Göktan Ay
Köşe Yazarı
Göktan Ay
 

Akademide İlk 100, Neden Hayal?!

ÖGESEN Başkanı, dostum Dr. Vahdet Özkoçak diyor ki; “Hangi memur yükselince yeniden ilan çıkar? Arş. Gör. Dr.’ya yükseldi yeniden ilan, Doçent oldu yeniden ilan, Profesör oldu yeniden ilan. Emniyet, TSK, Yargı hangi kurumda var? Önce bunu dillendirmeliyiz. Resmen “Mobbing ve Nepotizme” itiyor. İdareye TAM biat amaçlanan!” Gerçekten de, her kademede kadro ilanı “akademinin gelişmesinde” ve “kişilerin özlük haklarında” kayıplara yol açıyor. Akademisyen YÖK Doç. oluyor, sonra aylarca (rektörler-dekanla sorunu varsa) kadro bekliyor. Her üniversitede akademisyenler bize yazıyorlar. İstanbul’da oturup kadro için Ardahan Üniversitesi’ne giden arkadaşlarımız var. Bu hak mı? Özkoçak devam ediyor; “Çözüm basit Hocam. 2018’de önerdiğimiz ve kabul gören “Havuz Sistemi”  Ben dahil herkes havuza girecek en yüksek puanlı ve hak eden kadroyu alacak. İlan problemi de kalkacak. Hangi memur yükseldikçe kadro ilanına zorlanıyor? Darbe dönemi ucube sistem ve kanun ile bu kadar!” Haklı değil mi? Rektörler için havuz sistemi kurulmuş. Yasa diyor ki; “Yükseköğretim Kurulu’nun önerdiği adaylar arasında, “tatminkar bir isim bulunmadıysa” ve zamanında (15 gün) yenilenmediyse, Cumhurbaşkanlığı resen atama yapabilir.” Eski Başkan Prof.Saraç diyor ki; “Taraflara soruyoruz. Üniversitenizde nasıl “profilde” bir  rektör istiyorsunuz. Sonra mülakatlarda (mülakatlar  “5 dk. Projelerinizi tanıtın” şeklinde oluyor) profili uyan akademisyenleri “havuzdan alarak” o üniversiteye atanmak üzere Cumhurbaşkanı’na gönderiyoruz.” Oysa, biliniyor ki, üniversite rektörlükleri için aday başvurusu açılıyor (15 gün) Adaylar mülakata alınıyor ve sıralama! İle imzaya açılıyor. İki uygulama arasındaki çelişkiyi fark ediyor musunuz? Saraç’a göre; adaylar “ben rektör olmak istiyorum, il fark etmez” diye başvuruyor. Yasaya göre ise, “üniversiteye rektör olmak için başvuruluyor.” Ve, bunu söyleyen, görevden ayrılırken, huzur içinde olan, “YÖK’te halının altını tertemiz bırakıyorum” diyen Prof. Y. Saraç… Vay arkadaş!, koskoca YÖK; mülakatlar yapacak, akademisyenlerin zamanını harcayacak,  listeler hazırlayacak, sonra liste “tatminkar” bulunmayacak ve o “Başkan ve üyeler” huzur içinde görevlerine devam edecekler…Tebrikler, “üniversite ve akademisyen saygınlığı” işte böyle korunur! Herkesin bildiği ve kabul ettiği bir şey var; Yükseköğretim Kurulu’na  Cumhurbaşkanlığı’ndan  isim veriliyor, o kişinin “akademik/yasa eksiği” varsa tamamlatılıyor,  Vakıf Üniversitesi ise Mütevelli  Başkanı ikna ediliyor, kısaca birilerine "yürü ya kulum" deniyor (Bu işlemleri de yürüten maalesef YÖK oluyor)   ve REKTÖR… Gelsin; makam, kırmızı plaka, havaalanı özel giriş, ağırlama... Üniversitenin büyüklüğü, küçüklüğü fark etmiyor. Aynı haklara sahipler… Kaybeden kim? Elbette üniversite ve akademi.. Rektörler için “havuz sistemi kuruluyor da, profile göre başvurular değiştiriliyor da, Arş.Gör.’ lerde neden olmuyor? Bir akademisyenimiz yazmış; “Hocam öyle bir çıkmazdayız ki. “Doçent” ünvanı aldım ama kadrom “ÖYP araştırma görevlisi.” Fakülteden kadro istiyorum yok, MYO'dan istiyorum bana yok! Muvafakat verin gideyim diyorum olmaz. “Mecburi hizmet var”, “gidemezsin” diyorlar. Oturdum ben de “profesörlüğü” bekliyorum. Yazık değil mi bu akademisyenlere ve akademiye!… Sonra da oturup ilk 100’den bahsediliyor… Bu kafalarla, bu uygulamalarla, bu liyakatsız atamalarla, bu ehliyetsiz yöneticilerle, bu sorun çözmeyen makamdakilerle ÇOK ZOR!...        
Ekleme Tarihi: 07 Kasım 2021 - Pazar

Akademide İlk 100, Neden Hayal?!

