İrfan Sönmez
Köşe Yazarı
İrfan Sönmez
 

Boğaziçi

İktidarın terörist ilan etmediği neredeyse hiç bir toplum kesimi kalmadı. Seçimlerden önce muhalefete oy verenler terörist ilan edildi, soğan ve patates fiyatlarının yükselmesi üzerine üreticiler ve aracılar terörist ilan edildi. Ondan önce döviz alanlar, dolar teröristi ilan edildi. Kim veya hangi toplum kesimi iktidarın emellerine alet olmuyor, biat etmiyorsa ardından hızla terörist ilan ediliyor. Son kurban Boğaziçi öğrencileri oldu. Atanan rektöre tepki gösteren, barışçıl gösteriler yapan öğrenciler terörist ilan edildi. Polis tarafından çok sert bir muameleye maruz kaldılar, 51 tanesi göz altına alınıp, örgüt veya terör bağlantısı çıkmadığı için bir gün sonra serbest bırakıldılar. Öğrencilerin eylemlerini doğru bulmayan, beğenmeyen olabilir. Buna kimsenin bir şey söyleme hakkı olamaz. Benzer şekilde öğrencilerin tepkilerini haklı bulup destekleyenler de olabilir. Beğenmemek de demokratik bir haktır, buna da kimse bir şey diyemez. Yeter ki, bu eylemler şiddet ve kamu düzenini sarsacak ögeler taşımasın. Kendine güvenen bir yönetim bunu demokratik bir hak olarak görür, asla rahatsız olmaz. Lakin Boğaziçi'nde öyle olmadı, çok ağır ifadeler kullanıldı, öğrencilere -düşman- muamelesi yapıldı, CB Erdoğan terörist, Bahçeli başı ezilecek yılanlar dedi. Ne yazık ki, bu üslup o öğrencilerin eyleminden daha ağır,  toplum düzenini daha bozucu nitelikteydi. Barışçıl eylemlere bu şekilde tepki göstermek,sert müdahalelerde bulunmak gençleri alternatif eylemlere teşvik eder. Demokratik yolların tıkanması kendini ifade edemeyen toplum kesimlerinin demokrasi dışı yollara iter. Onun için her zaman demokratik mücadele kanallarının açık olması gerekir. Bu hem demokrasinin devamı ve işleyişi için gerekli, hem de gençliğin farklı alanlara kaymasını engellemek için şarttır. Esasen demokratik bir ülke ile otorite bir ülke arasında ki fark da bu tip eylemlere gösterilen tepkiden ortaya çıkar. Demokratik yönetimler dinler,konuşur, ya kararlarını gözden geçirirler, yahut muhataplarını ikna ederler. Otoriter yönetimler konuşmayı değil, sert ve zecri yollarla susturmayı  tercih ederler. İktidar birinci yolu tutmak yerine ikinci yolu tutmayı tercih etti. Böyle böyle nesilleri kaybettik, vurarak, ezerek sempatizanı militan yaptık, vatandaşın devletle olan bağını kopardık, kararlarımızı gözden geçirmeyi taviz olarak düşündük. Oysa demokrasileri baskıcı rejimlerden ayıran, birinin halkı, ötekinin bir kişi veya dar bir grubu dinleyerek politika oluşturmasıdır. Gazeteci Adem Özköse, önceki gün Karar gazetesine verdiği röportajda, AKP'li bir vekilin kendisine, seçim kazanmak için toplumu kutuplaştırdıklarını söylediklerini ifade etti. Bu vahim iddia arada kaynayıp gitti. Seçim kazanmak için toplumu birbirine düşman eden bir siyasetin alkışlanacak yanı olabilir mi? Boğaziçi eylemleri üzerinden koparılar fırtına da yeni bir kutuplaştırma, hasımlaştırma kampanyasından başka bir şey değil. Halbuki siyaset toplumu bütünleştirmek için yapılırdı değil mi? Ülkeyi akıl ve bilgi yerine egolar yönetirse böyle olur. Boğaziçi öğrencilerine gösterilen sertliği doğru bulmuyorum, her gösteri terör değildir.Şiddeti, sert bir dil ve ayrıştırıcı politikalar doğurur.Gösterici hukuk içinde kalmalı, güvenlik güçleri de hukuk içinde kaldıkça bu tür gösterilere saygı duymalıdır.Bu üslupla giderseniz terörist ilan etmediğiniz kimse kalmaz, bundan herkes/hepimiz zarar görürüz.İktidar hırsının da bir sınırı olmalı değil mi?
Ekleme Tarihi: 05 Şubat 2021 - Cuma

