Selim Gürbüzer
Köşe Yazarı
Selim Gürbüzer
 

Bitki Embriyosu ve Meyve

      Eskiden beri bitkiler gizli üreme anlamına gelen cryptogamae (kriptogamlar) ve çiçek açıp tohum oluşturabilen anlamına gelen phanerogamae (fanerogamlar) olmak üzere iki grupta kategorize edilirler. Her ikisi arasındaki temel fark şudur ki; cryptogamae’larda istirahat devresi spor fazında geçmekte iken phanerogam’larda istirahat devresi embriyo halinde geçmektedir. Hakeza cryptogamae’larda yumurtanın döllenmesiyle birlikte hemen embriyo devresi gelişirken, phanerogam’larda ise gelişmenin ilk fazı sporoit bitki üzerinde gerçekleşip,  böylece embriyo ana bitkiden tohum olarak ayrılmış olur.      Bilindiği üzere tohumlu bitkiler sporofit bitkinin belli sürgünlerinde diğer yapraklardan farklı olarak mikrosporofiller ve makrosporofiller çıkmakta. Bu yüzden mikrosporofil ve makrosporofillerin bir bütün olarak oluşan bitki topluluğuna çiçek adı verilir.  Tabii hazır çiçekten bahsetmişken Yunusun çiçekle olan hasbihalini anmadan edemeyiz elbet. Bakınız Yunus çiçeğe ne soruyor, çiçek ne cevap veriyor bir izleyelim: “Sordum sarıçiçeğe: Benzin neden sarıdır? Çiçek eydür derviş baba: Ahım dağlar eritir Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.   Sordum sarıçiçeğe: Sizde ölüm var mıdır? Çiçek eydür derviş baba: Ölümsüz yer var mıdır? Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah. Sordum sarıçiçeğe: Kışın nerde olursun Çiçek eydür derviş baba: Kışın türab oluruz Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah. Sordum sarıçiçeğe: Tamuya girer misiz? Çiçek eydür derviş baba: Ol münkirler yeridir. Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah. Sordum sarıçiçeğe: Uçmağa girer misiniz? Çiçek eydür derviş baba: Uçmak adem şehridir Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah. Sordum sarıçiçeğe: Gül sizin neniz olur? Çiçek eydür derviş baba: Gül Muhammed teridir. Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah. Sordum sarıçiçeğe: Ademi bilir misiniz? Çiçek eydür derviş baba: Adem binde birdir Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah. Sordum sarıçiçeğe: Kırkları bilir misiniz? Çiçek eydür derviş baba: Kırklar Allah yâridir. Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah. Sordum sarıçiçeğe: Rengin kandan alırsız? Çiçek eydür derviş baba: Ay iye gün nurudur Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah. Sordum sarıçiçeğe: Boynun neden eğridir? Çiçek eydür derviş baba: Kalbim hakka doğrudur Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah. Sordum sarıçiçeğe: annen baban varmıdır? Çiçek eydür derviş baba: annem babam topraktır Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah. Sordum sarıçiçeğe: Sen Kabeyi gördün mü? Çiçek eydür derviş baba: Kâbe Allah evidir Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah. Sordum sarıçiçeğe: Bahçene girsem nola? Çiçek eydür derviş baba: Kokla beni geri dur. Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah. Sordum sarıçiçeğe: Sen sıratı gördün mü? Çiçek eydür derviş baba: Cümlenin ol yoludur Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah. Sordum sarıçiçeğe: Gözün niçin yaşlıdır? Çiçek eydür derviş baba: Bağrıcağım başlıdır Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah. Sordum sarıçiçeğe: Sen beni bilir misiniz? Çiçek eydür derviş baba: Sen Yunus değil misin? Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah”       İşte görüyorsunuz bizim Yunus Emre’miz bu ya, çiçeği hal lisanıyla konuşturaraktan çiçeğin manevi yönünü ortaya koymakta. Madem öyle, bize de çiçeğin biyolojik yönünü ortaya koymak düşer.         Bilindiği üzere makrosporangiumlar; mikrosporofil, makrosporofil ya da karpel adı verilen yapraklar üzerinde bulunup vazife gereği bölünerek küçük olandan mikrospor (erkek protalyum) büyük olandan makrospor  (dişi protalyum-embriyo kesesini) meydana getirirler. Yani bu demektir ki döllenme ve embriyo gelişmesi makroprotalyumda gerçekleşmektedir. Böylece makrosporofillerin kenarları içeriye doğru kıvrılarak kapalı bir zar halini alıp içlerinde tohum taslakları gelişir ki bunlara da angiospermae (kapalı tohumlular) adı verilir.                                                 Bitkilerde eşey dağılımı      Mikrosporofil ve makrosporofil ayrı ayrı çiçeklerde bulunursa bunlar hermafrodit olarak adlandırılır.  Şayet erkek ve dişi çiçekler aynı bitki üzerinde gelişirse bu durumda ‘monoik’ bitki olarak tanımlanırken farklı bitkilerde gelişirse ‘dioik’ bitkiler olarak tanımlanır.        İlkel bitkilerde her makrosporofil bir pistil oluşturur. Pistil daha gelişmiş olan bitkilerde birkaç sayıda karpel şeklinde ya da makrosporifil olarak kendini gösterir. Derken karpellerin uç kısımlarının birleşmesi sonucunda pistil  (ovaryum-dişi organ) oluşmaktadır. Dolayısıyla tek karpelden meydana gelen ovaryumlar ‘apokarp ovaryum’ olarak addedilirken çok karpelden meydana gelen ovaryumlar ise ‘sinkarp ovaryum’ olarak addedilirler. Şayet karpel uç kısımlarının birbiriyle birleşip tek bir bölme oluştururlarsa, bu durumda adından ‘parakarp ovaryum’ olarak söz ettirir. Unutmayalım ki karpeller icabında daha geniş alanlar üzerinde birleşip bölmeli ovaryumlar oluşturabiliyor.  Nitekim böylesi bir oluşumla birlikte karpellerin kenarlarında etli yastıkçıklar oluşur da. Ve oluşan bu tohum taslakları yastıkçıklara bağlandığında plasenta adını alır. Tohum taslaklarının ovaryum üzerindeki dağılış şekli ise plasentalanma olarak isimlendirilir. Bir başka ifadeyle tohum taslakları karpel ayasının tam yüzeyinde dağılır dağılmaz plasentalanma olayı gerçekleşir. Malumunuz plasentalanma  ‘Plasentalanma koliner’ ve ‘Foliar ’ olmak üzere iki tiptirler. Şayet bu iki tipten bir çiçek tablasının uzantısı üzerinde plasentalanma görülürse buna koliner plasentalanma denip bu da kendi içinde  ‘bazal plasenta’ ve ‘plasenta central’ olarak kategorize edilir.        Bazal plasentalamada malum tohum taslağı tek olup ototrofturlar. Konum olarakta bazal plasentalanma adına uygun davranıp çiçek ekseni uzantısı üzerinde bulunurlar. Örnek mi? Polygonaceae, piperaceae ve tamaricaceae familyaları bunun tipik örneklerini teşkil eder.       