Ali İhsan Dilmen
Köşe Yazarı
Ali İhsan Dilmen
 

Ülke Yanarken Devlet Saçını Tarama Derdinde mi?

Manavgat yanıyor! Marmaris yanıyor! Milas, Serik, Yatağan yanıyor! Çine, Menteşe, Akseki yanıyor! Köyceğiz, Seydikemer, Dalaman yanıyor! Bozdoğan, Karacasu yanıyor! Antalya, Isparta, Muğla, Aydın, Adana, Osmaniye, Tunceli, hasılı ülkemizin ege ve güneyinde yoğun yangın var! Her yer cayır cayır yanıyor. Yaşadığımız yangınlarla; yaklaşık 120 bin hektar oranımız, ormanda yaşayan kanatlı, sürüngen, dört ayaklı ve yaşam alanı orman olan bir çok canlı yanarak can verdi. Bitki örtüsü yandı. Bu yerler kaç yıl sonra eski halini alır bilmiyorum. Buraların tekrar orman olarak kalmayacağından endişelenen insanlarımız var. Bende o endişeyi duyan insanlardanım. Yanan yerlerin orman olarak kalmasını istiyorum. Yerleşim yerlerinde yaşayan insanlarımızın hatıralara dolu; evleri, barkları, tarlada mahsulü, ağaçta meyveleri, ağırda hayvanları, kümesteki birkaç tavuğu yanıyor… Ülkemizin ciğerleri, bizim yüreğimiz yanıyor… Yüreğimizin yangını; yanan ormanlarımız, ormanda Hüda'yı nabit yetişen dağ meyvelerimiz, ormanda yanan tüm canlılar, tarladaki mahsülümüz, ağacıyla birlikte yanan meyvelerimiz, barındığımız evler, o evlerde biriktirdiğim, sakladığımız hatıralardan kaynaklanmıyor sadece… Yangına hazırlıksızlığımızdan yanıyor... Yangın rağmen; yönetenlerin yaptığı ayrımcılıktan, ötekileştirmeden, eksikleri gidermeye çalışmak yerine, eksikleri giderin diyen, yardım isteyenlere yapılan düşmanlıktan yanıyor… Ortalık yangın yeriyken hala itibar enaniyetinden, yardım isteyen sanatçılarına hain ilan etme kibrinden yanıyor… Devletin güvenliğinin başında bulunanların ikiyüzelliye yakın yangın yerinde, terör örgütünden bir iz, işaret, emare bulunduğuna dair bir açıklama yapılmaması, hatta tam tersi açıklama yapılmasına rağmen, iktidar destekçilerinin sosyal medyada cepheleşme çalışmaları yapmalarına, karşı oldukları örgüte atfettikleri gücü görmemelerine, toplumsal sorumluluk gereği duymadan ve Allah'tan korkmadan; delilsiz, belgesiz, yalanla, tevziratla, iftirayla bilgi kirliliği yapmalarına, kendi yalanlarından medet ummalarına, bu yalanlar üzerinden insanları vatanseverlik testine tabi tutmaya kalkmalarına şaşırıyor ve hazmedemiyorum. Hiç düşünmeden, yaklaşık ikiyüz yerde çıkan yangını bir örgütün yaptığını iddia etmek ve yangınlardan bir tanesinde bile örgüt bağlantılı bir fail bulunmaması;örgütü güçlü, güvenlik güçlerini ve devleti aciz göstermek değilse nedir? İnsanlarımızı teyakkuz haline sokmak, yollarda polis veya jandarma gibi kontroller yapmaya sevk etmek esasen devleti zaaf içinde göstermektir. Aynı kişilerin, yangın yerlerinden gelen görüntülerin herkesi korkutmasına, tedirgin etmesine rağmen ülkenin Cumhurbaşkanının afet bölgesinde insanların üzerine çay atmasına, konvoyu için itfaiye araçları dahil trafiğin durdurulmasına tek kelam etmemeleri, eleştirmemeleri dertlerinin ne olduğunun ipuçlarını bize vermektedir. Tarafgirlikle