irdelenmesi icap ediyor. Suriyeliler göçmendir. Önce mülteci olarak geldiler, baş tacı ettik, hemen her birimiz maddi yardımda da bulunduk. Zaman geçti; yıllar yılları kovaladı ve mültecilik statüleri göçmenliğe doğru dönüşüm geçirmeye başladı. Mülteci olarak bizlerle kardeşlik bağı kuracaklarken şimdi maalesef şehirlerimiz içinde ayrı şehirler kuracak şekilde örgütlenme içerisine giriyorlar. Kendi dillerinde dükkân tabelaları, içeride dönen bir sermaye akışı, kendi hukuk kurallarını mahalle içinde uygulamaya çalışma, kendi mafya teşkilatlarını hayata geçirme gibi kendi kendilerine dönüp duran bir dünyanın içine girdiler. Az önce saydıklarım kamuoyunun tamamı nezdinde pek bilinmiyor olabilir lakin bir de televizyon ekranlarında her bayram öncesi ve sonrasında gösterilen görüntüler var. Bu görüntülerde göçmenlerin bayram tatili için Suriye’ye gidiş görüntüleri ve dönüş görüntüleri yer alıyor. Bu bayramda daha da ileri gidecek görüntülere şahit olduk. Muhabir Türkiye sınırında Suriyeli bir gence bayramda neler yapacağını soruyor. Suriyeli gencin cevabı ise kamuoyunu sarsmaya yetti. Suriyeli genç cevap olarak bayramda Suriye’de evleneceği ve gelirken eşini de getirip Türkiye’de ailesiyle yaşamaya başlayacağını söylüyor. Bizim iki askerimiz de aynı günlerde haince bir pusuda şehit edilince önce Fatih Altaylı çok sert bir yazı yazdı; akabinde Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan ile Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın açıklamaları gündemi bir anda hızlandırdı. Nagehan Alçı ve aynı cenahtaki kişiler de tam ters açıklamalar yapınca bir anda bütün ülkenin tek konusu Suriyeliler meselesi oluverdi. Birileri istiyor ki kollarından tutup sınırın dışına atalım. Birileri istiyor ki sürekli bu şekilde yaşamayı sürdürsünler. Ben de diyorum ki ikisinin de yapılması mümkün değil. Ne kollarından tutup sınırın dışına atabilirsin ne de aynı statüde bu ülkede daha fazla tutabilirsin. Kayıt dışı ekonomiyle sanayiyi çevirebildiğimizi düşünerek büyük hata yapıyoruz. Şimdi asgari ücretin üçte birine veya yarısına çalıştırılan Suriyeliler yarın hâkimiyet kurdukları iş kollarında tam ücret talep ettiklerinde ne olacak? Bugün Manisa’da bir fabrikada Suriyeli bir işçi hayatını kaybetti. Vefat eden işçinin hakları ne olacak? Bu bir ölüm örneğiydi. Yarın onlarca ölüm gerçekleşince ne olacak? Sigortasız işçi çalıştırdıkları için iş yerlerine ihbarlar yapılmıyor mu? İhbarlardan sonra harekete geçmeyenler için yarın harekete geçenler olduğunda bürokraside nasıl bir karmaşa meydana gelecek? İvedi şekilde Suriye ile ilişkiler normalleşmelidir. Planlı bir takvim içinde de Suriyeliler güvenli bir biçimde öz vatanlarına yerleştirilmelidir. Türkiye ekonomisinde Suriyelileri insandan ziyade ucuz iş gücü olarak görmekten vazgeçilmelidir. Bu sorunun tüm çerçevesi hem realist hem hümanist politikalar içinde belirlenmelidir.
Ekleme Tarihi: 28 Temmuz 2021 - Çarşamba

Göçmen Kuşlar

Göçmen kuşlar yılın belli mevsimlerinde bir diyardan bir diyara uçup dururlar. Bugün oldukları yerden çıkarlar; seneye yine bugün oldukları yere dönerler. Göçmen kuşlar için bir yerden bir yere gidip gelmek bir yaşam biçimi haline gelmiştir. Bir de mülteci kuşlar vardır…

Mülteci kuşlar renkleri, tüyleri, ötüş biçimleri gibi farklılıklardan dolayı diğer kuşlar tarafından dışlanırlar. O kadar çok dışlanırlar ki o bölgede kendilerine yaşam şansı bırakılmaz. Çaresizdirler; dönüşü olmayan bir yola koyulurlar.

Bugünlerde içinden geçtiğimiz toplumsal ayrışmanın altında işte bu kavram karmaşası yatmaktadır. Göçmen insanlar ile mülteci insanların farkını bilmediğimiz için muhteşem bir toplumsal ayrışmaya doğru gidiyoruz.

Mülteci; "ırkı, dini, milliyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm göreceği konusunda haklı bir korku taşıyan ve bu yüzden ülkesinden ayrılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen kişi" olarak tanımlanıyor. Yani mültecilere; uluslararası anlaşmalarla özel statü ve hukuki koruma sağlanıyor.

