Aynur Algül
Köşe Yazarı
Aynur Algül
 

Dünyada ve Ülkemizde Erişilebilirlik Serüveni 5

Bu Son Uzatma Olsun   Yazı dizimizin önceki bölümünde, antik çağlardan günümüze çeşitli toplumlarda engelliliğe yönelik bakış açılarından, son dönemde etkin olan üç temel yaklaşımdan, hak temelli bakış açısının yaygınlaşmasıyla birlikte engellilerin temel haklarını elde etmelerine ve hukuki güvencelere sahip olmalarına giden süreçte yaşananlardan bahsetmiştik.   Dünyada engellilikle ilgili bilincin artmasıyla birlikte, çeşitli ülkelerde ulusal düzeyde ve buralardan elde edilen tecrübelerle uluslararası platformlarda engellilerin refahının gelişmesi ve temel hakların tescillenmesi için çalışmalar yürütüldü. Bu doğrultuda Birleşmiş Milletler tarafından da çeşitli çalışmalar yapıldı ve kararlar alındı. Bu çalışmaların ürünü olarak, kapsamlı bir belge olan "Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme", 2006 yılında Birleşmiş Milletler genel kurulunda onaylanarak imzaya açıldı. Ülkemiz de ilk devletlerden biri olarak 2007 yılında sözleşmeyi imzaladı ve kendi iç mevzuatımızın gerektirdiği süreçlerin tamamlanmasının ardından 2009 yılında yürürlüğe girdi. Bilindiği üzere, Anayasamızın 90. maddesine göre usulünce yürürlüğe konan uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin sözleşmelerle kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi halinde sözleşme hükümleri esas alınır. Ülkemiz bu sözleşmeye dair bir çekince ya da beyanda bulunmadı. Eğitimden adalete, sağlıktan istihdama birçok alandaki hakları güvence altına alan sözleşmenin yürütme organı Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi'dir. Sözleşmenin "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinde "engelliliğe dayalı ayrımcılık" kavramına yer veriliyor ve herhangi bir alandaki temel hak ve özgürlüklerin başkalarıyla tam ve eşit biçimde engelliliğe dayalı olarak kullanılamaması şeklinde niteleniyor. Yani herkes tarafından kullanılabilen bir hak, engelli oluşu nedeniyle bir kişi tarafından kullanılamıyorsa ve bu konuda gereken düzenlemeler yapılmamışsa, bu durum engelliliğe dayalı ayrımcılık olarak kabul ediliyor. Sözleşmenin 9. ve 21. maddelerinde oldukça kapsamlı şekilde erişilebilirlikten bahsediliyor. Kamuya açık her türlü fiziki çevre, açık-kapalı alanlar, binalar, ulaşım sistemleri, okullar, sağlık merkezleri, elektronik hizmetler ve her türlü bilişim hizmetlerinin kırsal ve kentsel alanlar fark etmeksizin erişilebilir olması gerektiği belirtiliyor ve taraf devletlere bu konuda standartları ve politikaları belirleyerek harekete geçme yükümlülüğü getiriliyor.   Eski Yunan ve Roma'dan günümüze gelen süreçte, engelli olarak dünyaya gelen bebeklerin yaşamlarının sonlandırıldığı dönemlerden, uluslararası otoritelerin engellilerin başta yaşam hakkı olmak üzere bütün haklarını teminat altına alan düzenlemeleri hayata geçirdikleri ve birçok ülke tarafından imzalanan sözleşmelerin yürürlüğe girdiği günlere gelinmesi, verilen büyük mücadelelerin, çekilen çilelerin, göğüslenen zorlukların neticesiydi. Ülkemizde de benzeri mücadelelerin sonucu olarak 2005 yılında TBMM tarafından kabul edilerek yürürlüğe giren 5378 sayılı "Engelliler Hakkında Kanun" birçok alanda büyük kazanımlar sağlamıştı.   Ülkemizde engellilerin eğitim, istihdam ve diğer sosyal haklarına dair çeşitli dönemlerde hukuki düzenlemeler yapılmakla beraber, erişilebilirlikle ilgili ilk düzenleme 1997 yılında 3194 sayılı İmar Kanunu’na "Fiziksel çevrenin engelliler için ulaşılabilir ve yaşanabilir kılınması için, imar planları ile kentsel, sosyal, teknik altyapı alanlarında Türk Standartları Enstitüsü’nün ilgili standartlarına uyulması zorunludur" hükmünün eklenmesi ile gerçekleştirildi. Ardından TBMM tarafından 2005 yılında kabul edilerek yürürlüğe giren 5378 sayılı "Engelliler Hakkında Kanun", geçici bir maddeyle kamuya açık alanların 7 yıl içinde erişilebilir duruma getirilmesini düzenledi. İlk yıllarında az çabanın gösterildiği bu 7 yıllık dönemin sonlarına doğru erişilebilirlikle ilgili standartlar geliştirilerek yayınlanmış, başta yerel yönetimler olmak üzere kamu kurumlarında sürenin bitecek