Alperen Alkan
Köşe Yazarı
Alperen Alkan
 

Nükleer Enerji Gerekli mi?

İnsanoğlu ampulün icadından sonra kullanımının yaygınlaşmasıyla elektrik enerjisine olan ihtiyacının farkına vardı ve elektriğe olan bağımlılık yıllar içinde teknolojinin gelişimine paralel olarak artış gösterdi. İlk zamanlar elektrik ihtiyacının en çok hissedildiği alan aydınlatmaydı. İlk defa 1857 yılında elektrik enerjisi kullanılarak Fransa’nın Lyon Şehri’ndeki Imperiale Caddesi ark lambalarıyla aydınlatılmıştı. 1877’de elektrik jeneratörünün icadı ve daha sonra Thomas Alva Edison’ın uzun ömürlü ampulü icadıyla aydınlatma amacıyla elektriğin kullanımı arttı. Jeneratörlerle elde edilen elektrik 20. yüzyıldan sonra her alanda kullanılmaya başlandı. Artan ihtiyaçla elektrik elde etmek için farklı yollar denendi. Bunlar kömür, petrol ve doğalgaz ile çalışan ısıyı elektriğe çeviren termik santraller, hareket enerjisini elektriğe çeviren hidro-elektrik santraller ve rüzgar tribünleridir. Bir de nükleer enerjinin 2. Dünya savaşı sırasında keşfiyle radyoaktif maddelerin ısısından elektrik elde edilen nükleer santrallerdir. Bugün Türkiye elektrik enerjisinin %29,22’sini kurulan büyük barajlar sayesinde hidroelektrik ile elde etmeyi başardı ancak hidroelektrik ve benzeri güneş paneli , rüzgar tribünü gibi alternatif enerji kaynakları tek başına  yeterli değil. Türkiye’nin fosil  yakıt yakarak elde ettiği elektrik ise üretilen elektriğin %55,79’unu oluşturuyor. Aslında birebir karşılaştırıldığında : Atatürk Barajı üstünde kurulu hidro-elektrik santrali 2405 MW elektrik üretirken , Enka Gebze doğalgaz elektrik santrali 1540 MW’lık elektrik enerjisi üretiyor ama şöyle bir durum var ki termik santral kurmak baraj kurmaktan daha kolay ve daha az masraflı.Bu yüzden Türkiye’nin ısı enerjisini elektriğe çevirebilecek başka alternatiflere yönelmesi şart. Isı enerjisini elektriğe çeviren termik santraller ısıyı su buharı üretmek için kullanır . Oluşan buhar jeneratör içindeki tribüne verilir ve ısı  enerjisi tribün şaftını döndürür. Dönen tribünde mekanik hareket elde edilir . Tribünün dönmesiyle elde edilen hareket enerjisi elektrik üretimi için gerekli olan asıl enerjidir. Isı ne kadar güçlü ise bu harekette elde edeceğiniz enerji o kadar büyüktür. Bu arada buhar halindeki su tribünü döndürdükten sonra yoğunlaştırıcı bölümünde su haline çevrildikten sonra  tekrar kullanılmak üzere santralin ısı üretim bölümüne yollanır . Dev bacalardan yükselen bulutlar aslında  su buharıdır. Su buharını soğutmak için suya ihtiyaçduyulur . Bu yüzden aynı Akkuyu Nükleer Santrali’nde olduğu gibi nükleer veya termik santraller su kaynaklarına yakın bölgelerde kurulmak zorundadırlar. Isı ile elde edilen enerjiye nükleer gücü dahil ettiğimizde bütün alternatiflerin önüne geçiyor. Tekrar geri dönüp Atatürk Barajı’nda kurulu hidro-elektrik santrali ile Akkuyu’yu karşılaştırırsak eğer : Atatürk Barajı’nda üretilen elektrik gücü 2405 MW iken Akkuyu’nun kurulu gücü 4800 MW olacak. Isıyı nükleer enerji ile elde ettiğinizde gösterdiğim örnekteki gibi korkunç bir rakam elde ediyorsunuz. Bu yüzden Akkuyu Nükleer Santral’ini kurmak devletimizin elinde bulunan tek alternatif. Nükleer enerji fisyon tepkimesiyle elde edilir. Bunun içinde önce radyoaktif yakıt gereklidir . Bunlar uranyum plütonyum ve toryum gibi doğada nadir bulunan elementlerdir.Bu elementlerin aralarında en fazla bulunanı uranyum olduğu için nükleer enerji elde etmek için en fazla tercih edilen element uranyumdur. Uranyum madenden çıkarılır çıkarılmaz nükleer santralde kullanılamaz .