Halen gösterimde olan dizinin adına “Ya Ankara veya Payitaht” denseydi sanırım daha gerçekçi olurdu. Çünkü, o aşamada istiklalden ziyade Osmanlıyı bitirmek vardı.

 Başı çekenler, İngiliz istihbarat destekli ittihatçılar…

Payitaht dizisini izliyoruz.   

Bu güne kadar yapılanların en namuslusu, eyvallah…

Ulu Hakan Abdülhamit’in karşısındaki güçler, İngiliz istihbaratı desteğinde Yahudiler. Gaye...! İngilizlere göre, İslam aleminin siyasi otoritesi sayılan halifeliği yıkmak, Yahudilere göre de, Filistin topraklarında İsrail devletini kurmaktı.  Halifelik var olduğu sürece İsrail devleti kurulamazdı.

Nitekim de, içteki ittihatçı hainler desteğinde gayelerine ulaştılar. 

Çıban başı İsrail kuruldu, İslam  aleminin başı koparıldı …

Gel gör ki tarih yazmak hızlı tren rayları döşemeye  hiç benzemiyor.

Kılçığı var kemiği var, çilesi var... 

Kocaman İmparatorluğun parçalanarak yerine Batı’ya bağımlı yeni bir devlet kurmak Ankara ile alakalıdır. Ankara ilk başta, “dini İslam’i, hilafeti” kurtaracağına dair ülke geneline yayınlamış olduğu genelge aslında milleti uyutma taktiği idi. Meclis’in açışında minarelerden okunan salalar, Hacıbayram camiinde kılınan Cuma namazı da uyutma, çevir kazı yanmasın!...

O halde!

“Ya İstiklal Ya ölüm” diyerekten kuru kuruya geçemeyiz.

 Yunan’ın denize dökülmesi de hikâye.

Deniz yalan söylemez, kucağına döküleni en kısa sürede kıyıya taşıyarak deşifre eder. Bu zamana kadar denizde Yunan cesedi gören varsa söylesin…

Kırık tekne ile Samsun'a kaçış hikayesi de, harcırahlarla  dört dörtlük yat ortaya çıktığında anladık ki  yalan...  İttihatçıların trajedikal romanı...

Sanırım iki dizi de aynı elin mahsulü… 

Pazar günü İngiliz istihbaratı hilafetin yanında,

 Cuma akşamı İngiliz istihbaratı hilafetin karşısında.

Böyle bir çelişki asla olamayacağı gibi, İngiliz istihbaratı da o kadar aptal değildir, ne yaptığını kimin yanında yer alacağını gayet iyi bilir.

Akıl var yakın var…

Hilafeti ortadan kaldırmak İngiliz’in tarihi ideali olduğuna göre padişahın yanında gösterilmesi ittihatçıların diğer yalanlarından birisidir. Hem Ankarayı kuranlar, halkın karşısına çıkmadan önce, padişah hazretlerine bağlı kalarak din  ve vatanı kurtaracaklarına dair Erzurum kongresinde yemin etmediler mi?

Namus sözü vermediler mi?

Sonrası virane, verdikleri sözlerin tam aksi…

Payitaht dizisinde her şey az çok var da..!

Mustafa Kemal’in yüzbaşı rütbesinde iken sakal duasına gitmeye hazırlanan Ulu Hakan’a giriştiği suikastta yakalanıp  sarayda sorgulandıktan sonra altı ay hapis yattığı neden yok?..  Cimler var mimler yok…

Mesele şudur…

Kimin nerede durduğunu bilelim. 

Bilelim ki barikatı hakikat ortaya çıksın.

Yeni bir Atatürkçülüğün eşiğinde oluğumuz, İslam’i kesimden bazılarının kafaya alınarak iman tazelettirmelerinden  anlaşılıyor. Kutlamalar sahibi CHP’yı arattıracak durumda. Payitaht bahane “Ya İstiklal Ya ölüm” şahane!

 Hem “Ertuğrul” hem de “Osman” dizileri de gerçeğini yansıtmada oldukça yetersiz. Ecdadımızı sürekli kılıcı elinde kelle kesen, “dağcı adamlar” kılıklı  Kızılderililer havasında yeni nesillere tanıtmanın bir gayesi olmalı. 

Bu dizleri seyredenler, “ha demek ki Türkler bu kadar barbardı”  diyerekten asla Müslüman olmayı istemeyecekleri gibi yüz arşın uzağa kaçacaklarından da kimselerin şüphesi olmasın. Bu kadarı da fazla.

 Üstelik Selçuklu, İslamiyet’in en duru ve de en ihlâslı dönemi.

Hem onun hem bunun katığı ile ne İslam olur ne de tarih.

İçeriğine doğru bakıldığında bu tip dizilerin her birisi zihniyet bozukluğuna yardım ve yataklıktır. FETÖ döneminin kalıntıları. Onlar da peygamberimizi Olimpiyatlara çağırıyor, kamyonet üzerinde taşıyorlardı.

 Maksat yurdun doğusunda güneş doğmasın, yıldızlar kararsın.

 Bir yüz yıl daha bu bulamaçta yoğrularak aslımıza dönme işi karambole getirilerek akıllar yeniden şekillendiriliyor. Çünkü bir asra yakın damgasını vuran Kemalizm’in miadı doldu. Yerine yenisi! Geçmişte bir kaşık Fransa’dan, bir kaşık İtalya’dan, bir kaşık İsviçre’den karışımı dayattıkları devrimlerin acılarına bu millet artık daha fazla tahammül edemez hale geldi, nefesler tıkandı. 

Artık dikkatleri kendine çekme keyfiyeti ilahi adaletin tecellisi sayılan Korona gibi virüslere kalıyor. Bu virüs, gavurundan  Müslümanına kadar aman dedirtti. 

Evlerimize hapsedildik, çocuklarımızı sevmez hale geldik.

Tabi ki gerçek fabrika ayarlarına dönmediğimiz sürece daha da beteri var. 

O halde geçen geçmiştir…  “Ya ölüm veya istiklal virüsü” aklımızı başımıza almanın tam da mihenk noktasında duruyor. Hiddetli ve şiddetli.

Pozitifleştirilen yalanların silinmesi zamanıdır.  

Hakka teslim olursak hakikat da bizi kucaklar, gerçek kurtuluşa ereriz…

Kurtuluşa ermeden ölüm seçenek değildir… 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.