olmasından dolayı bir hareketlilik meydana gelmişti. Ne yazık ki, geçen 7 yıl yeterince verimli değerlendirilemedi ve sürenin sona erdiği 2012 yılında geçici maddede değişiklik yapılarak ertelemeye gidildi. BM Engelli Hakları Sözleşmesi'ne uyum sağlamak için 2014 yılında Engelliler Kanunu'na erişilebilirlikle ilgili maddeler eklendi ancak dönüşüm için verilen süreler çeşitli kereler maalesef uzatılmaya devam edildi. Kurumların yeterince hazır olmaması ve son olarak da pandemi gerekçe gösterilerek süreler uzatılırken, erişilebilirlik hakkının tam manasıyla kullanımı ötelenmiş oldu. Geçen zaman içerisinde erişilebilirlikle ilgili birçok olumlu uygulama gerçekleştirilmekle beraber, yapılan uzatmalar sayesinde, eksik bırakılan alanlarla ilgili hukuki sorumluluktan kaçınılmış oluyor. Bu kaçınma durumunu destekleyici bir düzenleme de Türk Ceza Kanunu'nun 122. maddesinde yapılan değişiklikle getirildi. İlgili maddede özetle kamuya arz edilmiş bir hizmetin engelliliği nedeniyle bir kişiye sunulmaması cezayı gerektirirken, yapılan değişiklikle, dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle hizmetinin sunulmamasına ceza uygulanması hükmü düzenlendi. Yani ceza uygulanabilmesi için, kişinin engeli nedeniyle bir hizmete ulaşamaması yetmiyor; bu hizmet sunumunun nefret nedeniyle engelleniyor olması gerekiyor. Oysa böyle bir durumda nefret ispatlanabilecek bir durum olmadığından ve esasen böyle bir şeyin sorumsuzluk ya da ihmal nedeniyle yapılması muhtemel olduğundan, uluslararası sözleşmede tanımlanan engelliliğe dayalı ayrımcılığı iç hukukta ispatlayarak sorumluların ceza almasını sağlamak neredeyse imkânsız hale geliyor. Engelli Hakları Sözleşmesi'nin yürütme organı olan BM Engelli Hakları Komitesi, 2019 yılında ülkemizde yaptığı gözlemler sonucunda yayınladığı nihai gözlem raporunda da bu hususa dikkat çekerek, ilgili kanunda düzenleme yapılması gerektiğini bildirdi.   Bazı geliştirmelere ihtiyaç olmakla beraber, erişilebilirlikle ilgili ülkemizde oldukça iyi denebilecek bir mevzuatımız var. Ancak mevzuatın tanıdığı bir kısım mühletler esnetilerek ve yukarıda değindiğimiz ceza kanunu maddesindeki engelleyici durum nedeniyle ilgili kanunlar yaptırım gücünden yoksun hale geliyor. Somutlaştıracak olursak, tekerlekli sandalye kullanan bir kişi bir yolcu minibüsünü kullanamayıp mağduriyet yaşadığında hakkını arayamıyor çünkü kanun o minibüsün standartlara uygun hale dönüşebilmesi için gereken süreyi uzatıyor. Yani devlet vatandaşına "sen bir süre daha idare et" diyor. Oysa yukarıda da belirttiğimiz üzere bu süreç ta! 2005 yılında başlamış ve 2012 yılına kadar süre verilmişti. Defalarca esnetilen bu dönüşüm süresi ne yazık ki bu yıl da tekrar uzatıldı. Yazı dizimizin ilk bölümünde de belirttiğimiz üzere bu meclis tablosunda seneye de yeni bir uzatma gayet mümkün. Temel bir hakkın kullanımı bu yolla kısıtlanırken, ceza kanunumuzun 122. maddesi de bu ihlalin ceza gerektirebilmesi için nefret nedeniyle yapılmış olması şartını aradığından, yaptırım imkânı da ortadan kalkıyor. Bu durumun mağduriyetini yaşayan engelli insanların biraz daha fedakârlık yapması bekleniyor. Oysa temel haklardan biri olan erişilebilirliğin böyle türlü yöntemlerle kısıtlanması, temel bir insan hakkı ihlali. Yöneticilerin ve karar vericilerin engellilere özel günlerde verdikleri mesajlardaki samimiyeti göstermeleri, ancak temel hakların kullanımının önündeki engellileri kaldırmalarıyla gerçek manada mümkün olacaktır.   Asırlar boyu verilen mücadelelerle bunca netice elde edilmişken, bu engelleri de aşmak için elbet yollar bulunacaktır. Eski çağlardan günümüze bütün kazanımların elde edilmesinde emeği olan, bedel ödeyen herkesi saygıyla anıyorum. Dileriz bu son uzatma olsun ve bu zamanda artık ihlalleri değil, güzel şeyleri konuşup yazalım.   Erişilebilirlik ve engellilik hakkında kısa bir yolculuğa çıktığımız beş bölümden oluşan bu yazı dizimizin sonuna gelirken, fikir ve çalışmalarından istifade ettiğim Dr. Engin Yılmaz ve Sosyolog Mehmet Emin Demirci Beyefendilere teşekkürlerimi sunuyorum.   Erişiminizin kısıtlanmadığı günler dileğiyle.
Ekleme Tarihi: 15 Ekim 2021 - Cuma

