İrfan Sönmez
Köşe Yazarı
İrfan Sönmez
 

Bir İnşa: Kürdistan

Etnik bölücülüğün temel tezlerinden biri, Kürdistan'ın dört ayrı devlet tarafından işgal edilerek dört parçalı hale getirildiğidir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye'ye karşı, işgalci algısı uyandırabilmek için bu tez sürekli tekrar edilir. Çünkü muhayyel bir Kürdistan'ın varlığı, ancak işgalcilerin varlığına kitleleri inandırmakla  mümkün hale gelir. Bu tez, geçmişte yekpare bir Kürdistan'ın var olduğundan hareket eder. Peki gerçek böyle midir? Önemli Ortaçağ tarihçilerimizden Prof. Dr. Muammer Gül'ün bir yazımız vesilesiyle gönderdiği açıklama bu konuya ışık tutar mahiyette,  değerli tarihçimiz şunları söylüyor: "Kürdistan'ın İran, Irak, Türkiye, Suriye gibi emperyalist devletler tarafından işgal edildiği ve bundan dolayı Kürtlerin bağımsız olamadığı şeklinde daha çok ayrılıkçı çevrelerin savunduğu görüşün tarihi, coğrafi, jeopolitik ve reel politik açısından bir temeli yoktur. Her şeyden önce, ne tarihte, ne de halde bölge devletleri tarafından işgal edilmiş Kürdistan diye tek parça, bir bütün olarak tanımlanmış bir coğrafya hiçbir zaman olmamıştır. İkincisi, Kürtlerin yaşadığı bölge ülkelerinin kesişim alanı, yani İran, Irak, Türkiye ve Suriye devletlerinin birbirlerine yakın bölgeleri de tarihin hiç bir döneminde (Anadolu, İran, Irak ve Mısır merkezli merkezi imparatorluklar hariç) Kürtler de dâhil olmak üzere herhangi bir devlet tarafından birleşik bir yapıda bütünleştirilememiştir. Çünkü adı anılan bölgeleri tek bir çatı altında toplayacak, yani genel anlamda güç temerküzünü sağlayacak ne demografik, ne ekonomik, ne coğrafi, ne siyasi- kültürel bir üst çekim merkezî veya merkezleri olmamıştır. İran platosunu, Anadolu yaylasını, Irak, Suriye çöl coğrafyasını bir arada tutacak bu  bölgede bir güç merkezi yoktur. Ayrıca, bu farklı coğrafyalar arasındaki ayrılığı derinleştiren faktörlerden biri de,  İran, Irak Türkiye arasında uzanan Zagros sıradağlarıdır. İbn-i Haldun'a atfedilen "coğrafya kaderdir" sözü  herhalde en çok Kürtler için  geçerlidir. Kürtleri bölen buradaki devletler veya emperyalistler değil, coğrafyanın zorunlulukları, gereklilikleri ve Kürtlerin kendi tabiatlarıdır." İdeoloji ile bilim arasındaki en önemli fark, birinin olanı, ötekinin olması isteneni söylemesidir. Biri gerçeğe, öteki ütopyaya dayanır. Tarihte olmayanı varmış gibi takdim etmek bütün ideolojilerin başvurduğu yollardan biridir. Çünkü yarını şekillendirmek, ona göre bir dün yaratmakla mümkündür. Tarihi ters yüz etmeden yarını inşa etmek mümkün değildir. Etnik ideolojiler, yarının inşasına dünü inşa ederek başlarlar. Büyük Kürdistan kurgusu da böyle bir inşa sürecinin basamaklarından biridir. Dün vardı inancı, bugün niye yok sorusunu gündeme getirmek için kurgulanır. Yer adlarının başkalaştırılması, geçmişin feodal isyanlarının etnikleştirilmesi hep bu maksada matuftur. Tarihte birleşik, yekpare bir Kürdistan yoktu. Vardı demek, var etmek içindir. Bu, Kürtlerin yaşadığı bir coğrafya veya Kürdistan adlandırması hiç yoktu anlamına gelmiyor. Bu, böyle bütünleşik, bu adla tanımlanmış  bir siyasi coğrafya yoktu anlamına geliyor. Bundan sonra olur mu?  Bu,  etnik asabiyenin gücüne, ilgili devletlerin bu asabiyenin hararetini düşürme kudretlerine, bizim dikkat ve basiretimize ve tabi konjonktüre bağlıdır. Etnik hareketler milli devletler zayıflamadıkça başarıya ulaşamamışlardır.  
Ekleme Tarihi: 06 Ocak 2022 - Perşembe

Bir İnşa: Kürdistan

Etnik bölücülüğün temel tezlerinden biri, Kürdistan'ın dört ayrı devlet tarafından işgal edilerek dört parçalı hale getirildiğidir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye'ye karşı, işgalci algısı uyandırabilmek için bu tez sürekli tekrar edilir. Çünkü muhayyel bir Kürdistan'ın varlığı, ancak işgalcilerin varlığına kitleleri inandırmakla  mümkün hale gelir.