Önce fabrikalarda santrifüj adlı işlemden geçerek saf hale getirilir. Sonra pelet adı verilen küçük silindire dönüştürülerek yakıt çubuğu adı verilen metal tüplere konur .Daha sonra  Kararsız hale gelmeye yatkın olan bu elementin çekirdeğine nötron yollanarak kararsız hale getirilir ve parçalandığında da büyük bir enerji açığa çıkar. Bir nükleer santral genel olarak 4 farklı bölümden oluşur: Nükleer çekirdek, buhar odası , tribünler ve soğutma odasıdır. Yakıt çubukları reaktör çekirdeğinin içine konulur ve reaktör çekirdeğinin etrafı ısının hapsedilmesi için güçlü duvarlar ile kaplıdır. Nükleer reaksiyon başlatılmak istendiğinde yakıt çubuklarına basınç uygulanır . Basınç ısıyı arttırıp çubukların içindeki uranyumu eritir ve büyük miktarda binlerce derecelik ısı ortaya çıkar. Isı enerjisi çekirdekte bulunan sıvıyı ısıtıp hem buhara hemde plazmaya çevirir. Isı ve plazma kanallar aracılığıyla buhar odasında suyla temas etmeyecek şekilde borularda bulunarak buhar odasına geçer. Yine buhar odasında ısınan su buhar halini alır , yüksek sıcaklıkta olan buhar tribün odasına ilerler ve tribünleri döndürür. Jeneratörlere bağlı olan tribünler jeneratörleri döndürür ve bu sayede elektrik açığa çıkmış olur . Kanallarda ilerleyen buhar soğutma odalarında yine su ile soğutulur ve başlangıç noktasına geri gönderilir . Nükleer santrallerin bacalarından yükselen dumanlarda radyoaktif madde yoktur. Tamamıyla saf sudur. Bu açıdan bakıldığında aslında çevre adına termik santrallerden daha sağlıklıdır. Bir nükleer santral doğru kullanıldığı sürece çevreyi kirletmez ancak Fukuşima , Çernobil gibi facialar tabi ki de kaçınılmaz gerçekler . Radyo aktif santraller günümüzde çok fazla atık üretmiyor ve yaklaşık %80 i geri dönüştürülebiliyor. Ayrıca nükleer santrallerin kullanımıyla ortaya çıkan plütonyum ile nükleer silah üretilebiliyor. Akkuyu Nükleer santrali yap-işlet-devret modeli ile Rus Rosatom nükleer enerji şirketi tarafından kuruluyor. Projedeki pay %99.2 Ruslara ait olduğu için artan atıkları da Ruslar alacak . Yani Ruslar bize bir nükleer enerji santrali kurarken bir yandan da elde ettiği plütonyumla nükleer silahlarına güç sağlayacak. Üretilen elektriği ve artan diğer atıkları da biz alacağız. Sonuç olarak bugün Türkiye’nin artan bir elektrik ihtiyacı var. %55,79’u fosil yakıtlardan , bu fosil yakıtlarında %38,45’i ithal olarak alınıyor ve termik santraller neticede İran ,Rusya ve Azerbaycan’dan alınan doğalgazla çalışıyor. Azerbaycan mühim değil ancak İran ve Rusya ile bugün iyiyiz eğer yarın kötü olursak doğalgazımız kesilirse doğalgazı tamamen Azerbaycan’dan alamayız. Tabi ki kurulacak olan sistem Ruslara ait fakat bu santral eninde sonunda bize devredilecek ve uranyumu da bir şekilde başka alternatif bir devletten bulabiliriz.  Türkiye’nin bağımsız , güçlü bir enerji için istesek de istemesek de  nükleer santrale maalesef ihtiyacı var. Ayrıca diğer dünya devletleri gibi başka alternatif yenilenebilir enerjiye yatırım yapılmaya devam edilmeli çünkü nükleer enerji de yarın öbür gün vazgeçilebilir hale gelebilir.
Ekleme Tarihi: 29 Aralık 2020 - Salı

Nükleer Enerji Gerekli mi?

