İrfan Sönmez
Köşe Yazarı
İrfan Sönmez
 

Öcalan ve Demirtaş, İki Adam İki Yol mu, Tek Yol mu?

"Edirne'deki en büyük hesabı İmralı'dakine verecek." Bu sözler, bu ülkenin Cumhurbaşkanına ait. Edirne Demirtaş'ı, İmralı Öcalan'ı temsil ediyor. Bu sözlerle, Edirne'deki İmralı'dakine şikayet ediliyor.Laf dinlememenin hesabını İmralı'ya vereceksin deniliyor. Bir Cumhurbaşkanının bu lafları asla söylememesi gerekir. Hukuk devletinde herkesin hesap vereceği yer bellidir. Hukuk dışına çıkan hesabını millete ve yargıya verir. Başka bir hesap sorma, hesap alma mercii yoktur. Bu, aynı zamanda "Edirne'dekini sustur" anlamına geliyor. Çünkü, İmralı'daki hesap sorucu mevkiine çıkarılınca öteki de "CB Erdoğan'ın rahatsız olduğu konularda" susturulması gereken anlamına geliyor. İmralı sopası ile Edirne'dekini susturmak. Buna da milli ve yerli politika diyoruz. Diyelim ki örgüt içinde hesaplaşma var, ne zamandan beri örgüt içi hesaplaşma Cumhurbaşkanının konusu oluyor? Öcalan, Cumhuriyet tarihinin en büyük gailesini başımıza açan isim. Asılması gerekirken o günün politikacılarının çapsızlığı, MİT'i yönetenlerin ufuksuzluğu yüzünden ölene kadar ülkeyi meşgul edecek bir sorun haline getirildi. Hukuk işlemeyince hukuksuzluk büyür. Terörist olarak yakalanan Öcalan, hukuk uygulanmadığı için giderek büyüyen siyasi bir figür haline geldi.  Onu etnik ayrılıkçıların hesap sorucu makamına çıkarmak ülke içinde  iki ayrı otorite ve yargılama mahallinin olduğunu kabul etmektir. Mesela geçmişte bir Alman başbakanı çıkıp herhangi bir Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) mensubu teröriste, sen Andreas Baader veya Ulrike Meinhof'a hesap vereceksin diyebilir miydi? RAF bu ikili tarafından kurulduğu için daha çok Baader-Meinhof çetesi olarak tanınmıştır. CB Erdoğan'ın bu talihsiz beyanı, Öcalan'ın-Cumhur ittifakı açısından- tercih edilebilirliği ve usluluğuna, Demirtaş'ın serkeşliğine işaret ediyor. İktidar, Öcalan ile Demirtaş arasında bir tercih yaparak Öcalan diyor. Bu aslında, Öcalan'la temasların sürdüğü, aradaki parazitlerin engellenmeye, farklı seslerin bastırılmaya çalışıldığının  ifadesi. Demirtaş' da bu ifadenin altında kalmadı, yaptığı paylaşımda:" Siyasetçiler halka, partisine, parlamentoya, bağımsız yargıya hesap verir.Sen benim için "kaygılanmayı" bırak da kendi vereceğin hesabı düşün."dedi.   Bu tip  olaylara bir çok açıdan bakmak gerekir: -Mesela, Demirtaş'ın özgül ağırlığının artmasının hangi sonuçlara neden olabileceğinin düşünülmesi gerekir.   -Bu durum Demirtaş'ı farklı bir yol izlemeye sürükleyebilir, -Kürtler, Öcalan ve PKK dışında bir  figür olarak çizdiği  yolu benimseyebilir. -Şimdi olmasa bile ileride bu ayrışma potansiyeline ve Demirtaş'ın öne çımasına ihtiyaç duyulabilir. -Hem İmralı, dolayısıyla PKK gölgesinde siyaset yapan HDP'yi lanetleyip, hem de PKK ve Öcalan'ın önüne geçen bir figürü Öcalan'a şikayet etmek ne kadar akılcıdır? -Bugün birlikte olsalar bile Demirtaş'ın giderek yükselen grafiği bir farklılaşma ihtimalinin yabana atılmaması gerektiğini gösteriyor. Bunların etraflıca düşünülmesi gerekir.