“Göçmen” ise, ülkesinden ekonomik veya diğer nedenlerle gönüllü olarak ayrılan kişi demek. Yani göçmenler ülkelerini kendi istekleri doğrultusunda terk ederken, mülteciler ülkelerini terk etme zorunda kalan ya da terk ettirilen kişilerden oluşuyor.

1951 tarihli mültecilerin hukuki statüsüne ilişkin sözleşme ve mültecilerin hukuki statüsüne ilişkin 1967 protokolü; uluslararası alanda mülteci hukukuna ilişkin temel belgeleri oluşturuyor.

Ayrıca İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 14'üncü maddesi sığınma hakkı tanıyor. Maddede; "herkesin zulüm altında başka ülkelere sığınma ve sığınma olanaklarından yararlanma hakkı vardır" deniliyor.

Bu farkı anladıysak şu soruyu cevaplayalım: Ülkemizdeki Suriyeli ve Afganların statüsü mülteci mi göçmen mi?

Afganlar konusuna yakın zamanda değineceğim. Suriyeliler meselesi ise acil durum teşkil ettiği için irdelenmesi icap ediyor.

Suriyeliler göçmendir. Önce mülteci olarak geldiler, baş tacı ettik, hemen her birimiz maddi yardımda da bulunduk. Zaman geçti; yıllar yılları kovaladı ve mültecilik statüleri göçmenliğe doğru dönüşüm geçirmeye başladı. Mülteci olarak bizlerle kardeşlik bağı kuracaklarken şimdi maalesef şehirlerimiz içinde ayrı şehirler kuracak şekilde örgütlenme içerisine giriyorlar. Kendi dillerinde dükkân tabelaları, içeride dönen bir sermaye akışı, kendi hukuk kurallarını mahalle içinde uygulamaya çalışma, kendi mafya teşkilatlarını hayata geçirme gibi kendi kendilerine dönüp duran bir dünyanın içine girdiler.

Az önce saydıklarım kamuoyunun tamamı nezdinde pek bilinmiyor olabilir lakin bir de televizyon ekranlarında her bayram öncesi ve sonrasında gösterilen görüntüler var. Bu görüntülerde göçmenlerin bayram tatili için Suriye’ye gidiş görüntüleri ve dönüş görüntüleri yer alıyor. Bu bayramda daha da ileri gidecek görüntülere şahit olduk. Muhabir Türkiye sınırında Suriyeli bir gence bayramda neler yapacağını soruyor. Suriyeli gencin cevabı ise kamuoyunu sarsmaya yetti. Suriyeli genç cevap olarak bayramda Suriye’de evleneceği ve gelirken eşini de getirip Türkiye’de ailesiyle yaşamaya başlayacağını söylüyor. Bizim iki askerimiz de aynı günlerde haince bir pusuda şehit edilince önce Fatih Altaylı çok sert bir yazı yazdı; akabinde Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan ile Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş’ın açıklamaları gündemi bir anda hızlandırdı. Nagehan Alçı ve aynı cenahtaki kişiler de tam ters açıklamalar yapınca bir anda bütün ülkenin tek konusu Suriyeliler meselesi oluverdi.

Birileri istiyor ki kollarından tutup sınırın dışına atalım. Birileri istiyor ki sürekli bu şekilde yaşamayı sürdürsünler. Ben de diyorum ki ikisinin de yapılması mümkün değil. Ne kollarından tutup sınırın dışına atabilirsin ne de aynı statüde bu ülkede daha fazla tutabilirsin.

Kayıt dışı ekonomiyle sanayiyi çevirebildiğimizi düşünerek büyük hata yapıyoruz. Şimdi asgari ücretin üçte birine veya yarısına çalıştırılan Suriyeliler yarın hâkimiyet kurdukları iş kollarında tam ücret talep ettiklerinde ne olacak? Bugün Manisa’da bir fabrikada Suriyeli bir işçi hayatını kaybetti. Vefat eden işçinin hakları ne olacak? Bu bir ölüm örneğiydi. Yarın onlarca ölüm gerçekleşince ne olacak? Sigortasız işçi çalıştırdıkları için iş yerlerine ihbarlar yapılmıyor mu? İhbarlardan sonra harekete geçmeyenler için yarın harekete geçenler olduğunda bürokraside nasıl bir karmaşa meydana gelecek?

İvedi şekilde Suriye ile ilişkiler normalleşmelidir. Planlı bir takvim içinde de Suriyeliler güvenli bir biçimde öz vatanlarına yerleştirilmelidir. Türkiye ekonomisinde Suriyelileri insandan ziyade ucuz iş gücü olarak görmekten vazgeçilmelidir. Bu sorunun tüm çerçevesi hem realist hem hümanist politikalar içinde belirlenmelidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.