İnsanoğlu ampulün icadından sonra kullanımının yaygınlaşmasıyla elektrik enerjisine olan ihtiyacının farkına vardı ve elektriğe olan bağımlılık yıllar içinde teknolojinin gelişimine paralel olarak artış gösterdi. İlk zamanlar elektrik ihtiyacının en çok hissedildiği alan aydınlatmaydı. İlk defa 1857 yılında elektrik enerjisi kullanılarak Fransa’nın Lyon Şehri’ndeki Imperiale Caddesi ark lambalarıyla aydınlatılmıştı. 1877’de elektrik jeneratörünün icadı ve daha sonra Thomas Alva Edison’ın uzun ömürlü ampulü icadıyla aydınlatma amacıyla elektriğin kullanımı arttı. Jeneratörlerle elde edilen elektrik 20. yüzyıldan sonra her alanda kullanılmaya başlandı. Artan ihtiyaçla elektrik elde etmek için farklı yollar denendi. Bunlar kömür, petrol ve doğalgaz ile çalışan ısıyı elektriğe çeviren termik santraller, hareket enerjisini elektriğe çeviren hidro-elektrik santraller ve rüzgar tribünleridir. Bir de nükleer enerjinin 2. Dünya savaşı sırasında keşfiyle radyoaktif maddelerin ısısından elektrik elde edilen nükleer santrallerdir.

Bugün Türkiye elektrik enerjisinin %29,22’sini kurulan büyük barajlar sayesinde hidroelektrik ile elde etmeyi başardı ancak hidroelektrik ve benzeri güneş paneli , rüzgar tribünü gibi alternatif enerji kaynakları tek başına  yeterli değil. Türkiye’nin fosil  yakıt yakarak elde ettiği elektrik ise üretilen elektriğin %55,79’unu oluşturuyor. Aslında birebir karşılaştırıldığında : Atatürk Barajı üstünde kurulu hidro-elektrik santrali 2405 MW elektrik üretirken , Enka Gebze doğalgaz elektrik santrali 1540 MW’lık elektrik enerjisi üretiyor ama şöyle bir durum var ki termik santral kurmak baraj kurmaktan daha kolay ve daha az masraflı.Bu yüzden Türkiye’nin ısı enerjisini elektriğe çevirebilecek başka alternatiflere yönelmesi şart.

Isı enerjisini elektriğe çeviren termik santraller ısıyı su buharı üretmek için kullanır . Oluşan buhar jeneratör içindeki tribüne verilir ve ısı  enerjisi tribün şaftını döndürür. Dönen tribünde mekanik hareket elde edilir . Tribünün dönmesiyle elde edilen hareket enerjisi elektrik üretimi için gerekli olan asıl enerjidir. Isı ne kadar güçlü ise bu harekette elde edeceğiniz enerji o kadar büyüktür. Bu arada buhar halindeki su tribünü döndürdükten sonra yoğunlaştırıcı bölümünde su haline çevrildikten sonra  tekrar kullanılmak üzere santralin ısı üretim bölümüne yollanır . Dev bacalardan yükselen bulutlar aslında  su buharıdır. Su buharını soğutmak için suya ihtiyaçduyulur . Bu yüzden aynı Akkuyu Nükleer Santrali’nde olduğu gibi nükleer veya termik santraller su kaynaklarına yakın bölgelerde kurulmak zorundadırlar.

Isı ile elde edilen enerjiye nükleer gücü dahil ettiğimizde bütün alternatiflerin önüne geçiyor. Tekrar geri dönüp Atatürk Barajı’nda kurulu hidro-elektrik santrali ile Akkuyu’yu karşılaştırırsak eğer : Atatürk Barajı’nda üretilen elektrik gücü 2405 MW iken Akkuyu’nun kurulu gücü 4800 MW olacak. Isıyı nükleer enerji ile elde ettiğinizde gösterdiğim örnekteki gibi korkunç bir rakam elde ediyorsunuz. Bu yüzden Akkuyu Nükleer Santral’ini kurmak devletimizin elinde bulunan tek alternatif.