Bu tez, geçmişte yekpare bir Kürdistan'ın var olduğundan hareket eder.

Peki gerçek böyle midir?

Önemli Ortaçağ tarihçilerimizden Prof. Dr. Muammer Gül'ün bir yazımız vesilesiyle gönderdiği açıklama bu konuya ışık tutar mahiyette,  değerli tarihçimiz şunları söylüyor:

"Kürdistan'ın İran, Irak, Türkiye, Suriye gibi emperyalist devletler tarafından işgal edildiği ve bundan dolayı Kürtlerin bağımsız olamadığı şeklinde daha çok ayrılıkçı çevrelerin savunduğu görüşün tarihi, coğrafi, jeopolitik ve reel politik açısından bir temeli yoktur. Her şeyden önce, ne tarihte, ne de halde bölge devletleri tarafından işgal edilmiş Kürdistan diye tek parça, bir bütün olarak tanımlanmış bir coğrafya hiçbir zaman olmamıştır.

İkincisi, Kürtlerin yaşadığı bölge ülkelerinin kesişim alanı, yani İran, Irak, Türkiye ve Suriye devletlerinin birbirlerine yakın bölgeleri de tarihin hiç bir döneminde (Anadolu, İran, Irak ve Mısır merkezli merkezi imparatorluklar hariç) Kürtler de dâhil olmak üzere herhangi bir devlet tarafından birleşik bir yapıda bütünleştirilememiştir. Çünkü adı anılan bölgeleri tek bir çatı altında toplayacak, yani genel anlamda güç temerküzünü sağlayacak ne demografik, ne ekonomik, ne coğrafi, ne siyasi- kültürel bir üst çekim merkezî veya merkezleri olmamıştır. İran platosunu, Anadolu yaylasını, Irak, Suriye çöl coğrafyasını bir arada tutacak bu  bölgede bir güç merkezi yoktur.

Ayrıca, bu farklı coğrafyalar arasındaki ayrılığı derinleştiren faktörlerden biri de,  İran, Irak Türkiye arasında uzanan Zagros sıradağlarıdır. İbn-i Haldun'a atfedilen "coğrafya kaderdir" sözü  herhalde en çok Kürtler için  geçerlidir. Kürtleri bölen buradaki devletler veya emperyalistler değil, coğrafyanın zorunlulukları, gereklilikleri ve Kürtlerin kendi tabiatlarıdır."

İdeoloji ile bilim arasındaki en önemli fark, birinin olanı, ötekinin olması isteneni söylemesidir. Biri gerçeğe, öteki ütopyaya dayanır. Tarihte olmayanı varmış gibi takdim etmek bütün ideolojilerin başvurduğu yollardan biridir. Çünkü yarını şekillendirmek, ona göre bir dün yaratmakla mümkündür. Tarihi ters yüz etmeden yarını inşa etmek mümkün değildir. Etnik ideolojiler, yarının inşasına dünü inşa ederek başlarlar. Büyük Kürdistan kurgusu da böyle bir inşa sürecinin basamaklarından biridir. Dün vardı inancı, bugün niye yok sorusunu gündeme getirmek için kurgulanır. Yer adlarının başkalaştırılması, geçmişin feodal isyanlarının etnikleştirilmesi hep bu maksada matuftur. Tarihte birleşik, yekpare bir Kürdistan yoktu. Vardı demek, var etmek içindir. Bu, Kürtlerin yaşadığı bir coğrafya veya Kürdistan adlandırması hiç yoktu anlamına gelmiyor. Bu, böyle bütünleşik, bu adla tanımlanmış  bir siyasi coğrafya yoktu anlamına geliyor. Bundan sonra olur mu?  Bu,  etnik asabiyenin gücüne, ilgili devletlerin bu asabiyenin hararetini düşürme kudretlerine, bizim dikkat ve basiretimize ve tabi konjonktüre bağlıdır. Etnik hareketler milli devletler zayıflamadıkça başarıya ulaşamamışlardır.

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.