İrfan Sönmez
Köşe Yazarı
İrfan Sönmez
 

Toplumların Gelişmesinde Din Algısının Rolü

Toplumların din algısı ile, sosyal hayatları, ekonomik durumları, siyasi tercihleri arasında ciddi bir ilişki vardır. Daron Acemoğlu, dinlerle gelişmişlik düzeyi arasında bir ilişki bulunmadığını söylemesine rağmen, tarihi gerçekler bu tespite, dinlerle değil, ama din algısı yönünden haklılık payı vermiyor. Dinler, gelişmeye engel olmazlar, semavi dinlerin topluma ekonomik bir reçete sunma iddiaları da yoktur. Ortak amaç, bu kainatın bir yaratıcısı olduğuna  insanların iman etmesi ve onun koyduğu kurallarla ilişkilerin tanzim edilmesidir. Dinler doğru anlaşıldıkları ve doğru uygulandıkları takdirde ferdi huzur ve  toplumsal düzenin kaynağı olurlar.Doğru anlaşılmadıkları zaman ise kişi ve toplumsal din algısına bağlı olarak donmanın, gerilemenin, hatta çatışmanın müsebbibi olabilirler.Din algısı, dinin bir durumu değil, tamamen algılayanın bir durumu  ve dolayısıyla sonuçları bakımından da  sadece  algılayanı bağlamaktadır. Bazen dinin hükümleri ile din algısı arasındaki mesafe dinin hükümleri ile çatışacak kadar büyük olabilir.Tarihte ve günümüzde bunun örneklerine rastlamak mümkündür. Mesela III.Murat, Müneccimbaşı Takiyüddin'e  İstanbul'da bir rasathane kurdurur.Ancak Yeniçeri ve halk arasında rasathane ile Tanrı'nın sırlarının öğrenileceği, (Zaten ilim, biraz da kainatın sırlarını ortaya çıkarmak değil midir?)meleklerin bacaklarına bakıldığı,bunun  küfür olduğu yönünde dedikodular yayılır, neticede top atışları ile  rasathane yıkılır. Bu olay, dinle algı arasındaki mesafenin büyüklüğünü göstermesi bakımından önemli bir örnektir. İslam, ilmi emrederken, o dinin mensupları bunu Allah'ın sırlarını öğrenme olarak yorumlayabilmiştir. Algı bozukluğu, sadece ilimle ilgili değildir, Allah inancı ile de ilgilidir, çünkü bu idrak biçimi Allah'ın sırlarını bir rasathaneden  koruyamayacağı düşüncesini taşımakta, Allah'ın kudretini kul yapımı bir rasathaneyi aşamayacak şekilde küçültmektedir. Oysa O kudreti sonsuz ve hiç bir idrakin gücünü kavrayamayacağı derecede güçlü olandır. Meleklerin bacakları meselesi ise -meleklere cinsiyet  ve görünürlük atfettiğinden-  yine İslam'ın hükümlerine aykırıdır.Bu kafa ilim ve düşüncenin bu coğrafyada firarı ile teticelenmiştir. Din algısı ile ekonomik gerileme arasındaki ilişki için de birçok örnek göstermek mümkündür.İslam, meskeneti değil, çalışmayı,terlemeyi, mücadele etmeyi emreder.Talep edilen,Allah'tan istenen her neyse onun icaplarının, gereklerinin yerine getirilmesini ister. İcapları yerine getirilmeden Allah'tan istenen bir şey tahakkuk etmez.Allah'ın yeryüzünde koyduğu kanunlar vardır. Kazanmak için Müslim veya gayri Müslim olan değil, bu kanunlara uygun davrananlar kazanır. Diyelim ki savaştasınız, tedbir almayan, icaplarını yerine getirmeyenler, peygamber de olsalar kaybederler.Allah'ın sünneti kimse için değişmez, O'nun sosyal hayat için koyduğu kanunlar herkes için geçerlidir.Savaşın şart ve gereklerine uyanların galip, olmayanların mağlup olması ilahi bir kanundur.(Kur'an Yolu.C.1.s.677) Ekonomi,siyaset, bilimsel gelişme akla gelen her konuda doğru olan dindarlık veya Müslümanlıkla yetinmek değil, yapılan işin şart ve icaplarını yerine getirmektir. Yavuz Sultan Selim'in bir savaş dönüşü, - evliyanın duasıyla zafer kazandınız- diyenlere kılıcını gösterip,- bunun da hakkını unutmayın,- demesi bu gerçeğin ifadesidir. Savaş kazanmak için iyi teçhiz edilmiş ve doğru yönetilen bir ordu olmadığı müddetçe tek başına dua ile hiçbir savaş kazanılamaz. Duanın en güzeli fiili dua, yani istenen şeyin gereklerini yerine getirmektir.İyi yönetilmek için,  iyi yönetme ehliyetine sahip olanları seçmek, para kazanmak için, çalışmak,üretmek ve akıllı yatırımlar yapmak, ona göre davranmak gerekir. Rızkın Allahtan olduğuna inanmak başka, o rızıkların ne kadarı için gerekli şartları yerine getirdiğiniz  başkadır. Rızkın Allah'tan olduğuna  inanacak, ancak onu almanın/Hak etmenin yolunun çalışmaktan, üretmekten geçtiğini bileceğiz.Tabi, her iş için geçerli olan kişisel yeteneklerin etkisi de  unutulmamalıdır. Hülasa,  Allah dilediğine verir, kudretine sınır yoktur, lakin nasıl vereceğini de Sünnetullah dediğimiz, kanunlara bağlamıştır. O kanunların özeti, her işin gereğini yapmaktır.
Ekleme Tarihi: 31 Aralık 2020 - Perşembe

Toplumların Gelişmesinde Din Algısının Rolü

Toplumların din algısı ile, sosyal hayatları, ekonomik durumları, siyasi tercihleri arasında ciddi bir ilişki vardır. Daron Acemoğlu, dinlerle gelişmişlik düzeyi arasında bir ilişki bulunmadığını söylemesine rağmen, tarihi gerçekler bu tespite, dinlerle değil, ama din algısı yönünden haklılık payı vermiyor.