(Bu soruların büyük kısmı değerli kardeşim Nuri civelek'ten alıntıdır)   CB Erdoğan, Öcalan'la, Demirtaş arasında hesaplaşma olacağını söylerken HDP Diyarbakır milletvekili Semra Güzel'in dokunulmazlığının kaldırılması konusunda da muhalefete çatmayı ihmal etmedi. CHP ve İYİ partiye sataşarak niçin sessiz kaldıklarını sordu. Bir nevi milliyetçilik ispatına çağırdı. HDP karşıtlığı üzerine konumlandırdığı, kendi milliyetçilik anlayışını öne çıkardı. Kılıçdaroğlu' da, Akşener' de teröristlerle koyun koyuna resim çeken birinin  mecliste yerinin olmayacağını, Güzel'in dokunulmazlığının kaldırılacağı yönünde oy kullanacaklarını söylediler. İYİ partinin bu konulardaki hassasiyeti  zaten biliniyordu. Sayın Akşener bir şey daha söyledi, Oslo ve İmralı sürecinde  örgütle halvete girenlerin de dokunulmazlıklarının kaldırılmasının gerektiğini söyledi. HDP'li Güzel, o resmi verdiği sırada AKP ile HDP/PKK kol kolaydı. Yandaş yazarlar Öcalan'ı yere göğe sığdıramıyorlardı. Dilipak, "hani bebek katili dediğiniz kişi var ya bizden biri, aileden biri" diye yazıyordu. Öcalan'ın heykelini dikmekten söz eden, PKK mezarlıklarına dikilen heykelleri fiberglasstan yapılma diyerek tepkilerle dalga geçen Efgan Ala gibi tipler vardı. Emine Şenlikoğlu Tweter paylaşımlarında " ne var bunda sizin heykelleriniz var, onların da olsun" diyordu. Halbuki Atatürk heykellerine put diyen de bunlardı. PKK mezarlıklara heykel yapınca heykeller put olmaktan çıkıp masum bir obje haline geliyordu. Akşener'in, Oslo ve çözüm sürecinin sorumlularına yönelik talebi son derece yerindedir. O tarihlerde ülke ve milletin bütünlüğü masaya konuldu, büyük suçlar işlendi. Siz bakmayın şimdi herkesten çok HDP/PKK karşıtı gibi görünmelerine, o günün suçluluk kompleksinden böyle yapıyorlar. Nasıl  paralel devlet yapılanması FETÖ'ye en çok bu yapı ile ilişkisi olmuş olanlar vuruyorsa, HDP/PKK karşıtlığı üzerinden milliyetçilik yapmanın da böyle bir psikolojik arka planı var. Vuruyor görünerek geçmişlerini silmeye çalışıyorlar.  Ali Bayramoğlu Akşener'in bu beyanı üzerine  Karar'daki yazısında;" İYİ Parti, bu bakımdan, zaten Cumhur İttifakı’nın içerideki adamı gibi," diye yazdı. Güzel'in dokunulmazlığının kaldırılmasını istemeyi beşinci kol faaliyeti gibi gördü. Doğrusu Bayramoğlu gibi yazarlar da bu tarafta gözüken HDP'nin adamları gibiler. Bayramoğlu'na göre, Güzel' çözüm sürecinde o resmi çekmiş, dolayısıyla dokunulmazlığının kaldırılmaması gerekiyor. Diyelim ki, oraya aracılık için gittiler, o sarmaş dolaş fotoğraflar, top oynamalar da aracılık kapsamına giriyor mu? Burada tartışılması gereken 2017'de ele geçirilen fotoğrafların niçin 5 yıl sonra gündeme getirildiğidir. AKP hiç bir zaman bu meselede samimi olmadı, bugün de değil. HDP'nin yüzde 6'lardan 13'lere kadar çıkmasının sorumlusu AKP'dir. Siz bakmayın ucuz milliyetçilik yaptıklarına, yarın HDP Cumhur İttifakını destekliyoruz desin, üstüne bir de takla atarlar.Apo'ya şirinlik yapmalarının arkasında da bu var. Üç oy için Öcalan kardeşleri TV ve Anadolu Ajansına çıkarmadılar mı? AKP, terör ve bölücülük konusunda dün de yanlış yoldaydı, bugün de yanlış yolda. Çünkü her sorun gibi bu konuya da parti çıkarı ve oy getirme beklentisi üzerinden yaklaşıyor. Öcalan ve Demirtaş şimdilik iki ayrı adam, lakin farklılaşma sinyali veren tek çizgidir. Öcalan, yolun sonuna yaklaşırken, Demirtaş yolun başında.Yanlış politikalarla Öcalan siyasi bir figür haline getirildi, Şimdide bir farklılaşma ihtimalinin önü tıkanıyor.Hani bölge siyasetinin çeşitlenmesini istiyordunuz?
Ekleme Tarihi: 16 Ocak 2022 - Pazar

Öcalan ve Demirtaş, İki Adam İki Yol mu, Tek Yol mu?