Sentral plasentalanmada tohum taslağı her zaman çok sayıda olup kampilotrop’turlar. Nitekim ovaryum kolonun merkezinde bulunur. Örnek: primulaceae ve charyophyllaceae familyaları.        Folier plasentalanmada tohum taslaklarının tespit edilmiş olduğu karpel yapraklarının bulunduğu konumlarına göre;   “-Parietal marjinal plasentasyon, -Medyan plasentasyon,         -Laminal plasentasyon” şeklinde üç tip başlık altında incelenirler.         Tohum taslakları karpellerin birleşme çizgisi üzerinde bulunursa Pariatel plasentalanma adını alır. Örnek: Orchidaceae, salicaceae ve cruciferae familyaları.        Plasentalar her bölmenin iç köşesinde bulunursa bunlara aksillar plasentalanma (eksensel plasentalanma) denir. Hatta bu plasentalanma da iki çeşit olarak sahne alır.         Tohum taslakları karpelin orta damarında bulunursa medyan plasentalanma diye tanımlanıp haşhaş kapsülü bunun en tipik örneğini teşkil eder.                                  Tohumlu bitkilerde döllenme ve döl alışımı        Spermatophyta (tohum bitkiler);  ‘Gymnospermea’ ve ‘Angliospermea’ olmak üzere iki ana kategoride incelenirler. Bunlardan gymnospermealar tohum taslaklarının megasporofilleri üzerinde açık halde bulunurlar. Bu yüzden aynı çiçek tohum taslaklarının sinkarp ovaryumlar içerisinde yerleşme düzenide  plasentalanma olarak addedilir.         Tohum taslakları mikrofilin kalazaya göre almış olduğu duruma göre ise:         “-Ortotrop ovül,         -Anatrop ovül,         -Kampilotrop ovül,         -Anfitrop ovül” şeklinde 4 ana başlık altında kategorize edilir.        Bunları kısaca tanımladığımızda, mesela;        -Funikulus, kalaza ve embriyo kesesi aynı hizada olup mikrofil ile hilum karşılıklı kutup oluştururlar ki, bu tipler ototrop adını alırlar. Örnek- Juglans (ceviz) ve piparecaea familyası.          -Tohum taslağının funikulusa göre kendi üzerinde 180 derece aşağı doğru kıvrıldığında oluşan tipe anatrop ovül denir. Hatta bu tip tohum taslaklarının funikulusuyla tohum taslağının kesiştiği noktada ki birleşme yerine rafe denmektedir. Özellikle rafe tipler daha çok bitki familyalarında yaygındırlar.        -Nusellus ve embriyo kesesinin kendi etrafında kıvrık olduğu   (mikropil, kalaza ve hilum birbirine yaklaşmış) tipe kampilotrop tip denir.        -Kampilotrop ve anatrop tohum taslakları arasında ara bir şekil gösteren tip ise anfitrop tip denip, bunlar hilum, kazala ve mikrofil arasında bulunurlar.                                           Tohum taslağı kısımları       Tohum deyip geçmemeli. Zira yıllarca silolarda kalan kuru tohumlar toprakla buluştuğunda adeta yeni bir hayata göz kırpar bir halde neşvünema bulduğunda seyredenleri kendine hayran bırakabiliyor. Nasıl hayran bırakmasın ki, tıpkı bir yumurtanın içerisinde bol bol gıda depo edilişinde doğacak olan canlıyı bir sonraki hayata hazırlık yapmasında olduğu gibi siloda bekletilen tohumda  toprağa karıştığında  kendi cinsinden yeni bir bitkinin  hazırlığının muştusu olacaktır. Bir başka ifadeyle toprağa karışan tohum bitkinin taslağı olması hasebiyle tıpkı bir bebeğin anne karnında geçirdiği embriyolojik gelişiminde olduğu gibi karıştığı toprağın bağrında makrospor ana hücresi olarak pek çok evrelerden  geçtikten sonra  embriyo kesesi içerisinde gelişimini tamamlayıp kendi cinsinden  bitkisini oluşturacaktır.         Hiç kuşkusuz toprağa karışan bir tohumun taslağına veçhe kazandıran üç yapı söz konusu olup bunlar:       “-Embriyo kesesini taşıyan nusellus kısım (besi dokusu),       -Nusellusu bir kılıf gibi örten iki konsantrik zar (integument),       -Tohum taslağını plasentaya bağlayan funikulus (ince uzun bir kordon veya sap)” şeklinde bir yapı olarak ortaya çıkar. Funikulus ve tohum taslağının birleştiği bölüme  ‘Hilum’ denirken nusellusu iç integumentten ayıran bölüme  (nusellusun tabanına) ‘kalaza’ denir.                  Peki ya insan?  Malum insanoğlu da tohum gibi ambarda değil de kabir âleminde bekletildikten sonra ahiret tarlasında tohum misali dirilmek üzere yeni bir çehreye bürünecektir.                                                       Gymnospermealarda döllenme ve döl almaşı        Polenler rüzgâr vasıtasıyla arkegona taşınıp döllendiğinde meydana gelen embriyo megaprotalın içine gömülür. Hatta gömülmekle kalmayıp megasporofil ve mikrosporofil diye spral halde dizilip dişi ve erkek kozalaklar meydana getirir. Nitekim megasporofilde tohumlar oluşumunu tamamladıktan sonra dişi kozalağın açılmasını müteakip açığa çıkan tohumlar megasporofilden etrafa yayılır. Yayılınca ne olur derseniz, olacak malum megasporang dokusu içerisinde redüksiyon bölünmeye uğrayıp 4 adet megaspor oluşacaktır. Derken bunlardan üçü ölür,  diğer bir tanesi ise gelişerek megaprotal olarak neşvünema bulur.    . Böylece iki sperma nükleustan sadece biri yumurtayı döller.  Zira birçok arkegonda yumurtalar aynı anda döllendiği için protal başlangıçta birden fazla embriyo ihtiva eder ki buna poliembriyoni denir.  Keza gelişmesini tamamlamış bir embriyo çok sayıda kotiledona sahip olur ki bu durumda olanlara polikotiledon denir.           Pinus bitkisinde iki anatrop tohum taslağı bulunur. Yani olgunlaşmış polende (erkek gametofit) 4 nükleus vardır. Bunlar;        “-Polen tüpü nükleusu,         -Sap hücresi nükleusu,         -Eşit büyüklükte olmayan 2 sperma hücre nükleusu” şeklinde karşılık bulur.                                      Angiospermlerde döllenme ve döl almaşı        Embriyo Gelişimi        Madem erkek ve dişi gametofitler döllenmeden sonra tohum hâsıl ediyorlar, o halde anter 4 uzamış mikrosporangium oluşturacak demektir. Çünkü genç bir anter (mikrosporangium) önce epidermisle çevrili homojen ve meristematik kütle hücre oluşturur, sonra bu kütle gelişip 4 loblu durum alır.  