Dünyada ve Ülkemizde Erişilebilirlik Serüveni 5

Bu Son Uzatma Olsun

 

Yazı dizimizin önceki bölümünde, antik çağlardan günümüze çeşitli toplumlarda engelliliğe yönelik bakış açılarından, son dönemde etkin olan üç temel yaklaşımdan, hak temelli bakış açısının yaygınlaşmasıyla birlikte engellilerin temel haklarını elde etmelerine ve hukuki güvencelere sahip olmalarına giden süreçte yaşananlardan bahsetmiştik.

 

Dünyada engellilikle ilgili bilincin artmasıyla birlikte, çeşitli ülkelerde ulusal düzeyde ve buralardan elde edilen tecrübelerle uluslararası platformlarda engellilerin refahının gelişmesi ve temel hakların tescillenmesi için çalışmalar yürütüldü. Bu doğrultuda Birleşmiş Milletler tarafından da çeşitli çalışmalar yapıldı ve kararlar alındı. Bu çalışmaların ürünü olarak, kapsamlı bir belge olan "Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme", 2006 yılında Birleşmiş Milletler genel kurulunda onaylanarak imzaya açıldı. Ülkemiz de ilk devletlerden biri olarak 2007 yılında sözleşmeyi imzaladı ve kendi iç mevzuatımızın gerektirdiği süreçlerin tamamlanmasının ardından 2009 yılında yürürlüğe girdi. Bilindiği üzere, Anayasamızın 90. maddesine göre usulünce yürürlüğe konan uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir ve temel hak ve özgürlüklere ilişkin sözleşmelerle kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi halinde sözleşme hükümleri esas alınır. Ülkemiz bu sözleşmeye dair bir çekince ya da beyanda bulunmadı. Eğitimden adalete, sağlıktan istihdama birçok alandaki hakları güvence altına alan sözleşmenin yürütme organı Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Komitesi'dir. Sözleşmenin "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinde "engelliliğe dayalı ayrımcılık" kavramına yer veriliyor ve herhangi bir alandaki temel hak ve özgürlüklerin başkalarıyla tam ve eşit biçimde engelliliğe dayalı olarak kullanılamaması şeklinde niteleniyor. Yani herkes tarafından kullanılabilen bir hak, engelli oluşu nedeniyle bir kişi tarafından kullanılamıyorsa ve bu konuda gereken düzenlemeler yapılmamışsa, bu durum engelliliğe dayalı ayrımcılık olarak kabul ediliyor. Sözleşmenin 9. ve 21. maddelerinde oldukça kapsamlı şekilde erişilebilirlikten bahsediliyor. Kamuya açık her türlü fiziki çevre, açık-kapalı alanlar, binalar, ulaşım sistemleri, okullar, sağlık merkezleri, elektronik hizmetler ve her türlü bilişim hizmetlerinin kırsal ve kentsel alanlar fark etmeksizin erişilebilir olması gerektiği belirtiliyor ve taraf devletlere bu konuda standartları ve politikaları belirleyerek harekete geçme yükümlülüğü getiriliyor.

