İrfan Sönmez
Köşe Yazarı
İrfan Sönmez
 

Demokraside Kalmak

Özgür basınla demokrasi arasında doğru bir ilişki vardır. Zira özgür bir basın, topluma ve onun çıkarlarına yönelik tehditlere karşı uyarılarda bulunur, kamuoyunu harekete geçirir, direnç alanları oluşturur.  Otoriter rejimler, basının öneminin farkındadırlar, onun için ilk adımda basına yönelirler. Satın alma veya korkutma yoluyla basını sustururlar.Böylece, suistimallerin öğrenilmesi engellemiş,algı oluşturarak toplumu yönetmek mümkün hale gelir.Basının esir alınması her türlü  muhalefeti doğmadan boğma imkanı verir. Toplum, gerçeklerle yüz yüze gelme imkanını kaybeder. Otoriterleşmenin bir diğer ayağı da Yargıyı kontrol etmektir. Denetlenemeyen bir yargı, her an- yargılanabilme- tehdidi ile karşı karşıya olmak demektir. Her dikta yönetimi yargılanma, hesap verme korkusu taşır. Bundan kurtulmanın yolu kontrollü bir yargıdır. Demokrasiden uzaklaşmanın bir nedeni de budur, suçluluk kompleksi yargılanma korkusunun olmadığı bir sisteme yönelişi kolaylaştırır. Otoriter yönetimlerin bir çoğunun hikayesinde en önemli itici gücün yargılanma korkusu olduğu görülür. D.Acemoğlu ve J. Robinson Ulusların Düşüşü isimli kitaplarında  Fujimori dönemi Peru'sunu buna örnek verirler. Fujimori, seçimle iş başına gelmesine rağmen 1992'de  daha görevdeyken kendi düzenlediği bir darbe ile bir dikta rejimi kurar.Basını, yargıyı kontrol altına alır. Rüşvete dayanan yozlaşmış bir rejim inşa eder, suç ve eylemlerinde en büyük desteği  istihbaratın başında ve sağ kolu olan Montesinos'tan  alır. Montesinos, sadakatlerini kazanmak için rüşvet verdikleri herkesi kayıt altına alır, amaç suç ortaklığını belgelendirerek ileride bu bilgilerle ilgili kişilerin ihanetini engellemektir. Fujimori rejimi yıkıldıktan sonra bu belgeler tek tek ele geçirilir.Yüksek Mahkeme yargıçlarına ayda 5-10 bin dolar, gazete ve televizyonlara milyon dolarlık yardımların dışına başlık başına 3 ila 8 bin dolar arasında para verdikleri ortaya çıkar. Dikta rejimi bu paralarla ayakta tutulmuş, ancak sürdürülememiştir. Otoriterleşmeyi amaçlayan yönetimler, basın ve yargıyı denetim altına alırken bunu gerekçesiz yapmazlar,  toplumu ikna edecek  suni gerekçeler ihdas ederler. En  ikna edici gerekçe de ülke güvenliğidir.Uydurulmuş veya küçük çaplı tehditler basın yoluyla büyütüldükçe otoriterleşme yönünde atılan adımlar da meşrulaşmış olur. Fujimori Peru'da  PKK'nın da ilham aldığı Maocu Aydınlık Yol hareketini kullandı. Terörü dikta rejimine katık yaptı.Böyle böyle Peru'yu bir hapishaneye çevirdi. Bu bakımdan basın özgürlüğü ile yargı bağımsızlığını hedef alan her siyaset, aslında demokrasiden uzaklaşmayı ifade eder. Yanlışları konuşulmayan, suçları yargı denetiminden geçmeyen her rejim demokrasi dışıdır ve her türlü yozlaşmaya açıktır. Onun için ülkelerin demokratikleşme düzeyleri ölçülürken bu parametrelere başvurulur. Yargı ne kadar bağımsız, basın ne kadar özgürse ülke o kadar demokrat veya otoriterdir. Demokraside kalmak, bu kurumların özgürlüğünü korumaya bağlıdır. Üstelik bu kurumların işlevi, demokrasiyi korumaktan ibaret  değildir, piyasa güvenini  sağladıkları için ekonomiye de katkı sunmaktadırlar.Bir ülkede adalet varsa piyasa işler, adalet yoksa piyasa işlemez. Krizlerden nasıl kurtuluruz sorusunun cevabı da bu kurumların özgürlüğünü sağlamakta yatmaktadır.Krizi derinleştiren faiz hareketleri değil, kötü yönetim, otoriterleşme ve özgür bırakılması gereken kurumların tutsak edilmesidir.
Ekleme Tarihi: 27 Aralık 2020 - Pazar

Demokraside Kalmak

Özgür basınla demokrasi arasında doğru bir ilişki vardır. Zira özgür bir basın, topluma ve onun çıkarlarına yönelik tehditlere karşı uyarılarda bulunur, kamuoyunu harekete geçirir, direnç alanları oluşturur.