"Edirne'deki en büyük hesabı İmralı'dakine verecek." Bu sözler, bu ülkenin Cumhurbaşkanına ait.

Edirne Demirtaş'ı, İmralı Öcalan'ı temsil ediyor.

Bu sözlerle, Edirne'deki İmralı'dakine şikayet ediliyor.Laf dinlememenin hesabını İmralı'ya vereceksin deniliyor.

Bir Cumhurbaşkanının bu lafları asla söylememesi gerekir. Hukuk devletinde herkesin hesap vereceği yer bellidir. Hukuk dışına çıkan hesabını millete ve yargıya verir. Başka bir hesap sorma, hesap alma mercii yoktur.

Bu, aynı zamanda "Edirne'dekini sustur" anlamına geliyor. Çünkü, İmralı'daki hesap sorucu mevkiine çıkarılınca öteki de "CB Erdoğan'ın rahatsız olduğu konularda" susturulması gereken anlamına geliyor. İmralı sopası ile Edirne'dekini susturmak. Buna da milli ve yerli politika diyoruz.

Diyelim ki örgüt içinde hesaplaşma var, ne zamandan beri örgüt içi hesaplaşma Cumhurbaşkanının konusu oluyor?

Öcalan, Cumhuriyet tarihinin en büyük gailesini başımıza açan isim. Asılması gerekirken o günün politikacılarının çapsızlığı, MİT'i yönetenlerin ufuksuzluğu yüzünden ölene kadar ülkeyi meşgul edecek bir sorun haline getirildi. Hukuk işlemeyince hukuksuzluk büyür. Terörist olarak yakalanan Öcalan, hukuk uygulanmadığı için giderek büyüyen siyasi bir figür haline geldi.  Onu etnik ayrılıkçıların hesap sorucu makamına çıkarmak ülke içinde  iki ayrı otorite ve yargılama mahallinin olduğunu kabul etmektir. Mesela geçmişte bir Alman başbakanı çıkıp herhangi bir Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) mensubu teröriste, sen Andreas Baader veya Ulrike Meinhof'a hesap vereceksin diyebilir miydi? RAF bu ikili tarafından kurulduğu için daha çok Baader-Meinhof çetesi olarak tanınmıştır.

CB Erdoğan'ın bu talihsiz beyanı, Öcalan'ın-Cumhur ittifakı açısından- tercih edilebilirliği ve usluluğuna, Demirtaş'ın serkeşliğine işaret ediyor. İktidar, Öcalan ile Demirtaş arasında bir tercih yaparak Öcalan diyor. Bu aslında, Öcalan'la temasların sürdüğü, aradaki parazitlerin engellenmeye, farklı seslerin bastırılmaya çalışıldığının  ifadesi. Demirtaş' da bu ifadenin altında kalmadı, yaptığı paylaşımda:" Siyasetçiler halka, partisine, parlamentoya, bağımsız yargıya hesap verir.Sen benim için "kaygılanmayı" bırak da kendi vereceğin hesabı düşün."dedi.

 

Bu tip  olaylara bir çok açıdan bakmak gerekir:

-Mesela, Demirtaş'ın özgül ağırlığının artmasının hangi sonuçlara neden olabileceğinin düşünülmesi gerekir.  

-Bu durum Demirtaş'ı farklı bir yol izlemeye sürükleyebilir,

-Kürtler, Öcalan ve PKK dışında bir  figür olarak çizdiği  yolu benimseyebilir.

-Şimdi olmasa bile ileride bu ayrışma potansiyeline ve Demirtaş'ın öne çımasına ihtiyaç duyulabilir.

-Hem İmralı, dolayısıyla PKK gölgesinde siyaset yapan HDP'yi lanetleyip, hem de PKK ve Öcalan'ın önüne geçen bir figürü Öcalan'a şikayet etmek ne kadar akılcıdır?