Derken bu loblar farklılaşıp çok çekirdekli duruma geçerler. Ki;  oluşan çekirdekli sporlara arkeospor denir. Peki,  arkeospor hücreler ne yapar derseniz, elbette ki bu hücrelerde dışarıya doğru primer parietal tabaka, içeriye doğru ise primer sprogen doku oluşturacaklardır.  Bunlardan primer sprogen tabaka hücre içerisinde ya spor ana hücreleri gibi direk fonksiyon kazanır, ya da birbirini izleyen hücre topluluğu oluşturur. Olgunlaşmış anterin en dış tabakasında ise epidermis oluşur. Dolayısıyla epidermis hücreleri yalnızca antiklinal (yüzeysel) yönde bölünürler. Fakat ortamın kurak olduğu şartlarda parçalanıp ortadan kalkmak zorunda kalırlar. Yani epidermisin altında endotesyum, polen tanelerinin olgunlaşıp dökülme zamanı geldiğinde çeper kalınlaşması tamamlanıp, böylece iç çeperden yukarı doğru fiber bantlar teşekkül eder. Bu durumda ister istemez anterin yapısı endotesyumdan sonra ara tabaka, daha içeride tapetum şekli ağır basacaktır. Tabii burada tapetum tabakasının önemi bin kat daha artmış olur. Çünkü bütün besin maddeleri bu tabaka vasıtasıyla sporojen hücrelere geçebiliyor. Bu arada pek çok bitkinin tapetum hücrelerinde çekirdek bölünmesi üç farklı tipte olur. Şöyle ki;       “--Çubuksu bölünme tarzı,       -Endomitoz bölünme tarzı,       -Normal mitoz bölünme tarzı” diye ifade edebiliriz.                                             Dicotyledon embriyo gelişmesi       Dicotyledon üzerinde döllenen yumurta hücresi enine çeperle 2’ye bölünür. Bu hücrelerden embriyo kesesinin içine doğru olana terminal hücre denirken diğerine de bazal hücre denir.                       Proembriyonun 4 hücreli safhasından sonra embriyo gelişme tipleri:       1-) İki hücreli proembriyonun terminal hücresinin boyuna bölünerek devam ettiği gelişmede:       -Embriyonun ileri gelişmelerde bazal hücre rol oynamaz ya da az rol oynar. Örnek: Cruciferea.    -Embriyonun gelişmelerinde hem bazal ro oynar, hem de terminal hücre. Örnek: Asterat tip.     2-) İki hücreli proembriyonun terminal hücresinin enine ikiye bölünerek devam eden gelişmede:  -Embriyolojik gelişme bazal hücre rol oynamaz ya da az rol oynar.       a-Bazal hücre iki ya da daha fazla hücreden meydana gelen  suspansör oluşur. Örnek: Solanad tip.   b-Bazal hücre bölünmez. Suspansor terminal hücreden meydana gelir. Örnek: Caryophylland tip.     -Hem bazal hem de terminal hücre embriyo gelişmesine katılır. Örnek: Chenopodiad tip. Bu tipler şekillerine göre: 1-)  Cruciferae tip -Bazal hücre enine, terminal hücre boyuna bölünür. -İki terminal hücre tekrar boyuna bölünerek 4’lü grup oluşturur.        -4'lü gruplar da enine bölünerek sekiz hücre oluşur. Oluşan bu 8 hücrenin alttaki dördü koliledonları ve gövdeyi oluştururken üsteki dörtlüde hipokotili oluşturup böylece bölünmelerden maksat hâsıl olmuş olur.   -10 hücre suspansoru meydana getirir. 2-)Asterat tip -Bazal hücre enine, terminal hücre boyuna bölünür. -Terminal hücre sürekli bölünmeye devam eder, ktiledon ve gövdeyi oluşturur. Bazal hücreden alttaki boyuna bölünerek hypokotil oluşturmak üzere farklılaşır. Üsteki bazal hücreden de suspansor, kaliptra ve kök meydana gelir. 3-)Solanad tip  Bu tür gelişmeye Nicotianada görüldüğü gibi Solanaceae familyasında da rastlandığı gözlemlenmiştir. -Bazal ve Terminal hücreler ilk bölünmeyi enine yaparlar. -Üsteki bazal hücreler 3 suspansoru oluştururken, alttaki bazal hücreler de kök ucunu oluştururlar. Terminal hücrenin üsteki grubu hypocotilini oluştururken, köküde periblem ve pleurom tabakasını oluşturur, en alttaki ise kotiledonları oluşturur. 4-)Caryophyland tip -En ilginç özelliği bazal hücrenin hiç bölünmemesidir. -Terminal hücre ise enine bölünüp 4 adet hücre oluşturur. -4 hücrenin üstekiler enine bölünürken, alttakilerde boyuna bölünürler. -Terminal hücrelerden ikisi ile bazal hücre suspansoru oluşturur.  Alttaki terminal hücrelerde sırayla kök, hypokotil ve kotiledonları oluşturur. 5-) Chenapodad tip -Solanad tipine benzer iki bölünme eninedir. - 4 hücre üst üste gelir. - 4 hücreden 37’si suspansoru oluştururke, alttaki de kök ucunu oluşturur. Boyuna bölünmüş hücreden üstekinin ikisi hypocotili, alttaki de kotiledonları meydana getirir. Suspansor genellikle bazal hücreden meydana gelir. Suspansor embriyoyu endosperm içerisine itmesiyle birlikte oluşan suspansorlara suspansor modifikasyonlar denmektedir. Apomixis teşekkülünün oluşumunda bilim adamları şu ihtimalleri göz önünde bulundurmuşlardır: Birinci ihtimal -Makrospor ana hücresine kadar gelişme vardır.  -Makrospor hücre redüksiyonu yumurta hücresini hâsıl eder (haploid)       -Yumurta hücre döllenme olmadan embriyonu meydana getirir. Bu embriyolar haploid olduğunda meydana getirdikleri bitki kısır kalır. Dolayısıyla üreme yoluyla neslinin devamını sağlayamaz.  İkinci ihtimal       Embriyo kesesi nusellus ya da başka hücrelerden (arkesporal dokulardan) meydana gelir. Redüksiyon bölünme olmadığından embriyo kesesi diploid halde bölünmeksizin çoğalarak bitki meydana getirebiliyor. Üçüncü ihtimal       İntegüment ya da nusellus hücrelerden birisi gelişerek embriyoyu hâsıl eder. Buna hiç embriyo kesesi yoktur anlamında adventif embriyonu denmektedir Dördüncü ihtimal Bu ihtimal doğrudan doğruya tomurcuklanma ve vejetatif üreme ile ilgili bir husustur. Poliembriyonu        Bir tohum içerisinde birçok embriyonun bulunmasına poliembriyonu denir. Mesela Eupoliembriyona ait embriyo kesesinde birden fazla embriyo gelişir. İki çeşit poliembriyonu var olup bunlar şu başlıklar altında tasnif edilirler: “-Gerçek poliembriyonu, -Yalancı poliembriyonu” diye.       Gerçek poliembriyonu iki embriyo veya antipod, sinergitik ve endosperm hücrelerinden meydana gelir. Madem öyle bu hücrelere bir nebzecik olsun değinmekte fayda vardır.  Bilindiği üzere sinergit hücreleri kısa ömürlüdürler. Dolayısıyla döllenmeden hemen önce ya da sonrasında ortadan kaybolabiliyorlar.  Antipod hücreleri ise 10-12 sayıda diyebileceğimiz sınırda kala kalırlar hep. Ssekonder çekirdekler de malum boş durmayıp endospermi üretirler. Peki ya Rusellus ve integüment hücreleri ne yapar derseniz onlar da embriyo kesesinin içine doğru gelişerek adeta silbaştan embriyoyu yenilemiş olurlar.      