 Otoriter rejimler, basının öneminin farkındadırlar, onun için ilk adımda basına yönelirler. Satın alma veya korkutma yoluyla basını sustururlar.Böylece, suistimallerin öğrenilmesi engellemiş,algı oluşturarak toplumu yönetmek mümkün hale gelir.Basının esir alınması her türlü  muhalefeti doğmadan boğma imkanı verir. Toplum, gerçeklerle yüz yüze gelme imkanını kaybeder.

Otoriterleşmenin bir diğer ayağı da Yargıyı kontrol etmektir. Denetlenemeyen bir yargı, her an- yargılanabilme- tehdidi ile karşı karşıya olmak demektir. Her dikta yönetimi yargılanma, hesap verme korkusu taşır. Bundan kurtulmanın yolu kontrollü bir yargıdır. Demokrasiden uzaklaşmanın bir nedeni de budur, suçluluk kompleksi yargılanma korkusunun olmadığı bir sisteme yönelişi kolaylaştırır. Otoriter yönetimlerin bir çoğunun hikayesinde en önemli itici gücün yargılanma korkusu olduğu görülür.

D.Acemoğlu ve J. Robinson Ulusların Düşüşü isimli kitaplarında  Fujimori dönemi Peru'sunu buna örnek verirler. Fujimori, seçimle iş başına gelmesine rağmen 1992'de  daha görevdeyken kendi düzenlediği bir darbe ile bir dikta rejimi kurar.Basını, yargıyı kontrol altına alır. Rüşvete dayanan yozlaşmış bir rejim inşa eder, suç ve eylemlerinde en büyük desteği  istihbaratın başında ve sağ kolu olan Montesinos'tan  alır. Montesinos, sadakatlerini kazanmak için rüşvet verdikleri herkesi kayıt altına alır, amaç suç ortaklığını belgelendirerek ileride bu bilgilerle ilgili kişilerin ihanetini engellemektir.

Fujimori rejimi yıkıldıktan sonra bu belgeler tek tek ele geçirilir.Yüksek Mahkeme yargıçlarına ayda 5-10 bin dolar, gazete ve televizyonlara milyon dolarlık yardımların dışına başlık başına 3 ila 8 bin dolar arasında para verdikleri ortaya çıkar. Dikta rejimi bu paralarla ayakta tutulmuş, ancak sürdürülememiştir.

Otoriterleşmeyi amaçlayan yönetimler, basın ve yargıyı denetim altına alırken bunu gerekçesiz yapmazlar,  toplumu ikna edecek  suni gerekçeler ihdas ederler. En  ikna edici gerekçe de ülke güvenliğidir.Uydurulmuş veya küçük çaplı tehditler basın yoluyla büyütüldükçe otoriterleşme yönünde atılan adımlar da meşrulaşmış olur. Fujimori Peru'da  PKK'nın da ilham aldığı Maocu Aydınlık Yol hareketini kullandı. Terörü dikta rejimine katık yaptı.Böyle böyle Peru'yu bir hapishaneye çevirdi.

Bu bakımdan basın özgürlüğü ile yargı bağımsızlığını hedef alan her siyaset, aslında demokrasiden uzaklaşmayı ifade eder. Yanlışları konuşulmayan, suçları yargı denetiminden geçmeyen her rejim demokrasi dışıdır ve her türlü yozlaşmaya açıktır. Onun için ülkelerin demokratikleşme düzeyleri ölçülürken bu parametrelere başvurulur. Yargı ne kadar bağımsız, basın ne kadar özgürse ülke o kadar demokrat veya otoriterdir. Demokraside kalmak, bu kurumların özgürlüğünü korumaya bağlıdır. Üstelik bu kurumların işlevi, demokrasiyi korumaktan ibaret  değildir, piyasa güvenini  sağladıkları için ekonomiye de katkı sunmaktadırlar.Bir ülkede adalet varsa piyasa işler, adalet yoksa piyasa işlemez. Krizlerden nasıl kurtuluruz sorusunun cevabı da bu kurumların özgürlüğünü sağlamakta yatmaktadır.Krizi derinleştiren faiz hareketleri değil, kötü yönetim, otoriterleşme ve özgür bırakılması gereken kurumların tutsak edilmesidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.