Ahmet Rauf Akay
Köşe Yazarı
Ahmet Rauf Akay
 

İslam'ı Kalkan Yapmak

Kendilerini kurtarmak için İslam'ı feda ediyorlar. Çünkü ellerinde başka malzeme kalmadı. İyi yönetiyoruz  diyemiyorlar, ekonominin düzeleceğine dair bir umut vermiyorlar. Uçuyoruz, kaçıyoruz ifadelerine kimse inanmıyor. Geriye kala kala din istismarı kalıyor. Siyasi rekabeti 28 Şubat şartlarına çekebilirlerse bir şansları olabileceğini düşünüyorlar, aksi takdirde kaybetmekten başka hiç bir ihtimal yok. Siyaset, millet için yapılır, toplumsal sorunları çözmek, güvenliği sağlamak, adaleti tesis etmektir birinci hedef. Bunların hiç birisi ile ilgili iyi şeyler söylemek mümkün değil. Kimse yarınına güvenle bakamıyor, herkes işini-aşını kaybetme korkusu içinde. Yargı ise adalete değil, iktidara hizmet ediyor. Büyük balıklar yargının ağlarını delip geçiyor, küçük balıklar ağa takılıp hesap veriyor. Oysa adalet, zaten büyük balıklar küçüklerin hakkına, hukukuna tecavüz etmesin diye var. Son yıllarda her şey tersine döndü, küçük balıklar büyük balıklar rahat icrayı faaliyette bulunsunlar diye  yem olarak kullanılıyor. Bunu en çok siyasi davalarda görmek mümkün. Mesela FETÖ davalarında kurban veren, bir kaç kuruş yardım eden veya Bankasya'ya para yatıranlar içerde, kamuya ait arsaları parsel parsel peşkeş çekenler dışarıda. Mesela Gülen'e şiir yazıp, devleti seri katil ilan eden, Öcalan'a övgüler dizen bayan gazeteci ödül alırken, yurt bulamadığı için bu yapının evlerinde kalanlar bedelini özgürlüklerini kaybederek ödüyorlar. Mesela, 5-10 gram uyuşturucu yakalatanlar içeride, Kolombiya'da, Brezilya'da, Mersin'de tonlarca uyuşturucu yakalatanları adları bile bilinmiyor. Mesela bir parça ekmek veya baklava çalanlar içeride, deveyi hamudu ile götürenler, birkaç ay danışmanlık yapıp milyonları iç edenler dışarıda. Mesela kutu kutu dolarlarla yakalananlar, rüşvet paralarını saklarken dinlemeye takılanlar dışarıda, bir kaç paket sigara veya birkaç yüz lira alanlar içeride. Böyle o kadar örnek var ki, yazmakla bitmez. Yargının siyasete çalıştığı her yerde muhalif olmak suçun unsurlarından biri haline gelir. Muhalefete hep suçlu muamelesi yapılmasının arkasında bu zihni çarpıklık yatıyor. Aslında kimse adalet istemiyor. Suç işleyenler korktukları için adalet istemiyorlar. Hesap verme korkusu adaletin zincirlerini ellerinde tutmaya mecbur ediyor. Bir de adaletsizlikten beslenenler var, bilhassa işe alımlarda kayırılan kesimler bu düzenin sürüp gitmesini istiyorlar. Bileğinin ve zekasının hakkıyla iş bulamayacağını bilenler, liyakat yerine adaletsizliğin aleti mülakata sığınıyorlar. Kimsenin dinle, diyanetle problemi yok. Varmış gibi yapanların derdi din değil. Bugün çok mümin görünenler, daha dün dediğimiz bir tarihte Bakara- makara diyerek Allah'ın ayetleri ile dalga geçen Egemen Bağış'ı Prag'a büyükelçi yaptılar. Sahte dindarlık uzun süre gizlenemiyor. Bir yerde yolsuzluk, rüşvet,hırsızlık varsa orada her şey var, dindarlık yoktur. Bir sürü yanlışı İslam'ın arkasına gizlediler. Kendilerini korumak için dini kalkan yaptılar.Din hırsızlığın, yolsuzluğun örtüsü haline geldi. Yaptıkları her yanlışla bilerek isteyerek İslam'a zarar verdiler.Rüşvete, irtikaba, yalana, talana cevaz veren bir din yonttular. Hala da bu yanlışlarına devam ediyorlar. Vatandaş onlara vurdukça dine vuruyorlar diye feryat ediyorlar. Tıpkı HDP eleştirilince,  bazılarının Kürtlere  saldırıyorlar dediği gibi.  HDP ihanetini Kürtlüğün, AKP yanlışlarını İslam'ın arkasına saklıyor. Kürtleri HDP'nin, İslam'ı AKP'nin tasallutundan kurtarmadıkça bu memleket düzelmez.
Ekleme Tarihi: 18 Eylül 2021 - Cumartesi

İslam'ı Kalkan Yapmak

Kendilerini kurtarmak için İslam'ı feda ediyorlar. Çünkü ellerinde başka malzeme kalmadı. İyi yönetiyoruz  diyemiyorlar, ekonominin düzeleceğine dair bir umut vermiyorlar. Uçuyoruz, kaçıyoruz ifadelerine kimse inanmıyor. Geriye kala kala din istismarı kalıyor. Siyasi rekabeti 28 Şubat şartlarına çekebilirlerse bir şansları olabileceğini düşünüyorlar, aksi takdirde kaybetmekten başka hiç bir ihtimal yok.