Boğaziçi

İktidarın terörist ilan etmediği neredeyse hiç bir toplum kesimi kalmadı. Seçimlerden önce muhalefete oy verenler terörist ilan edildi, soğan ve patates fiyatlarının yükselmesi üzerine üreticiler ve aracılar terörist ilan edildi. Ondan önce döviz alanlar, dolar teröristi ilan edildi. Kim veya hangi toplum kesimi iktidarın emellerine alet olmuyor, biat etmiyorsa ardından hızla terörist ilan ediliyor. Son kurban Boğaziçi öğrencileri oldu. Atanan rektöre tepki gösteren, barışçıl gösteriler yapan öğrenciler terörist ilan edildi. Polis tarafından çok sert bir muameleye maruz kaldılar, 51 tanesi göz altına alınıp, örgüt veya terör bağlantısı çıkmadığı için bir gün sonra serbest bırakıldılar.

Öğrencilerin eylemlerini doğru bulmayan, beğenmeyen olabilir. Buna kimsenin bir şey söyleme hakkı olamaz. Benzer şekilde öğrencilerin tepkilerini haklı bulup destekleyenler de olabilir. Beğenmemek de demokratik bir haktır, buna da kimse bir şey diyemez. Yeter ki, bu eylemler şiddet ve kamu düzenini sarsacak ögeler taşımasın. Kendine güvenen bir yönetim bunu demokratik bir hak olarak görür, asla rahatsız olmaz.

Lakin Boğaziçi'nde öyle olmadı, çok ağır ifadeler kullanıldı, öğrencilere -düşman- muamelesi yapıldı, CB Erdoğan terörist, Bahçeli başı ezilecek yılanlar dedi. Ne yazık ki, bu üslup o öğrencilerin eyleminden daha ağır,  toplum düzenini daha bozucu nitelikteydi. Barışçıl eylemlere bu şekilde tepki göstermek,sert müdahalelerde bulunmak gençleri alternatif eylemlere teşvik eder. Demokratik yolların tıkanması kendini ifade edemeyen toplum kesimlerinin demokrasi dışı yollara iter. Onun için her zaman demokratik mücadele kanallarının açık olması gerekir. Bu hem demokrasinin devamı ve işleyişi için gerekli, hem de gençliğin farklı alanlara kaymasını engellemek için şarttır. Esasen demokratik bir ülke ile otorite bir ülke arasında ki fark da bu tip eylemlere gösterilen tepkiden ortaya çıkar. Demokratik yönetimler dinler,konuşur, ya kararlarını gözden geçirirler, yahut muhataplarını ikna ederler. Otoriter yönetimler konuşmayı değil, sert ve zecri yollarla susturmayı  tercih ederler. İktidar birinci yolu tutmak yerine ikinci yolu tutmayı tercih etti. Böyle böyle nesilleri kaybettik, vurarak, ezerek sempatizanı militan yaptık, vatandaşın devletle olan bağını kopardık, kararlarımızı gözden geçirmeyi taviz olarak düşündük. Oysa demokrasileri baskıcı rejimlerden ayıran, birinin halkı, ötekinin bir kişi veya dar bir grubu dinleyerek politika oluşturmasıdır.

Gazeteci Adem Özköse, önceki gün Karar gazetesine verdiği röportajda, AKP'li bir vekilin kendisine, seçim kazanmak için toplumu kutuplaştırdıklarını söylediklerini ifade etti. Bu vahim iddia arada kaynayıp gitti. Seçim kazanmak için toplumu birbirine düşman eden bir siyasetin alkışlanacak yanı olabilir mi? Boğaziçi eylemleri üzerinden koparılar fırtına da yeni bir kutuplaştırma, hasımlaştırma kampanyasından başka bir şey değil. Halbuki siyaset toplumu bütünleştirmek için yapılırdı değil mi? Ülkeyi akıl ve bilgi yerine egolar yönetirse böyle olur. Boğaziçi öğrencilerine gösterilen sertliği doğru bulmuyorum, her gösteri terör değildir.Şiddeti, sert bir dil ve ayrıştırıcı politikalar doğurur.Gösterici hukuk içinde kalmalı, güvenlik güçleri de hukuk içinde kaldıkça bu tür gösterilere saygı duymalıdır.Bu üslupla giderseniz terörist ilan etmediğiniz kimse kalmaz, bundan herkes/hepimiz zarar görürüz.İktidar hırsının da bir sınırı olmalı değil mi?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.