Ankara Cumhuriyet Başsavcısının Bülent Arınc’ın damadı Ekrem Yeter ile ilgili açıklamaları tartışmalara neden oldu. Başsavcı dosyanın dolu olduğunu Yeter’in cezalandırılması gerektiğini söyledi. Bazı gazeteler bu açıklamayı manşetten verdiler. FETÖ davaları ile ilgili basının bir kesiminde genellemeci ve intikamcı bir tutum var. Yargılanan herkesin mutlaka ceza alması gerektiğini sanıyor veya istiyorlar.Aynı tutumu bazı yargıç ve  savcılarda da görmek mümkün. Nitekim, AİHM’in verdiği kararları bazı mahkemeler uygulamıyor. Yargıtay’ın bozma kararlarına karşı da aynı direnç var. Bu da bu yargılamalarda sadece hukukun geçerli olmadığını işin içine birçok faktörün karıştığını gösteriyor.

Doğru olan, yargının güçlü zayıf ayırt etmemesidir. Ekrem Yeter, Arınc’ın damadı olmasa bu kadar gündeme gelmeyecekti. Tartışmanın asıl nedeni, belli ki Yeter’in suçluluğu ve masumiyetinden ziyade Arınç’la olan bağı. Yeter üzerinden aslında dövülen sayın Bülent Arınç.

Savcılar,yargı mekanizmasının üç önemli ayağından biridir. Hukuk adamları kararlarıve  mahkemelere sundukları mütalaalarla konuşurlar. Geçmişte FETÖ ile ilişkilendirilen bazı savcıların kamuoyuna yaptıkları açıklamalar büyük tepki toplamıştı. Şimdi aynı hata bu defa günümüzün yargı adamları tarafından yapılıyor. Dün hata olan bir davranış bugün fazilet olmaz. Yargı erkinde görev alanlar özellikle devam eden davalar hakkında böyle ulu orta açıklamalarda bulunmamalı. Birinci derece mahkemelerinin verdiği her karar artık hem Bölge Mahkemelerinin(istinaf) hem de Yargıtay’ın denetiminden geçiyor. Yargının yaptığı hatalar yine yargı yolu ile düzeltiliyor. Bir savcının bu şekilde beyanda bulunması hem meslek ahlakı, hem de yargılamanın selameti açısından yanlıştır.Adalet bakanı sayın Gülde Başsavcı’nın beyanlarını ihsası rey olarak değerlendirip doğru bulmadığını ifade etti. Kamuoyu bazı kararları tartışabilir ama yargıçlar, savcılar bu tartışmadan uzak durmalıdırlar. Yargının saygınlığı buna bağlıdır.

 

ŞENER, İNCE,DAVUTOĞLU

Önceki gün muharrem İnce CNN Türk’te basının karşısına çıktı. Nedim Şener’in sorusu üzerine Kürt Sorunu ile ilgili görüşlerini dile getirmeye çalıştı. Verdiği cevaplardan bu meseleyi henüz kafasında netleştirmediği belliydi. Şener’in meseleyi Kürt Sorunu olarak adlandırmanın yanlışlığına dair ifadeleri yerindeydi. Şener, dil parçalanmasının sonuçlarına işaret etti. Bu arada Babacan ile Davutoğlu’nun Ana dilde eğitimi dillendirdiklerini söyledi. Babacan’ın bu konuda ne düşündüğünü bilmiyorum, çünkü sayın Babacan konuşmadan, etliye sütlüye karışmadan siyaset yapıyor. Daha milletin hiçbir sorununa dokunamadı. Oysa konuşulacak o kadar şey var ki?

Sayın Davutoğlu’nun partisine gelince, Gelecek partisinin bu konudaki görüşlerini ben de okudum. Programda anadilde eğitim demiyor, ana dilin eğitimde öğretilmesi diyor. Bir dilde eğitim yapılması ile o dilin eğitim kurumlarında öğretilmesi arasında dağlar kadar fark vardır. Bugün zaten orta öğretimde seçmeli ders olarak Kürtçe öğretilmektedir. Parti programında ana dilin eğitimde ve sosyal alanda öğretilmesi ve kullanılması ifadesi birlikte ayrıştırılmadan yazıldığı için bu tür yorumlara kapı aralıyor. O ibare,ana dilin eğitimde öğretilmesi ve sosyal hayatta kullanılması şeklinde ayrıştırılarak yazılsaydı herhalde farklı yorumlar da söz konusu olmayacaktı. Kürtlerin kahir ekseriyeti için bir Kürt sorunu yok, bir demokratikleşme sorunu var. Ancak PKK ve uzantısı ayrılıkçı çevrelerin inşa etmeye çalıştığı bir Kürt sorunu var. Olaya PKK’nın göstermek istediği zaviyeden değil, mevcut gerçekliğin merceğinden bakmalıyız.Aksi takdirde o inşaata biz de katkı sunmuş oluruz, kendi elimizle kendimize kötülük etmiş oluruz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.