Yalancı embriyonunda ise malum bir ovaryum içerisinde farklı embriyo kesesinden oluşan birden çok embriyon gelişebiliyor. Hatta farklı embriyo kesesinden meydana gelen birden çok embriyonların kromozom sayısı aynı veya farklı da olabiliyor. Nitekim bunlar oluşan farklı sayıda yapılanmaya göre şu şekilde eşleşerek:   “-Diploid diploid.    -Haploid-diploid    -Diploid-triploid    -Haploid triploid” şeklinde isimlendirilirler.        Örnek mi? İşte;     -Yoncada diploid-diploid,    - Ketende haploid-diploid,    -Buğdayda diploid-triploid,      -Phleumda haploid-troploid tarzında oluşan yapılanmalar bunun en bariz örneklerini teşkil eder. Ve bu tür poliembriyon oluşumunda ki farklılaşmaların arka planında yatan sebebinin hormonal nedenlere bağlı olduğu düşünülmektedir. Nitekim arka planda yatan bu düşünceden hareketle Poliembriyon üretiminin ziraatçılık açısından çok önemli yeri vardır. Zira bir tohumdan birden çok bitki oluşmaktadır. Hatta tohum aşamasında bir embriyonun etrafını çeviren bir endosperm bazı durumlarda nusellus ve en dışta testayı oluşturur.    Olgunlaşmış embriyo kesesi:   “-Üç yumurta aygıtı,    -Üç antipod,            –İki polar çekirdek”ten ibarettir.        Embriyo kesesinde bir polarite vardır. Bazı bitkilerde embriyo kesesinde besin rezervlerine sahip olduğu bilinen bir gerçekliktir.   Her neyse az gittik uz gittik misali şöyle bitki embriyolojisiyle ilgili özellikleri toparlayacak olursak ana başlıklarını şöyle sıralayabiliriz:   -Apomixis,    -Anter tapetumun durumu,    -Polen tanesinin durumu,    -Poliembriyonu,    -Polen tüpünün davranışları,    -Embriyo kesesi gelişme tipleri,    -Embriyo gelişme tipleri,    -Endosperm tipleri,    -Makrospor ana hücrenin bölünüş şekli,          -Mikroanaspor ana hücrenin bölünüş şekli diye.       Dikkat ettiyseniz konumuzun başından beri embriyo dedik, tohum dedik, vs. dedik ama hiç meyveden söz etmedik. Madem öyle bir nebzede olsun meyvelerden bahsedebiliriz pekâlâ. Malmunuz meyvenin hem tadı hoş hem de kendisi hoş bir güzelliktedir. Ki, Meyveye güzellik katanda dış veçhesini çepeçevre kuşatan çeperlerdir.  Hiç kuşkusuz bu çeperler karpellerden oluşan perikarp tabakasından başkası değildir elbet.      Meyvenin perikarp tabakası da kendi içinde üç ayrı tabakadan müteşekkil olup dıştan içe doğru şu isimlerle adından söz ettirir:     -Ekzokarp,      -Mezokarp,      -Endokarp diye.      Bitkilerde döllenmeyle birlikte oluşan farklılaşmış ovaryum içerisinde yer alan tohumların meydana getirdiği topluluk ‘meyve’ ismiyle karşılık bulur. Bikere adı üzerinde meyve, asla kendi başına terkedilmiş kral çıplak değildir, içerisine daldığımızda bir ummanla karşı karşıya kaldığımız gözlemleriz. Öyle ki bu umman deryasının tam göbeğinde pek çok çekirdek âlemi söz konusudur. Düşünsenize herhangi bir nedenle var olan bir bitki türü ortadan kalkmış olsa hiçte endişelenmeye gerek yoktur, onu bir şekilde telafi edecek çok şükür çeki taneleri vardır. Kaldı ki çekirdek deyip es geçmeyelim,  zira bir çekirdek içerisinde değil küçük bir bitki türü, dallarıyla budaklarıyla semaya doğru uzanacak kocaman bir ağaç kodludur. Bu demektir ki çekirdek doğurgan toprak misali kendi cinsinden neslin devamını sağlayan merkezi bir üs bile. Dikkat ettiyseniz merkez konumda oldukları için bir bakıyorsun çekirdek denen nesneler meyvenin sağına soluna kenarına, yanına üstüne, altına değil de tam ortasında korunmaya alınmışlardır. Daha da ilginç olan meyvenin kendisi narin sert yapılı olmasaydılar meyvenin daha olgunlaşmasına fırsat kalmadan çürüyüp mahvolacaklardı. Hem kaldı ki atom çekirdeği hangi yaratılış gaye ile programlanıp yaratılmışsa aynen öyle de meyvenin çekirdeği de kendisine biçilen gaye doğrultusunda programlanıp o şekilde yaratılmıştır elbet. Hem nasıl ki atom çekirdeğini kuşatan elektron zinciri varsa aynen öyle de çekirdeğinde etrafını çepeçevre saran sert bir kabuk vardır. Ki; bu kabuk kolay kolay bozulmaz da. Kelimenin tam anlamıyla kabuk çekirdek için bir sanduka görevi yapmaktadır. Ne zamanki çekirdeğin toprak ve suyla buluşması gerçekleşir, işte o zaman o korunaklı sandukadan toprağa doğru kök oluşumu, havaya doğru boylu boylusuna uzanan gövde çıkacak demektir. Derken bir anda birbirinden değişik renklerde lezzet ve taamlarda gözümüzü kamaştıracak bir devasa bitki âlemiyle ya da orman topluluğuyla hayat buluruz da. Zira Allah-ü Teâlâ bu hususta “(Sizin için) Tûr-i Sına'dan çıkan bir ağaçta (zeytin) (yarattık) ki o (yerden) yağıyla ve yiyen kimselere bir katıkla beraber biter” (Müminun, 20) diye beyan buyurup, toprağın bağrından çıkardığı zeytin ağacı üzerinden bir büyük nimeti bize hatırlatır. Bir hurma ağacının düşünün ki köklere ayrı, gövdeye ayrı, yapraklara ayrı gıdalar taksim ediliyor. Üstelik hurmaların dişisi var, erkeği de var. Dolayısıyla dişiler döllenmeye muhtaç durumdadır. Neyse ki; bu ihtiyaç erkekler tarafından tozlaşma yoluyla giderilmekte.   Öyle ya madem bitkiler tozlaşarak çoğalıyorlar, o halde iş olsun babından tozlaşmıyorlardır. Aynen insanlardaki anne ve babanın izdivacı sonucu doğan çocuğun dünyaya gelişine benzer bir gayeyle bitkilerde meyve vermek için vardırlar. Nitekim bu maksatla başlangıçta zayıf yapıda olan hurmalar ta ki güç toplayıp enerji kazanaraktan olgunlaşana dek güneş ve hava akımlarından olumsuz yönden etkilenmesin diye bir kılıf içerisinde korunmaya alınır da. Derken hurma çekirdeği derman bulup güçlü konuma gelmesiyle birlikte güneşe dayanabileceği kadarıyla açılıp kılıfından çıkar ve bizlere gıda olur.  Bu misal aynı zamanda hurma nezdinde tüm bitkiler içinde geçerli bir kanundur. Tüm bu misallerden çıkaracağımız sonuç şu ki; herhangi bir kabuk içerisine gömülmüş olan zayıf yapıda ki tohum danelerinin günü geldiğinde salkım saçak misali yıkılmadım ayaktayım dercesine dal budak salaraktan meyve verir halde karşımıza ziyafet sofrası olarak çıkmış olmalarıdır.           Vesselam.      
Ekleme Tarihi: 03 Eylül 2021 - Cuma