gözü, algıları ve vicdanlarını kapatanlara Allah'tan şifa diliyorum. Zira bu hal hastalıklı bir haldir. Bir de yangında canhıraş bir şekilde çalışanlar var. Onlar iyi ki varlar. Kimi yardım toplamakta, kimi toplanan yardımları yerlerine ulaştırmakta... Onlar, bu toplum için umut kaynağıdır. Onlar, yaptıklarıyla toplumsal sorumluluğun zirvesinde, vicdanımızın en müstesna yerinde… Yine, olay yerlerinden haber ve görüntüler ulaştırmak, yangınları uykusuz, duraksız, yaşadıkları yorgunluğa rağmen her yönüyle kayıt altına almaya çalışan gazetecileri de unutmamak lazım. Unutmamamız gereken bir şey daha var. Bu belki de, hiç unutmamamız ve devletin hafızasına kaydetmemiz gereken şey. Yangınlarda yaşadığımız hazırlıksızlık ve eksiklikler. Maalesef, yangına karşı devletimizin hazırlıklı olmadığını gördük. Öyle sanıyorum ki, ilgili organlar bu yaz yangınlara karşı ne yapabiliriz, insan ve ekipman olarak imkanlarımız nedir? Eksikliklerimiz nelerdir? Kaç uçağımız, kaç helikopterimiz var? Elimizde kadrolu ve mevsimlik kaç işçimiz var? Yangın çıkma ihtimali olan bölgelerimiz nereleridir? Hangi bölgelerde hazır kıta beklenilecek, müdahale merkezi olacak? Geçen yıl ne kadar alanda yangın çıktı? İklim krizi yangınlarda ne kadar etkili? Geçtiğimiz beş yılın yangın oranı nedir? Yıl yıl artış var mı? Varsa oran nedir? Bu bilgiler ışığında, bu yıl nasıl bir hazırlık yapmamız gerekiyor? İlgili birimler bu değerlendirme toplantısını Şubat veya engeç Mart ayında yapmalıydı. Yaşananlara baktığımızda böyle bir toplantının yapılmadığı belli. Bu haliyle devletin kurumları zaaf içindedir. Yangın esnasında da hareket kabiliyeti ve süreci yönetmede yetersizliği meydana çıkmıştır. Yangının on üçüncü günündeyiz ve hala genel değerlendirme yaparak sevk ve idare edecek kriz merkezimiz yok. Mahallinde yapılan koordinasyon merkezleri var ve muhalif belediyeleri koordinasyon merkezlerine alınmadı. Son günlerde yapılan kamuoyu baskıları üzerine yeni yeni koordinasyon merkezlerine muhalif belediyeler alınmaya başladı. Son olarak, Cumhurbaşkanlığı iletişim Başkanlığına değinelim. Bu kurum acilen gözden geçirilmelidir. Propaganda Başkanlığı gibi hareket etmesi doğru değildir. Devletin Dışişleri Bakanı "Yardım istedik" derken bu kurum sivil inisiyatif olarak dünyadan yardım isteyenleri, ülke düşmanı ilan etmektedir. Bu anlayış kabul edilemez. Ülkenin insanlarını sırf iktidarla aynı düşünmüyorlar diye hain ilan etmek haddi aşmaktır. Bir devlet memuru bu keyfiliğe sahip olamaz. Bütün afet zamanlarında yardıma koşan sanatçı Haluk Levent'le özdeşleşen AHBAP yardım kuruluşunun Kazakistan'dan kiraladığı yangın söndürme helikopteri, İletişim Başkanlığının yalanlarına ayna olmuştur sanırım. Kısacası;süreçleri yönetmesi gereken devletin aklı, maalesef çıkan yangınlarda da milletimizin vicdanı ve aklının gerisinde kalmıştır. Bu çok acıdır. Biz, bunu hak etmiyoruz!
Ekleme Tarihi: 09 Ağustos 2021 - Pazartesi

Ülke Yanarken Devlet Saçını Tarama Derdinde mi?