ÖGESEN Başkanı, dostum Dr. Vahdet Özkoçak diyor ki; “Hangi memur yükselince yeniden ilan çıkar? Arş. Gör. Dr.’ya yükseldi yeniden ilan, Doçent oldu yeniden ilan, Profesör oldu yeniden ilan. Emniyet, TSK, Yargı hangi kurumda var? Önce bunu dillendirmeliyiz. Resmen “Mobbing ve Nepotizme” itiyor. İdareye TAM biat amaçlanan!”

Gerçekten de, her kademede kadro ilanı “akademinin gelişmesinde” ve “kişilerin özlük haklarında” kayıplara yol açıyor.

Akademisyen YÖK Doç. oluyor, sonra aylarca (rektörler-dekanla sorunu varsa) kadro bekliyor. Her üniversitede akademisyenler bize yazıyorlar. İstanbul’da oturup kadro için Ardahan Üniversitesi’ne giden arkadaşlarımız var. Bu hak mı?

Özkoçak devam ediyor; “Çözüm basit Hocam. 2018’de önerdiğimiz ve kabul gören “Havuz Sistemi”  Ben dahil herkes havuza girecek en yüksek puanlı ve hak eden kadroyu alacak. İlan problemi de kalkacak. Hangi memur yükseldikçe kadro ilanına zorlanıyor? Darbe dönemi ucube sistem ve kanun ile bu kadar!”

Haklı değil mi?

Rektörler için havuz sistemi kurulmuş. Yasa diyor ki; “Yükseköğretim Kurulu’nun önerdiği adaylar arasında, “tatminkar bir isim bulunmadıysa” ve zamanında (15 gün) yenilenmediyse, Cumhurbaşkanlığı resen atama yapabilir.”

Eski Başkan Prof.Saraç diyor ki; “Taraflara soruyoruz. Üniversitenizde nasıl “profilde” bir  rektör istiyorsunuz. Sonra mülakatlarda (mülakatlar  “5 dk. Projelerinizi tanıtın” şeklinde oluyor) profili uyan akademisyenleri “havuzdan alarak” o üniversiteye atanmak üzere Cumhurbaşkanı’na gönderiyoruz.”

Oysa, biliniyor ki, üniversite rektörlükleri için aday başvurusu açılıyor (15 gün) Adaylar mülakata alınıyor ve sıralama! İle imzaya açılıyor. İki uygulama arasındaki çelişkiyi fark ediyor musunuz?

Saraç’a göre; adaylar “ben rektör olmak istiyorum, il fark etmez” diye başvuruyor. Yasaya göre ise, “üniversiteye rektör olmak için başvuruluyor.”

Ve, bunu söyleyen, görevden ayrılırken, huzur içinde olan, “YÖK’te halının altını tertemiz bırakıyorum” diyen Prof. Y. Saraç…

Vay arkadaş!, koskoca YÖK; mülakatlar yapacak, akademisyenlerin zamanını harcayacak,  listeler hazırlayacak, sonra liste “tatminkar” bulunmayacak ve o “Başkan ve üyeler” huzur içinde görevlerine devam edecekler…Tebrikler, “üniversite ve akademisyen saygınlığı” işte böyle korunur!

Herkesin bildiği ve kabul ettiği bir şey var; Yükseköğretim Kurulu’na  Cumhurbaşkanlığı’ndan  isim veriliyor, o kişinin “akademik/yasa eksiği” varsa tamamlatılıyor,  Vakıf Üniversitesi ise Mütevelli  Başkanı ikna ediliyor, kısaca birilerine "yürü ya kulum" deniyor (Bu işlemleri de yürüten maalesef YÖK oluyor)   ve REKTÖR…

Gelsin; makam, kırmızı plaka, havaalanı özel giriş, ağırlama...

Üniversitenin büyüklüğü, küçüklüğü fark etmiyor.

Aynı haklara sahipler…

Kaybeden kim?

Elbette üniversite ve akademi..

Rektörler için “havuz sistemi kuruluyor da, profile göre başvurular değiştiriliyor da, Arş.Gör.’ lerde neden olmuyor?

Bir akademisyenimiz yazmış; “Hocam öyle bir çıkmazdayız ki. “Doçent” ünvanı aldım ama kadrom “ÖYP araştırma görevlisi.” Fakülteden kadro istiyorum yok, MYO'dan istiyorum bana yok! Muvafakat verin gideyim diyorum olmaz. “Mecburi hizmet var”, “gidemezsin” diyorlar. Oturdum ben de “profesörlüğü” bekliyorum.

Yazık değil mi bu akademisyenlere ve akademiye!…

Sonra da oturup ilk 100’den bahsediliyor…

Bu kafalarla,

bu uygulamalarla,

bu liyakatsız atamalarla,

bu ehliyetsiz yöneticilerle,

bu sorun çözmeyen makamdakilerle

ÇOK ZOR!...

 

 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.