Bitki Embriyosu ve Meyve

      Eskiden beri bitkiler gizli üreme anlamına gelen cryptogamae (kriptogamlar) ve çiçek açıp tohum oluşturabilen anlamına gelen phanerogamae (fanerogamlar) olmak üzere iki grupta kategorize edilirler. Her ikisi arasındaki temel fark şudur ki; cryptogamae’larda istirahat devresi spor fazında geçmekte iken phanerogam’larda istirahat devresi embriyo halinde geçmektedir. Hakeza cryptogamae’larda yumurtanın döllenmesiyle birlikte hemen embriyo devresi gelişirken, phanerogam’larda ise gelişmenin ilk fazı sporoit bitki üzerinde gerçekleşip,  böylece embriyo ana bitkiden tohum olarak ayrılmış olur.

     Bilindiği üzere tohumlu bitkiler sporofit bitkinin belli sürgünlerinde diğer yapraklardan farklı olarak mikrosporofiller ve makrosporofiller çıkmakta. Bu yüzden mikrosporofil ve makrosporofillerin bir bütün olarak oluşan bitki topluluğuna çiçek adı verilir.  Tabii hazır çiçekten bahsetmişken Yunusun çiçekle olan hasbihalini anmadan edemeyiz elbet. Bakınız Yunus çiçeğe ne soruyor, çiçek ne cevap veriyor bir izleyelim:

“Sordum sarıçiçeğe: Benzin neden sarıdır?

Çiçek eydür derviş baba: Ahım dağlar eritir

Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.

 

Sordum sarıçiçeğe: Sizde ölüm var mıdır?

Çiçek eydür derviş baba: Ölümsüz yer var mıdır?

Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.


Sordum sarıçiçeğe: Kışın nerde olursun

Çiçek eydür derviş baba: Kışın türab oluruz

Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.



Sordum sarıçiçeğe: Tamuya girer misiz?

Çiçek eydür derviş baba: Ol münkirler yeridir.

Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.


Sordum sarıçiçeğe: Uçmağa girer misiniz?

Çiçek eydür derviş baba: Uçmak adem şehridir

Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.


Sordum sarıçiçeğe: Gül sizin neniz olur?

Çiçek eydür derviş baba: Gül Muhammed teridir.

Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.


Sordum sarıçiçeğe: Ademi bilir misiniz?

Çiçek eydür derviş baba: Adem binde birdir

Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.


Sordum sarıçiçeğe: Kırkları bilir misiniz?

Çiçek eydür derviş baba: Kırklar Allah yâridir.

Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.


Sordum sarıçiçeğe: Rengin kandan alırsız?

Çiçek eydür derviş baba: Ay iye gün nurudur

Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.


Sordum sarıçiçeğe: Boynun neden eğridir?

Çiçek eydür derviş baba: Kalbim hakka doğrudur

Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.


Sordum sarıçiçeğe: annen baban varmıdır?

Çiçek eydür derviş baba: annem babam topraktır

Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.


Sordum sarıçiçeğe: Sen Kabeyi gördün mü?

Çiçek eydür derviş baba: Kâbe Allah evidir

Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.


Sordum sarıçiçeğe: Bahçene girsem nola?

Çiçek eydür derviş baba: Kokla beni geri dur.

Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.


Sordum sarıçiçeğe: Sen sıratı gördün mü?

Çiçek eydür derviş baba: Cümlenin ol yoludur

Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.


Sordum sarıçiçeğe: Gözün niçin yaşlıdır?

Çiçek eydür derviş baba: Bağrıcağım başlıdır

Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah.


Sordum sarıçiçeğe: Sen beni bilir misiniz?

Çiçek eydür derviş baba: Sen Yunus değil misin?

Hak Lâ ilahe illâllah, Allah Lâ ilâhe illâllah”

      İşte görüyorsunuz bizim Yunus Emre’miz bu ya, çiçeği hal lisanıyla konuşturaraktan çiçeğin manevi yönünü ortaya koymakta. Madem öyle, bize de çiçeğin biyolojik yönünü ortaya koymak düşer.  

      Bilindiği üzere makrosporangiumlar; mikrosporofil, makrosporofil ya da karpel adı verilen yapraklar üzerinde bulunup vazife gereği bölünerek küçük olandan mikrospor (erkek protalyum) büyük olandan makrospor  (dişi protalyum-embriyo kesesini) meydana getirirler. Yani bu demektir ki döllenme ve embriyo gelişmesi makroprotalyumda gerçekleşmektedir. Böylece makrosporofillerin kenarları içeriye doğru kıvrılarak kapalı bir zar halini alıp içlerinde tohum taslakları gelişir ki bunlara da angiospermae (kapalı tohumlular) adı verilir.

                                                Bitkilerde eşey dağılımı

     Mikrosporofil ve makrosporofil ayrı ayrı çiçeklerde bulunursa bunlar hermafrodit olarak adlandırılır.  Şayet erkek ve dişi çiçekler aynı bitki üzerinde gelişirse bu durumda ‘monoik’ bitki olarak tanımlanırken farklı bitkilerde gelişirse ‘dioik’ bitkiler olarak tanımlanır.  

     İlkel bitkilerde her makrosporofil bir pistil oluşturur. Pistil daha gelişmiş olan bitkilerde birkaç sayıda karpel şeklinde ya da makrosporifil olarak kendini gösterir. Derken karpellerin uç kısımlarının birleşmesi sonucunda pistil  (ovaryum-dişi organ) oluşmaktadır. Dolayısıyla tek karpelden meydana gelen ovaryumlar ‘apokarp ovaryum’ olarak addedilirken çok karpelden meydana gelen ovaryumlar ise ‘sinkarp ovaryum’ olarak addedilirler. Şayet karpel uç kısımlarının birbiriyle birleşip tek bir bölme oluştururlarsa, bu durumda adından ‘parakarp ovaryum’ olarak söz ettirir. Unutmayalım ki karpeller icabında daha geniş alanlar üzerinde birleşip bölmeli ovaryumlar oluşturabiliyor.  Nitekim böylesi bir oluşumla birlikte karpellerin kenarlarında etli yastıkçıklar oluşur da. Ve oluşan bu tohum taslakları yastıkçıklara bağlandığında plasenta adını alır. Tohum taslaklarının ovaryum üzerindeki dağılış şekli ise plasentalanma olarak isimlendirilir. Bir başka ifadeyle tohum taslakları karpel ayasının tam yüzeyinde dağılır dağılmaz plasentalanma olayı gerçekleşir. Malumunuz plasentalanma  ‘Plasentalanma koliner’ ve ‘Foliar ’ olmak üzere iki tiptirler. Şayet bu iki tipten bir çiçek tablasının uzantısı üzerinde plasentalanma görülürse buna koliner plasentalanma denip bu da kendi içinde  ‘bazal plasenta’ ve ‘plasenta central’ olarak kategorize edilir.

       Bazal plasentalamada malum tohum taslağı tek olup ototrofturlar. Konum olarakta bazal plasentalanma adına uygun davranıp çiçek ekseni uzantısı üzerinde bulunurlar. Örnek mi? Polygonaceae, piperaceae ve tamaricaceae familyaları bunun tipik örneklerini teşkil eder.

      Sentral plasentalanmada tohum taslağı her zaman çok sayıda olup kampilotrop’turlar. Nitekim ovaryum kolonun merkezinde bulunur. Örnek: primulaceae ve charyophyllaceae familyaları.

       Folier plasentalanmada tohum taslaklarının tespit edilmiş olduğu karpel yapraklarının bulunduğu konumlarına göre;  

“-Parietal marjinal plasentasyon,

-Medyan plasentasyon,

        -Laminal plasentasyon” şeklinde üç tip başlık altında incelenirler.