Manavgat yanıyor!

Marmaris yanıyor!

Milas, Serik, Yatağan yanıyor!

Çine, Menteşe, Akseki yanıyor!

Köyceğiz, Seydikemer, Dalaman yanıyor!

Bozdoğan, Karacasu yanıyor!

Antalya, Isparta, Muğla, Aydın, Adana, Osmaniye, Tunceli, hasılı ülkemizin ege ve güneyinde yoğun yangın var!

Her yer cayır cayır yanıyor.

Yaşadığımız yangınlarla;

yaklaşık 120 bin hektar oranımız, ormanda yaşayan kanatlı, sürüngen, dört ayaklı ve

yaşam alanı orman olan bir çok canlı yanarak can verdi.

Bitki örtüsü yandı.

Bu yerler kaç yıl sonra eski halini alır bilmiyorum.

Buraların tekrar orman olarak kalmayacağından endişelenen insanlarımız var.

Bende o endişeyi duyan insanlardanım.

Yanan yerlerin orman olarak kalmasını istiyorum.

Yerleşim yerlerinde yaşayan insanlarımızın hatıralara dolu; evleri, barkları, tarlada mahsulü, ağaçta meyveleri, ağırda hayvanları, kümesteki birkaç tavuğu yanıyor…

Ülkemizin ciğerleri, bizim yüreğimiz yanıyor…

Yüreğimizin yangını; yanan ormanlarımız, ormanda Hüda'yı nabit yetişen dağ meyvelerimiz, ormanda yanan tüm canlılar, tarladaki mahsülümüz, ağacıyla birlikte yanan meyvelerimiz, barındığımız evler, o evlerde biriktirdiğim, sakladığımız hatıralardan kaynaklanmıyor sadece…

Yangına hazırlıksızlığımızdan yanıyor...

Yangın rağmen; yönetenlerin yaptığı ayrımcılıktan, ötekileştirmeden, eksikleri gidermeye çalışmak yerine, eksikleri giderin diyen, yardım isteyenlere yapılan düşmanlıktan yanıyor…

Ortalık yangın yeriyken hala itibar enaniyetinden, yardım isteyen sanatçılarına hain ilan etme kibrinden yanıyor…

Devletin güvenliğinin başında bulunanların ikiyüzelliye yakın yangın yerinde, terör örgütünden bir iz, işaret, emare bulunduğuna dair bir açıklama yapılmaması, hatta tam tersi açıklama yapılmasına rağmen, iktidar destekçilerinin sosyal medyada cepheleşme çalışmaları yapmalarına, karşı oldukları örgüte atfettikleri gücü görmemelerine, toplumsal sorumluluk gereği duymadan ve Allah'tan korkmadan; delilsiz, belgesiz, yalanla, tevziratla, iftirayla bilgi kirliliği yapmalarına, kendi yalanlarından medet ummalarına, bu yalanlar üzerinden insanları vatanseverlik testine tabi tutmaya kalkmalarına şaşırıyor ve hazmedemiyorum.

Hiç düşünmeden, yaklaşık ikiyüz yerde çıkan yangını bir örgütün yaptığını iddia etmek ve yangınlardan bir tanesinde bile örgüt bağlantılı bir fail bulunmaması;örgütü güçlü, güvenlik güçlerini ve devleti aciz göstermek değilse nedir?

İnsanlarımızı teyakkuz haline sokmak, yollarda polis veya jandarma gibi kontroller yapmaya sevk etmek esasen devleti zaaf içinde göstermektir.

Aynı kişilerin, yangın yerlerinden gelen görüntülerin herkesi korkutmasına, tedirgin etmesine rağmen ülkenin Cumhurbaşkanının afet bölgesinde insanların üzerine çay atmasına, konvoyu için itfaiye araçları dahil trafiğin durdurulmasına tek kelam etmemeleri, eleştirmemeleri dertlerinin ne olduğunun ipuçlarını bize vermektedir.