Nükleer enerji fisyon tepkimesiyle elde edilir. Bunun içinde önce radyoaktif yakıt gereklidir . Bunlar uranyum plütonyum ve toryum gibi doğada nadir bulunan elementlerdir.Bu elementlerin aralarında en fazla bulunanı uranyum olduğu için nükleer enerji elde etmek için en fazla tercih edilen element uranyumdur. Uranyum madenden çıkarılır çıkarılmaz nükleer santralde kullanılamaz .Önce fabrikalarda santrifüj adlı işlemden geçerek saf hale getirilir. Sonra pelet adı verilen küçük silindire dönüştürülerek yakıt çubuğu adı verilen metal tüplere konur .Daha sonra  Kararsız hale gelmeye yatkın olan bu elementin çekirdeğine nötron yollanarak kararsız hale getirilir ve parçalandığında da büyük bir enerji açığa çıkar.

Bir nükleer santral genel olarak 4 farklı bölümden oluşur: Nükleer çekirdek, buhar odası , tribünler ve soğutma odasıdır. Yakıt çubukları reaktör çekirdeğinin içine konulur ve reaktör çekirdeğinin etrafı ısının hapsedilmesi için güçlü duvarlar ile kaplıdır. Nükleer reaksiyon başlatılmak istendiğinde yakıt çubuklarına basınç uygulanır . Basınç ısıyı arttırıp çubukların içindeki uranyumu eritir ve büyük miktarda binlerce derecelik ısı ortaya çıkar. Isı enerjisi çekirdekte bulunan sıvıyı ısıtıp hem buhara hemde plazmaya çevirir. Isı ve plazma kanallar aracılığıyla buhar odasında suyla temas etmeyecek şekilde borularda bulunarak buhar odasına geçer. Yine buhar odasında ısınan su buhar halini alır , yüksek sıcaklıkta olan buhar tribün odasına ilerler ve tribünleri döndürür. Jeneratörlere bağlı olan tribünler jeneratörleri döndürür ve bu sayede elektrik açığa çıkmış olur . Kanallarda ilerleyen buhar soğutma odalarında yine su ile soğutulur ve başlangıç noktasına geri gönderilir . Nükleer santrallerin bacalarından yükselen dumanlarda radyoaktif madde yoktur. Tamamıyla saf sudur. Bu açıdan bakıldığında aslında çevre adına termik santrallerden daha sağlıklıdır. Bir nükleer santral doğru kullanıldığı sürece çevreyi kirletmez ancak Fukuşima , Çernobil gibi facialar tabi ki de kaçınılmaz gerçekler . Radyo aktif santraller günümüzde çok fazla atık üretmiyor ve yaklaşık %80 i geri dönüştürülebiliyor. Ayrıca nükleer santrallerin kullanımıyla ortaya çıkan plütonyum ile nükleer silah üretilebiliyor.

Akkuyu Nükleer santrali yap-işlet-devret modeli ile Rus Rosatom nükleer enerji şirketi tarafından kuruluyor. Projedeki pay %99.2 Ruslara ait olduğu için artan atıkları da Ruslar alacak . Yani Ruslar bize bir nükleer enerji santrali kurarken bir yandan da elde ettiği plütonyumla nükleer silahlarına güç sağlayacak. Üretilen elektriği ve artan diğer atıkları da biz alacağız.

Sonuç olarak bugün Türkiye’nin artan bir elektrik ihtiyacı var. %55,79’u fosil yakıtlardan , bu fosil yakıtlarında %38,45’i ithal olarak alınıyor ve termik santraller neticede İran ,Rusya ve Azerbaycan’dan alınan doğalgazla çalışıyor. Azerbaycan mühim değil ancak İran ve Rusya ile bugün iyiyiz eğer yarın kötü olursak doğalgazımız kesilirse doğalgazı tamamen Azerbaycan’dan alamayız. Tabi ki kurulacak olan sistem Ruslara ait fakat bu santral eninde sonunda bize devredilecek ve uranyumu da bir şekilde başka alternatif bir devletten bulabiliriz.  Türkiye’nin bağımsız , güçlü bir enerji için istesek de istemesek de  nükleer santrale maalesef ihtiyacı var. Ayrıca diğer dünya devletleri gibi başka alternatif yenilenebilir enerjiye yatırım yapılmaya devam edilmeli çünkü nükleer enerji de yarın öbür gün vazgeçilebilir hale gelebilir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.