        Tohum taslakları karpellerin birleşme çizgisi üzerinde bulunursa Pariatel plasentalanma adını alır. Örnek: Orchidaceae, salicaceae ve cruciferae familyaları.

       Plasentalar her bölmenin iç köşesinde bulunursa bunlara aksillar plasentalanma (eksensel plasentalanma) denir. Hatta bu plasentalanma da iki çeşit olarak sahne alır.

        Tohum taslakları karpelin orta damarında bulunursa medyan plasentalanma diye tanımlanıp haşhaş kapsülü bunun en tipik örneğini teşkil eder.

                                 Tohumlu bitkilerde döllenme ve döl alışımı

       Spermatophyta (tohum bitkiler);  ‘Gymnospermea’ ve ‘Angliospermea’ olmak üzere iki ana kategoride incelenirler. Bunlardan gymnospermealar tohum taslaklarının megasporofilleri üzerinde açık halde bulunurlar. Bu yüzden aynı çiçek tohum taslaklarının sinkarp ovaryumlar içerisinde yerleşme düzenide  plasentalanma olarak addedilir.

        Tohum taslakları mikrofilin kalazaya göre almış olduğu duruma göre ise:

        “-Ortotrop ovül,

        -Anatrop ovül,

        -Kampilotrop ovül,

        -Anfitrop ovül” şeklinde 4 ana başlık altında kategorize edilir.

       Bunları kısaca tanımladığımızda, mesela;

       -Funikulus, kalaza ve embriyo kesesi aynı hizada olup mikrofil ile hilum karşılıklı kutup oluştururlar ki, bu tipler ototrop adını alırlar. Örnek- Juglans (ceviz) ve piparecaea familyası. 

        -Tohum taslağının funikulusa göre kendi üzerinde 180 derece aşağı doğru kıvrıldığında oluşan tipe anatrop ovül denir. Hatta bu tip tohum taslaklarının funikulusuyla tohum taslağının kesiştiği noktada ki birleşme yerine rafe denmektedir. Özellikle rafe tipler daha çok bitki familyalarında yaygındırlar.

       -Nusellus ve embriyo kesesinin kendi etrafında kıvrık olduğu   (mikropil, kalaza ve hilum birbirine yaklaşmış) tipe kampilotrop tip denir.

       -Kampilotrop ve anatrop tohum taslakları arasında ara bir şekil gösteren tip ise anfitrop tip denip, bunlar hilum, kazala ve mikrofil arasında bulunurlar.

                                          Tohum taslağı kısımları

      Tohum deyip geçmemeli. Zira yıllarca silolarda kalan kuru tohumlar toprakla buluştuğunda adeta yeni bir hayata göz kırpar bir halde neşvünema bulduğunda seyredenleri kendine hayran bırakabiliyor. Nasıl hayran bırakmasın ki, tıpkı bir yumurtanın içerisinde bol bol gıda depo edilişinde doğacak olan canlıyı bir sonraki hayata hazırlık yapmasında olduğu gibi siloda bekletilen tohumda  toprağa karıştığında  kendi cinsinden yeni bir bitkinin  hazırlığının muştusu olacaktır. Bir başka ifadeyle toprağa karışan tohum bitkinin taslağı olması hasebiyle tıpkı bir bebeğin anne karnında geçirdiği embriyolojik gelişiminde olduğu gibi karıştığı toprağın bağrında makrospor ana hücresi olarak pek çok evrelerden  geçtikten sonra  embriyo kesesi içerisinde gelişimini tamamlayıp kendi cinsinden  bitkisini oluşturacaktır.  

      Hiç kuşkusuz toprağa karışan bir tohumun taslağına veçhe kazandıran üç yapı söz konusu olup bunlar:

      “-Embriyo kesesini taşıyan nusellus kısım (besi dokusu),

      -Nusellusu bir kılıf gibi örten iki konsantrik zar (integument),

      -Tohum taslağını plasentaya bağlayan funikulus (ince uzun bir kordon veya sap)” şeklinde bir yapı olarak ortaya çıkar. Funikulus ve tohum taslağının birleştiği bölüme  ‘Hilum’ denirken nusellusu iç integumentten ayıran bölüme  (nusellusun tabanına) ‘kalaza’ denir.    

             Peki ya insan?  Malum insanoğlu da tohum gibi ambarda değil de kabir âleminde bekletildikten sonra ahiret tarlasında tohum misali dirilmek üzere yeni bir çehreye bürünecektir.                             

                         Gymnospermealarda döllenme ve döl almaşı

       Polenler rüzgâr vasıtasıyla arkegona taşınıp döllendiğinde meydana gelen embriyo megaprotalın içine gömülür. Hatta gömülmekle kalmayıp megasporofil ve mikrosporofil diye spral halde dizilip dişi ve erkek kozalaklar meydana getirir. Nitekim megasporofilde tohumlar oluşumunu tamamladıktan sonra dişi kozalağın açılmasını müteakip açığa çıkan tohumlar megasporofilden etrafa yayılır. Yayılınca ne olur derseniz, olacak malum megasporang dokusu içerisinde redüksiyon bölünmeye uğrayıp 4 adet megaspor oluşacaktır. Derken bunlardan üçü ölür,  diğer bir tanesi ise gelişerek megaprotal olarak neşvünema bulur.    . Böylece iki sperma nükleustan sadece biri yumurtayı döller.  Zira birçok arkegonda yumurtalar aynı anda döllendiği için protal başlangıçta birden fazla embriyo ihtiva eder ki buna poliembriyoni denir.  Keza gelişmesini tamamlamış bir embriyo çok sayıda kotiledona sahip olur ki bu durumda olanlara polikotiledon denir.

          Pinus bitkisinde iki anatrop tohum taslağı bulunur. Yani olgunlaşmış polende (erkek gametofit) 4 nükleus vardır. Bunlar;

       “-Polen tüpü nükleusu,

        -Sap hücresi nükleusu,

        -Eşit büyüklükte olmayan 2 sperma hücre nükleusuşeklinde karşılık bulur.

                                     Angiospermlerde döllenme ve döl almaşı

       Embriyo Gelişimi

       Madem erkek ve dişi gametofitler döllenmeden sonra tohum hâsıl ediyorlar, o halde anter 4 uzamış mikrosporangium oluşturacak demektir. Çünkü genç bir anter (mikrosporangium) önce epidermisle çevrili homojen ve meristematik kütle hücre oluşturur, sonra bu kütle gelişip 4 loblu durum alır.  Derken bu loblar farklılaşıp çok çekirdekli duruma geçerler. Ki;  oluşan çekirdekli sporlara arkeospor denir. Peki,  arkeospor hücreler ne yapar derseniz, elbette ki bu hücrelerde dışarıya doğru primer parietal tabaka, içeriye doğru ise primer sprogen doku oluşturacaklardır.  Bunlardan primer sprogen tabaka hücre içerisinde ya spor ana hücreleri gibi direk fonksiyon kazanır, ya da birbirini izleyen hücre topluluğu oluşturur. Olgunlaşmış anterin en dış tabakasında ise epidermis oluşur. Dolayısıyla epidermis hücreleri yalnızca antiklinal (yüzeysel) yönde bölünürler. Fakat ortamın kurak olduğu şartlarda parçalanıp ortadan kalkmak zorunda kalırlar. Yani epidermisin altında endotesyum, polen tanelerinin olgunlaşıp dökülme zamanı geldiğinde çeper kalınlaşması tamamlanıp, böylece iç çeperden yukarı doğru fiber bantlar teşekkül eder. Bu durumda ister istemez anterin yapısı endotesyumdan sonra ara tabaka, daha içeride tapetum şekli ağır basacaktır. Tabii burada tapetum tabakasının önemi bin kat daha artmış olur. Çünkü bütün besin maddeleri bu tabaka vasıtasıyla sporojen hücrelere geçebiliyor. Bu arada pek çok bitkinin tapetum hücrelerinde çekirdek bölünmesi üç farklı tipte olur. Şöyle ki;

      “--Çubuksu bölünme tarzı,

      -Endomitoz bölünme tarzı,

      -Normal mitoz bölünme tarzı” diye ifade edebiliriz.