 

Eski Yunan ve Roma'dan günümüze gelen süreçte, engelli olarak dünyaya gelen bebeklerin yaşamlarının sonlandırıldığı dönemlerden, uluslararası otoritelerin engellilerin başta yaşam hakkı olmak üzere bütün haklarını teminat altına alan düzenlemeleri hayata geçirdikleri ve birçok ülke tarafından imzalanan sözleşmelerin yürürlüğe girdiği günlere gelinmesi, verilen büyük mücadelelerin, çekilen çilelerin, göğüslenen zorlukların neticesiydi. Ülkemizde de benzeri mücadelelerin sonucu olarak 2005 yılında TBMM tarafından kabul edilerek yürürlüğe giren 5378 sayılı "Engelliler Hakkında Kanun" birçok alanda büyük kazanımlar sağlamıştı.

 

Ülkemizde engellilerin eğitim, istihdam ve diğer sosyal haklarına dair çeşitli dönemlerde hukuki düzenlemeler yapılmakla beraber, erişilebilirlikle ilgili ilk düzenleme 1997 yılında 3194 sayılı İmar Kanunu’na "Fiziksel çevrenin engelliler için ulaşılabilir ve yaşanabilir kılınması için, imar planları ile kentsel, sosyal, teknik altyapı alanlarında Türk Standartları Enstitüsü’nün ilgili standartlarına uyulması zorunludur" hükmünün eklenmesi ile gerçekleştirildi. Ardından TBMM tarafından 2005 yılında kabul edilerek yürürlüğe giren 5378 sayılı "Engelliler Hakkında Kanun", geçici bir maddeyle kamuya açık alanların 7 yıl içinde erişilebilir duruma getirilmesini düzenledi. İlk yıllarında az çabanın gösterildiği bu 7 yıllık dönemin sonlarına doğru erişilebilirlikle ilgili standartlar geliştirilerek yayınlanmış, başta yerel yönetimler olmak üzere kamu kurumlarında sürenin bitecek olmasından dolayı bir hareketlilik meydana gelmişti. Ne yazık ki, geçen 7 yıl yeterince verimli değerlendirilemedi ve sürenin sona erdiği 2012 yılında geçici maddede değişiklik yapılarak ertelemeye gidildi. BM Engelli Hakları Sözleşmesi'ne uyum sağlamak için 2014 yılında Engelliler Kanunu'na erişilebilirlikle ilgili maddeler eklendi ancak dönüşüm için verilen süreler çeşitli kereler maalesef uzatılmaya devam edildi. Kurumların yeterince hazır olmaması ve son olarak da pandemi gerekçe gösterilerek süreler uzatılırken, erişilebilirlik hakkının tam manasıyla kullanımı ötelenmiş oldu. Geçen zaman içerisinde erişilebilirlikle ilgili birçok olumlu uygulama gerçekleştirilmekle beraber, yapılan uzatmalar sayesinde, eksik bırakılan alanlarla ilgili hukuki sorumluluktan kaçınılmış oluyor. Bu kaçınma durumunu destekleyici bir düzenleme de Türk Ceza Kanunu'nun 122. maddesinde yapılan değişiklikle getirildi. İlgili maddede özetle kamuya arz edilmiş bir hizmetin engelliliği nedeniyle bir kişiye sunulmaması cezayı gerektirirken, yapılan değişiklikle, dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle hizmetinin sunulmamasına ceza uygulanması hükmü düzenlendi. Yani ceza uygulanabilmesi için, kişinin engeli nedeniyle bir hizmete ulaşamaması yetmiyor; bu hizmet sunumunun nefret nedeniyle engelleniyor olması gerekiyor. Oysa böyle bir durumda nefret ispatlanabilecek bir durum olmadığından ve esasen böyle bir şeyin sorumsuzluk ya da ihmal nedeniyle yapılması muhtemel olduğundan, uluslararası sözleşmede tanımlanan engelliliğe dayalı ayrımcılığı iç hukukta ispatlayarak sorumluların ceza almasını sağlamak neredeyse imkânsız hale geliyor. Engelli Hakları Sözleşmesi'nin yürütme organı olan BM Engelli Hakları Komitesi, 2019 yılında ülkemizde yaptığı gözlemler sonucunda yayınladığı nihai gözlem raporunda da bu hususa dikkat çekerek, ilgili kanunda düzenleme yapılması gerektiğini bildirdi.