Siyaset, millet için yapılır, toplumsal sorunları çözmek, güvenliği sağlamak, adaleti tesis etmektir birinci hedef.

Bunların hiç birisi ile ilgili iyi şeyler söylemek mümkün değil.

Kimse yarınına güvenle bakamıyor, herkes işini-aşını kaybetme korkusu içinde. Yargı ise adalete değil, iktidara hizmet ediyor. Büyük balıklar yargının ağlarını delip geçiyor, küçük balıklar ağa takılıp hesap veriyor. Oysa adalet, zaten büyük balıklar küçüklerin hakkına, hukukuna tecavüz etmesin diye var. Son yıllarda her şey tersine döndü, küçük balıklar büyük balıklar rahat icrayı faaliyette bulunsunlar diye  yem olarak kullanılıyor.

Bunu en çok siyasi davalarda görmek mümkün.

Mesela FETÖ davalarında kurban veren, bir kaç kuruş yardım eden veya Bankasya'ya para yatıranlar içerde, kamuya ait arsaları parsel parsel peşkeş çekenler dışarıda.

Mesela Gülen'e şiir yazıp, devleti seri katil ilan eden, Öcalan'a övgüler dizen bayan gazeteci ödül alırken, yurt bulamadığı için bu yapının evlerinde kalanlar bedelini özgürlüklerini kaybederek ödüyorlar.

Mesela, 5-10 gram uyuşturucu yakalatanlar içeride, Kolombiya'da, Brezilya'da, Mersin'de tonlarca uyuşturucu yakalatanları adları bile bilinmiyor.

Mesela bir parça ekmek veya baklava çalanlar içeride, deveyi hamudu ile götürenler, birkaç ay danışmanlık yapıp milyonları iç edenler dışarıda.

Mesela kutu kutu dolarlarla yakalananlar, rüşvet paralarını saklarken dinlemeye takılanlar dışarıda, bir kaç paket sigara veya birkaç yüz lira alanlar içeride.

Böyle o kadar örnek var ki, yazmakla bitmez.

Yargının siyasete çalıştığı her yerde muhalif olmak suçun unsurlarından biri haline gelir. Muhalefete hep suçlu muamelesi yapılmasının arkasında bu zihni çarpıklık yatıyor.

Aslında kimse adalet istemiyor. Suç işleyenler korktukları için adalet istemiyorlar. Hesap verme korkusu adaletin zincirlerini ellerinde tutmaya mecbur ediyor. Bir de adaletsizlikten beslenenler var, bilhassa işe alımlarda kayırılan kesimler bu düzenin sürüp gitmesini istiyorlar. Bileğinin ve zekasının hakkıyla iş bulamayacağını bilenler, liyakat yerine adaletsizliğin aleti mülakata sığınıyorlar.

Kimsenin dinle, diyanetle problemi yok. Varmış gibi yapanların derdi din değil. Bugün çok mümin görünenler, daha dün dediğimiz bir tarihte Bakara- makara diyerek Allah'ın ayetleri ile dalga geçen Egemen Bağış'ı Prag'a büyükelçi yaptılar. Sahte dindarlık uzun süre gizlenemiyor. Bir yerde yolsuzluk, rüşvet,hırsızlık varsa orada her şey var, dindarlık yoktur. Bir sürü yanlışı İslam'ın arkasına gizlediler. Kendilerini korumak için dini kalkan yaptılar.Din hırsızlığın, yolsuzluğun örtüsü haline geldi. Yaptıkları her yanlışla bilerek isteyerek İslam'a zarar verdiler.Rüşvete, irtikaba, yalana, talana cevaz veren bir din yonttular. Hala da bu yanlışlarına devam ediyorlar. Vatandaş onlara vurdukça dine vuruyorlar diye feryat ediyorlar. Tıpkı HDP eleştirilince,  bazılarının Kürtlere  saldırıyorlar dediği gibi.

 HDP ihanetini Kürtlüğün, AKP yanlışlarını İslam'ın arkasına saklıyor.

Kürtleri HDP'nin, İslam'ı AKP'nin tasallutundan kurtarmadıkça bu memleket düzelmez.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.