                                            Dicotyledon embriyo gelişmesi

      Dicotyledon üzerinde döllenen yumurta hücresi enine çeperle 2’ye bölünür. Bu hücrelerden embriyo kesesinin içine doğru olana terminal hücre denirken diğerine de bazal hücre denir.

                      Proembriyonun 4 hücreli safhasından sonra embriyo gelişme tipleri:

      1-) İki hücreli proembriyonun terminal hücresinin boyuna bölünerek devam ettiği gelişmede:

      -Embriyonun ileri gelişmelerde bazal hücre rol oynamaz ya da az rol oynar. Örnek: Cruciferea.

   -Embriyonun gelişmelerinde hem bazal ro oynar, hem de terminal hücre. Örnek: Asterat tip.

    2-) İki hücreli proembriyonun terminal hücresinin enine ikiye bölünerek devam eden gelişmede:

 -Embriyolojik gelişme bazal hücre rol oynamaz ya da az rol oynar.

      a-Bazal hücre iki ya da daha fazla hücreden meydana gelen  suspansör oluşur. Örnek: Solanad tip.

  b-Bazal hücre bölünmez. Suspansor terminal hücreden meydana gelir. Örnek: Caryophylland tip.

    -Hem bazal hem de terminal hücre embriyo gelişmesine katılır. Örnek: Chenopodiad tip.

Bu tipler şekillerine göre:

1-)  Cruciferae tip

-Bazal hücre enine, terminal hücre boyuna bölünür.

-İki terminal hücre tekrar boyuna bölünerek 4’lü grup oluşturur.

       -4'lü gruplar da enine bölünerek sekiz hücre oluşur. Oluşan bu 8 hücrenin alttaki dördü koliledonları ve gövdeyi oluştururken üsteki dörtlüde hipokotili oluşturup böylece bölünmelerden maksat hâsıl olmuş olur.  

-10 hücre suspansoru meydana getirir.

2-)Asterat tip

-Bazal hücre enine, terminal hücre boyuna bölünür.

-Terminal hücre sürekli bölünmeye devam eder, ktiledon ve gövdeyi oluşturur. Bazal hücreden alttaki boyuna bölünerek hypokotil oluşturmak üzere farklılaşır. Üsteki bazal hücreden de suspansor, kaliptra ve kök meydana gelir.

3-)Solanad tip

 Bu tür gelişmeye Nicotianada görüldüğü gibi Solanaceae familyasında da rastlandığı gözlemlenmiştir.

-Bazal ve Terminal hücreler ilk bölünmeyi enine yaparlar.

-Üsteki bazal hücreler 3 suspansoru oluştururken, alttaki bazal hücreler de kök ucunu oluştururlar.

Terminal hücrenin üsteki grubu hypocotilini oluştururken, köküde periblem ve pleurom tabakasını oluşturur, en alttaki ise kotiledonları oluşturur.

4-)Caryophyland tip

-En ilginç özelliği bazal hücrenin hiç bölünmemesidir.

-Terminal hücre ise enine bölünüp 4 adet hücre oluşturur.

-4 hücrenin üstekiler enine bölünürken, alttakilerde boyuna bölünürler.

-Terminal hücrelerden ikisi ile bazal hücre suspansoru oluşturur.

 Alttaki terminal hücrelerde sırayla kök, hypokotil ve kotiledonları oluşturur.

5-) Chenapodad tip

-Solanad tipine benzer iki bölünme eninedir.

- 4 hücre üst üste gelir.

- 4 hücreden 37’si suspansoru oluştururke, alttaki de kök ucunu oluşturur. Boyuna bölünmüş hücreden üstekinin ikisi hypocotili, alttaki de kotiledonları meydana getirir.

Suspansor genellikle bazal hücreden meydana gelir. Suspansor embriyoyu endosperm içerisine itmesiyle birlikte oluşan suspansorlara suspansor modifikasyonlar denmektedir.

Apomixis teşekkülünün oluşumunda bilim adamları şu ihtimalleri göz önünde bulundurmuşlardır:

Birinci ihtimal

-Makrospor ana hücresine kadar gelişme vardır.

 -Makrospor hücre redüksiyonu yumurta hücresini hâsıl eder (haploid)

      -Yumurta hücre döllenme olmadan embriyonu meydana getirir. Bu embriyolar haploid olduğunda meydana getirdikleri bitki kısır kalır. Dolayısıyla üreme yoluyla neslinin devamını sağlayamaz.

 İkinci ihtimal

      Embriyo kesesi nusellus ya da başka hücrelerden (arkesporal dokulardan) meydana gelir. Redüksiyon bölünme olmadığından embriyo kesesi diploid halde bölünmeksizin çoğalarak bitki meydana getirebiliyor.

Üçüncü ihtimal

      İntegüment ya da nusellus hücrelerden birisi gelişerek embriyoyu hâsıl eder. Buna hiç embriyo kesesi yoktur anlamında adventif embriyonu denmektedir

Dördüncü ihtimal

Bu ihtimal doğrudan doğruya tomurcuklanma ve vejetatif üreme ile ilgili bir husustur.

Poliembriyonu

       Bir tohum içerisinde birçok embriyonun bulunmasına poliembriyonu denir. Mesela Eupoliembriyona ait embriyo kesesinde birden fazla embriyo gelişir.

İki çeşit poliembriyonu var olup bunlar şu başlıklar altında tasnif edilirler:

“-Gerçek poliembriyonu,

-Yalancı poliembriyonu” diye.

      Gerçek poliembriyonu iki embriyo veya antipod, sinergitik ve endosperm hücrelerinden meydana gelir. Madem öyle bu hücrelere bir nebzecik olsun değinmekte fayda vardır.  Bilindiği üzere sinergit hücreleri kısa ömürlüdürler. Dolayısıyla döllenmeden hemen önce ya da sonrasında ortadan kaybolabiliyorlar.  Antipod hücreleri ise 10-12 sayıda diyebileceğimiz sınırda kala kalırlar hep. Ssekonder çekirdekler de malum boş durmayıp endospermi üretirler. Peki ya Rusellus ve integüment hücreleri ne yapar derseniz onlar da embriyo kesesinin içine doğru gelişerek adeta silbaştan embriyoyu yenilemiş olurlar.  

   Yalancı embriyonunda ise malum bir ovaryum içerisinde farklı embriyo kesesinden oluşan birden çok embriyon gelişebiliyor. Hatta farklı embriyo kesesinden meydana gelen birden çok embriyonların kromozom sayısı aynı veya farklı da olabiliyor. Nitekim bunlar oluşan farklı sayıda yapılanmaya göre şu şekilde eşleşerek:

  “-Diploid diploid.