 

Bazı geliştirmelere ihtiyaç olmakla beraber, erişilebilirlikle ilgili ülkemizde oldukça iyi denebilecek bir mevzuatımız var. Ancak mevzuatın tanıdığı bir kısım mühletler esnetilerek ve yukarıda değindiğimiz ceza kanunu maddesindeki engelleyici durum nedeniyle ilgili kanunlar yaptırım gücünden yoksun hale geliyor. Somutlaştıracak olursak, tekerlekli sandalye kullanan bir kişi bir yolcu minibüsünü kullanamayıp mağduriyet yaşadığında hakkını arayamıyor çünkü kanun o minibüsün standartlara uygun hale dönüşebilmesi için gereken süreyi uzatıyor. Yani devlet vatandaşına "sen bir süre daha idare et" diyor. Oysa yukarıda da belirttiğimiz üzere bu süreç ta! 2005 yılında başlamış ve 2012 yılına kadar süre verilmişti. Defalarca esnetilen bu dönüşüm süresi ne yazık ki bu yıl da tekrar uzatıldı. Yazı dizimizin ilk bölümünde de belirttiğimiz üzere bu meclis tablosunda seneye de yeni bir uzatma gayet mümkün. Temel bir hakkın kullanımı bu yolla kısıtlanırken, ceza kanunumuzun 122. maddesi de bu ihlalin ceza gerektirebilmesi için nefret nedeniyle yapılmış olması şartını aradığından, yaptırım imkânı da ortadan kalkıyor. Bu durumun mağduriyetini yaşayan engelli insanların biraz daha fedakârlık yapması bekleniyor. Oysa temel haklardan biri olan erişilebilirliğin böyle türlü yöntemlerle kısıtlanması, temel bir insan hakkı ihlali. Yöneticilerin ve karar vericilerin engellilere özel günlerde verdikleri mesajlardaki samimiyeti göstermeleri, ancak temel hakların kullanımının önündeki engellileri kaldırmalarıyla gerçek manada mümkün olacaktır.

 

Asırlar boyu verilen mücadelelerle bunca netice elde edilmişken, bu engelleri de aşmak için elbet yollar bulunacaktır. Eski çağlardan günümüze bütün kazanımların elde edilmesinde emeği olan, bedel ödeyen herkesi saygıyla anıyorum. Dileriz bu son uzatma olsun ve bu zamanda artık ihlalleri değil, güzel şeyleri konuşup yazalım.

 

Erişilebilirlik ve engellilik hakkında kısa bir yolculuğa çıktığımız beş bölümden oluşan bu yazı dizimizin sonuna gelirken, fikir ve çalışmalarından istifade ettiğim Dr. Engin Yılmaz ve Sosyolog Mehmet Emin Demirci Beyefendilere teşekkürlerimi sunuyorum.

 

Erişiminizin kısıtlanmadığı günler dileğiyle.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.