Dinler, gelişmeye engel olmazlar, semavi dinlerin topluma ekonomik bir reçete sunma iddiaları da yoktur. Ortak amaç, bu kainatın bir yaratıcısı olduğuna  insanların iman etmesi ve onun koyduğu kurallarla ilişkilerin tanzim edilmesidir.

Dinler doğru anlaşıldıkları ve doğru uygulandıkları takdirde ferdi huzur ve  toplumsal düzenin kaynağı olurlar.Doğru anlaşılmadıkları zaman ise kişi ve toplumsal din algısına bağlı olarak donmanın, gerilemenin, hatta çatışmanın müsebbibi olabilirler.Din algısı, dinin bir durumu değil, tamamen algılayanın bir durumu  ve dolayısıyla sonuçları bakımından da  sadece  algılayanı bağlamaktadır.

Bazen dinin hükümleri ile din algısı arasındaki mesafe dinin hükümleri ile çatışacak kadar büyük olabilir.Tarihte ve günümüzde bunun örneklerine rastlamak mümkündür. Mesela III.Murat, Müneccimbaşı Takiyüddin'e  İstanbul'da bir rasathane kurdurur.Ancak Yeniçeri ve halk arasında rasathane ile Tanrı'nın sırlarının öğrenileceği, (Zaten ilim, biraz da kainatın sırlarını ortaya çıkarmak değil midir?)meleklerin bacaklarına bakıldığı,bunun  küfür olduğu yönünde dedikodular yayılır, neticede top atışları ile  rasathane yıkılır. Bu olay, dinle algı arasındaki mesafenin büyüklüğünü göstermesi bakımından önemli bir örnektir. İslam, ilmi emrederken, o dinin mensupları bunu Allah'ın sırlarını öğrenme olarak yorumlayabilmiştir. Algı bozukluğu, sadece ilimle ilgili değildir, Allah inancı ile de ilgilidir, çünkü bu idrak biçimi Allah'ın sırlarını bir rasathaneden  koruyamayacağı düşüncesini taşımakta, Allah'ın kudretini kul yapımı bir rasathaneyi aşamayacak şekilde küçültmektedir. Oysa O kudreti sonsuz ve hiç bir idrakin gücünü kavrayamayacağı derecede güçlü olandır. Meleklerin bacakları meselesi ise -meleklere cinsiyet  ve görünürlük atfettiğinden-  yine İslam'ın hükümlerine aykırıdır.Bu kafa ilim ve düşüncenin bu coğrafyada firarı ile teticelenmiştir.

Din algısı ile ekonomik gerileme arasındaki ilişki için de birçok örnek göstermek mümkündür.İslam, meskeneti değil, çalışmayı,terlemeyi, mücadele etmeyi emreder.Talep edilen,Allah'tan istenen her neyse onun icaplarının, gereklerinin yerine getirilmesini ister. İcapları yerine getirilmeden Allah'tan istenen bir şey tahakkuk etmez.Allah'ın yeryüzünde koyduğu kanunlar vardır. Kazanmak için Müslim veya gayri Müslim olan değil, bu kanunlara uygun davrananlar kazanır. Diyelim ki savaştasınız, tedbir almayan, icaplarını yerine getirmeyenler, peygamber de olsalar kaybederler.Allah'ın sünneti kimse için değişmez, O'nun sosyal hayat için koyduğu kanunlar herkes için geçerlidir.Savaşın şart ve gereklerine uyanların galip, olmayanların mağlup olması ilahi bir kanundur.(Kur'an Yolu.C.1.s.677) Ekonomi,siyaset, bilimsel gelişme akla gelen her konuda doğru olan dindarlık veya Müslümanlıkla yetinmek değil, yapılan işin şart ve icaplarını yerine getirmektir. Yavuz Sultan Selim'in bir savaş dönüşü, - evliyanın duasıyla zafer kazandınız- diyenlere kılıcını gösterip,- bunun da hakkını unutmayın,- demesi bu gerçeğin ifadesidir. Savaş kazanmak için iyi teçhiz edilmiş ve doğru yönetilen bir ordu olmadığı müddetçe tek başına dua ile hiçbir savaş kazanılamaz. Duanın en güzeli fiili dua, yani istenen şeyin gereklerini yerine getirmektir.İyi yönetilmek için,  iyi yönetme ehliyetine sahip olanları seçmek, para kazanmak için, çalışmak,üretmek ve akıllı yatırımlar yapmak, ona göre davranmak gerekir. Rızkın Allahtan olduğuna inanmak başka, o rızıkların ne kadarı için gerekli şartları yerine getirdiğiniz  başkadır. Rızkın Allah'tan olduğuna  inanacak, ancak onu almanın/Hak etmenin yolunun çalışmaktan, üretmekten geçtiğini bileceğiz.Tabi, her iş için geçerli olan kişisel yeteneklerin etkisi de  unutulmamalıdır. Hülasa,  Allah dilediğine verir, kudretine sınır yoktur, lakin nasıl vereceğini de Sünnetullah dediğimiz, kanunlara bağlamıştır. O kanunların özeti, her işin gereğini yapmaktır.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.