   -Haploid-diploid

   -Diploid-triploid

   -Haploid triploid” şeklinde isimlendirilirler.     

  Örnek mi? İşte;

    -Yoncada diploid-diploid,

   - Ketende haploid-diploid,

   -Buğdayda diploid-triploid,

     -Phleumda haploid-troploid tarzında oluşan yapılanmalar bunun en bariz örneklerini teşkil eder. Ve bu tür poliembriyon oluşumunda ki farklılaşmaların arka planında yatan sebebinin hormonal nedenlere bağlı olduğu düşünülmektedir. Nitekim arka planda yatan bu düşünceden hareketle Poliembriyon üretiminin ziraatçılık açısından çok önemli yeri vardır. Zira bir tohumdan birden çok bitki oluşmaktadır. Hatta tohum aşamasında bir embriyonun etrafını çeviren bir endosperm bazı durumlarda nusellus ve en dışta testayı oluşturur.

   Olgunlaşmış embriyo kesesi:

  “-Üç yumurta aygıtı,

   -Üç antipod,

           –İki polar çekirdek”ten ibarettir.

       Embriyo kesesinde bir polarite vardır. Bazı bitkilerde embriyo kesesinde besin rezervlerine sahip olduğu bilinen bir gerçekliktir.

  Her neyse az gittik uz gittik misali şöyle bitki embriyolojisiyle ilgili özellikleri toparlayacak olursak ana başlıklarını şöyle sıralayabiliriz:

  -Apomixis,

   -Anter tapetumun durumu,

   -Polen tanesinin durumu,

   -Poliembriyonu,

   -Polen tüpünün davranışları,

   -Embriyo kesesi gelişme tipleri,

   -Embriyo gelişme tipleri,

   -Endosperm tipleri,

   -Makrospor ana hücrenin bölünüş şekli,

         -Mikroanaspor ana hücrenin bölünüş şekli diye.

      Dikkat ettiyseniz konumuzun başından beri embriyo dedik, tohum dedik, vs. dedik ama hiç meyveden söz etmedik. Madem öyle bir nebzede olsun meyvelerden bahsedebiliriz pekâlâ. Malmunuz meyvenin hem tadı hoş hem de kendisi hoş bir güzelliktedir. Ki, Meyveye güzellik katanda dış veçhesini çepeçevre kuşatan çeperlerdir.  Hiç kuşkusuz bu çeperler karpellerden oluşan perikarp tabakasından başkası değildir elbet.  

   Meyvenin perikarp tabakası da kendi içinde üç ayrı tabakadan müteşekkil olup dıştan içe doğru şu isimlerle adından söz ettirir:

    -Ekzokarp,

     -Mezokarp,

     -Endokarp diye.

     Bitkilerde döllenmeyle birlikte oluşan farklılaşmış ovaryum içerisinde yer alan tohumların meydana getirdiği topluluk ‘meyve’ ismiyle karşılık bulur. Bikere adı üzerinde meyve, asla kendi başına terkedilmiş kral çıplak değildir, içerisine daldığımızda bir ummanla karşı karşıya kaldığımız gözlemleriz. Öyle ki bu umman deryasının tam göbeğinde pek çok çekirdek âlemi söz konusudur. Düşünsenize herhangi bir nedenle var olan bir bitki türü ortadan kalkmış olsa hiçte endişelenmeye gerek yoktur, onu bir şekilde telafi edecek çok şükür çeki taneleri vardır. Kaldı ki çekirdek deyip es geçmeyelim,  zira bir çekirdek içerisinde değil küçük bir bitki türü, dallarıyla budaklarıyla semaya doğru uzanacak kocaman bir ağaç kodludur. Bu demektir ki çekirdek doğurgan toprak misali kendi cinsinden neslin devamını sağlayan merkezi bir üs bile. Dikkat ettiyseniz merkez konumda oldukları için bir bakıyorsun çekirdek denen nesneler meyvenin sağına soluna kenarına, yanına üstüne, altına değil de tam ortasında korunmaya alınmışlardır. Daha da ilginç olan meyvenin kendisi narin sert yapılı olmasaydılar meyvenin daha olgunlaşmasına fırsat kalmadan çürüyüp mahvolacaklardı. Hem kaldı ki atom çekirdeği hangi yaratılış gaye ile programlanıp yaratılmışsa aynen öyle de meyvenin çekirdeği de kendisine biçilen gaye doğrultusunda programlanıp o şekilde yaratılmıştır elbet. Hem nasıl ki atom çekirdeğini kuşatan elektron zinciri varsa aynen öyle de çekirdeğinde etrafını çepeçevre saran sert bir kabuk vardır. Ki; bu kabuk kolay kolay bozulmaz da. Kelimenin tam anlamıyla kabuk çekirdek için bir sanduka görevi yapmaktadır. Ne zamanki çekirdeğin toprak ve suyla buluşması gerçekleşir, işte o zaman o korunaklı sandukadan toprağa doğru kök oluşumu, havaya doğru boylu boylusuna uzanan gövde çıkacak demektir. Derken bir anda birbirinden değişik renklerde lezzet ve taamlarda gözümüzü kamaştıracak bir devasa bitki âlemiyle ya da orman topluluğuyla hayat buluruz da. Zira Allah-ü Teâlâ bu hususta “(Sizin için) Tûr-i Sına'dan çıkan bir ağaçta (zeytin) (yarattık) ki o (yerden) yağıyla ve yiyen kimselere bir katıkla beraber biter” (Müminun, 20) diye beyan buyurup, toprağın bağrından çıkardığı zeytin ağacı üzerinden bir büyük nimeti bize hatırlatır.

Bir hurma ağacının düşünün ki köklere ayrı, gövdeye ayrı, yapraklara ayrı gıdalar taksim ediliyor. Üstelik hurmaların dişisi var, erkeği de var. Dolayısıyla dişiler döllenmeye muhtaç durumdadır. Neyse ki; bu ihtiyaç erkekler tarafından tozlaşma yoluyla giderilmekte.   Öyle ya madem bitkiler tozlaşarak çoğalıyorlar, o halde iş olsun babından tozlaşmıyorlardır. Aynen insanlardaki anne ve babanın izdivacı sonucu doğan çocuğun dünyaya gelişine benzer bir gayeyle bitkilerde meyve vermek için vardırlar. Nitekim bu maksatla başlangıçta zayıf yapıda olan hurmalar ta ki güç toplayıp enerji kazanaraktan olgunlaşana dek güneş ve hava akımlarından olumsuz yönden etkilenmesin diye bir kılıf içerisinde korunmaya alınır da. Derken hurma çekirdeği derman bulup güçlü konuma gelmesiyle birlikte güneşe dayanabileceği kadarıyla açılıp kılıfından çıkar ve bizlere gıda olur.  Bu misal aynı zamanda hurma nezdinde tüm bitkiler içinde geçerli bir kanundur. Tüm bu misallerden çıkaracağımız sonuç şu ki; herhangi bir kabuk içerisine gömülmüş olan zayıf yapıda ki tohum danelerinin günü geldiğinde salkım saçak misali yıkılmadım ayaktayım dercesine dal budak salaraktan meyve verir halde karşımıza ziyafet sofrası olarak çıkmış olmalarıdır.

          Vesselam.

   

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.