Tarafgirlikle gözü, algıları ve vicdanlarını kapatanlara Allah'tan şifa diliyorum.

Zira bu hal hastalıklı bir haldir.

Bir de yangında canhıraş bir şekilde çalışanlar var.

Onlar iyi ki varlar.

Kimi yardım toplamakta, kimi toplanan yardımları yerlerine ulaştırmakta...

Onlar, bu toplum için umut kaynağıdır.

Onlar, yaptıklarıyla toplumsal sorumluluğun zirvesinde, vicdanımızın en müstesna yerinde…

Yine, olay yerlerinden haber ve görüntüler ulaştırmak, yangınları uykusuz, duraksız, yaşadıkları yorgunluğa rağmen her yönüyle kayıt altına almaya çalışan gazetecileri de unutmamak lazım.

Unutmamamız gereken bir şey daha var.

Bu belki de, hiç unutmamamız ve devletin hafızasına kaydetmemiz gereken şey. Yangınlarda yaşadığımız hazırlıksızlık ve eksiklikler.

Maalesef, yangına karşı devletimizin hazırlıklı olmadığını gördük.

Öyle sanıyorum ki, ilgili organlar bu yaz yangınlara karşı ne yapabiliriz, insan ve ekipman olarak imkanlarımız nedir?

Eksikliklerimiz nelerdir?

Kaç uçağımız, kaç helikopterimiz var?

Elimizde kadrolu ve mevsimlik kaç işçimiz var?

Yangın çıkma ihtimali olan bölgelerimiz nereleridir?

Hangi bölgelerde hazır kıta beklenilecek, müdahale merkezi olacak?

Geçen yıl ne kadar alanda yangın çıktı?

İklim krizi yangınlarda ne kadar etkili?

Geçtiğimiz beş yılın yangın oranı nedir?

Yıl yıl artış var mı?

Varsa oran nedir?

Bu bilgiler ışığında, bu yıl nasıl bir hazırlık yapmamız gerekiyor?

İlgili birimler bu değerlendirme toplantısını Şubat veya engeç Mart ayında yapmalıydı.

Yaşananlara baktığımızda böyle bir toplantının yapılmadığı belli.

Bu haliyle devletin kurumları zaaf içindedir.

Yangın esnasında da hareket kabiliyeti ve süreci yönetmede yetersizliği meydana çıkmıştır.

Yangının on üçüncü günündeyiz ve hala genel değerlendirme yaparak sevk ve idare edecek kriz merkezimiz yok.

Mahallinde yapılan koordinasyon merkezleri var ve muhalif belediyeleri koordinasyon merkezlerine alınmadı.

Son günlerde yapılan kamuoyu baskıları üzerine yeni yeni koordinasyon merkezlerine muhalif belediyeler alınmaya başladı.

Son olarak, Cumhurbaşkanlığı iletişim Başkanlığına değinelim.

Bu kurum acilen gözden geçirilmelidir.

Propaganda Başkanlığı gibi hareket etmesi doğru değildir.

Devletin Dışişleri Bakanı "Yardım istedik" derken bu kurum sivil inisiyatif olarak dünyadan yardım isteyenleri, ülke düşmanı ilan etmektedir.

Bu anlayış kabul edilemez.

Ülkenin insanlarını sırf iktidarla aynı düşünmüyorlar diye hain ilan etmek haddi aşmaktır.

Bir devlet memuru bu keyfiliğe sahip olamaz.

Bütün afet zamanlarında yardıma koşan sanatçı Haluk Levent'le özdeşleşen AHBAP yardım kuruluşunun Kazakistan'dan kiraladığı yangın söndürme helikopteri, İletişim Başkanlığının yalanlarına ayna olmuştur sanırım.

Kısacası;süreçleri yönetmesi gereken devletin aklı, maalesef çıkan yangınlarda da milletimizin vicdanı ve aklının gerisinde kalmıştır.

Bu çok acıdır.

Biz, bunu hak etmiyoruz!

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.