-Bugün birlikte olsalar bile Demirtaş'ın giderek yükselen grafiği bir farklılaşma ihtimalinin yabana atılmaması gerektiğini gösteriyor. Bunların etraflıca düşünülmesi gerekir.(Bu soruların büyük kısmı değerli kardeşim Nuri civelek'ten alıntıdır)

 

CB Erdoğan, Öcalan'la, Demirtaş arasında hesaplaşma olacağını söylerken HDP Diyarbakır milletvekili Semra Güzel'in dokunulmazlığının kaldırılması konusunda da muhalefete çatmayı ihmal etmedi. CHP ve İYİ partiye sataşarak niçin sessiz kaldıklarını sordu. Bir nevi milliyetçilik ispatına çağırdı. HDP karşıtlığı üzerine konumlandırdığı, kendi milliyetçilik anlayışını öne çıkardı. Kılıçdaroğlu' da, Akşener' de teröristlerle koyun koyuna resim çeken birinin  mecliste yerinin olmayacağını, Güzel'in dokunulmazlığının kaldırılacağı yönünde oy kullanacaklarını söylediler. İYİ partinin bu konulardaki hassasiyeti  zaten biliniyordu. Sayın Akşener bir şey daha söyledi, Oslo ve İmralı sürecinde  örgütle halvete girenlerin de dokunulmazlıklarının kaldırılmasının gerektiğini söyledi.

HDP'li Güzel, o resmi verdiği sırada AKP ile HDP/PKK kol kolaydı. Yandaş yazarlar Öcalan'ı yere göğe sığdıramıyorlardı. Dilipak, "hani bebek katili dediğiniz kişi var ya bizden biri, aileden biri" diye yazıyordu. Öcalan'ın heykelini dikmekten söz eden, PKK mezarlıklarına dikilen heykelleri fiberglasstan yapılma diyerek tepkilerle dalga geçen Efgan Ala gibi tipler vardı. Emine Şenlikoğlu Tweter paylaşımlarında " ne var bunda sizin heykelleriniz var, onların da olsun" diyordu. Halbuki Atatürk heykellerine put diyen de bunlardı. PKK mezarlıklara heykel yapınca heykeller put olmaktan çıkıp masum bir obje haline geliyordu. Akşener'in, Oslo ve çözüm sürecinin sorumlularına yönelik talebi son derece yerindedir. O tarihlerde ülke ve milletin bütünlüğü masaya konuldu, büyük suçlar işlendi. Siz bakmayın şimdi herkesten çok HDP/PKK karşıtı gibi görünmelerine, o günün suçluluk kompleksinden böyle yapıyorlar. Nasıl  paralel devlet yapılanması FETÖ'ye en çok bu yapı ile ilişkisi olmuş olanlar vuruyorsa, HDP/PKK karşıtlığı üzerinden milliyetçilik yapmanın da böyle bir psikolojik arka planı var. Vuruyor görünerek geçmişlerini silmeye çalışıyorlar. 

Ali Bayramoğlu Akşener'in bu beyanı üzerine  Karar'daki yazısında;" İYİ Parti, bu bakımdan, zaten Cumhur İttifakı’nın içerideki adamı gibi," diye yazdı. Güzel'in dokunulmazlığının kaldırılmasını istemeyi beşinci kol faaliyeti gibi gördü. Doğrusu Bayramoğlu gibi yazarlar da bu tarafta gözüken HDP'nin adamları gibiler. Bayramoğlu'na göre, Güzel' çözüm sürecinde o resmi çekmiş, dolayısıyla dokunulmazlığının kaldırılmaması gerekiyor. Diyelim ki, oraya aracılık için gittiler, o sarmaş dolaş fotoğraflar, top oynamalar da aracılık kapsamına giriyor mu?

Burada tartışılması gereken 2017'de ele geçirilen fotoğrafların niçin 5 yıl sonra gündeme getirildiğidir. AKP hiç bir zaman bu meselede samimi olmadı, bugün de değil. HDP'nin yüzde 6'lardan 13'lere kadar çıkmasının sorumlusu AKP'dir. Siz bakmayın ucuz milliyetçilik yaptıklarına, yarın HDP Cumhur İttifakını destekliyoruz desin, üstüne bir de takla atarlar.Apo'ya şirinlik yapmalarının arkasında da bu var. Üç oy için Öcalan kardeşleri TV ve Anadolu Ajansına çıkarmadılar mı?

AKP, terör ve bölücülük konusunda dün de yanlış yoldaydı, bugün de yanlış yolda. Çünkü her sorun gibi bu konuya da parti çıkarı ve oy getirme beklentisi üzerinden yaklaşıyor. Öcalan ve Demirtaş şimdilik iki ayrı adam, lakin farklılaşma sinyali veren tek çizgidir. Öcalan, yolun sonuna yaklaşırken, Demirtaş yolun başında.Yanlış politikalarla Öcalan siyasi bir figür haline getirildi, Şimdide bir farklılaşma ihtimalinin önü tıkanıyor.Hani bölge siyasetinin çeşitlenmesini istiyordunuz?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.