“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!

Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, ‘Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz’ derler.” (Bakara Suresi 155. 156. Ayet)

Küçük kıyâmet alâmetlerinden geçtik cihânşûmül (evrensel) mânâda büyük kıyâmet alâmetlerinin yaşandığı bir zaman diliminden geçiyoruz.

***

Müfessirler, İslâm yapısının temel taşının yukarıdaki ayetlerden de anlaşılacağı üzere; “Allah’a sarsılmaz iman, güven ve teslimiyet” olduğu ve “sadece Allah’a ait olduğumuzun ve en sonunda O’na döneceğimizin bilinci içinde, başarı ve kurtuluşu da yalnız Allah’tan beklemek, bu imanın bir ürünü olarak Allah karşısında her zaman ümitli ve iyimser olmak, düşmanlar karşısında da onurlu ve kişilikli olmaktır” şeklinde yorumluyor.

 

***

Virüs, tıbbî anlamda “Enfeksiyöz ajan türü” olarak tanımlanırken en yaygın ve halk arasında “çeşitli hastalıklara sebep olan küçük mikrop” olarak biliniyor. Bu arada bilgisayar programlarını bozan çeşitli programlara da “bilgisayar virüsü” denilmekte.

 

***

Çin’de yarasa tüketimi dolayısıyla ortaya çıktığı düşünülen ve dünyada hızla yayılmaya başlayan Wuhan virüsü ya da Corana virüsü (koronavirüs), dünyada paniğe yol açtığı gibi korkuya da sebep oldu ve birden dünya gündemine oturdu.

Tıpkı Domuz Gribinde olduğu gibi.

Dünya sağlık camiasının korkulu rüyası haline gelen Korona Virüsüne de insanoğlu ve tıp, elbette bir çaresine bakacaktır. Dünyada sadece iki şeyin çaresi yok; ölüm ve yaşlanma. Bu sebeple Rahmet Peygamberi, “Hastalık gelmeden önce sağlığın kıymetini bil. İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin kıymetini bil. Meşgûliyetten önce, boş vaktinin kıymetini bil. diye nasihat etmiştir. İnsanoğlu iki şeyin kıymetini pek bilemiyor: Sağlık ve zaman.

Çin’de ortaya çıkan bu korkunç virüs, 40 milyonu aşkın insanla birlikte 13 şehri karantina altına hapsetmiş durumda. Korona Virüsünden dolayı dünyada 1000 vak’a görüldü. Bu virüslerden korunmanın yolu galiba Helâl Beslenmekten geçiyor. Helâl gıdalarla beslenmenin maddî ve manevî etkisini hepimiz biliyoruz. Neyin helâl neyin haram olduğunu İslâmiyet (Kur’an-ı Kerim ve Sünnet) bize öğretiyor.

 

***

Deprem kuşağında yer alan Türkiye, beşik gibi sallanıyor.

Sadece Türkiye mi, Dünya beşik gibi sallanıyor.

Ateş ise, düştüğü yeri yakıyor.

Avustralya’da beş aydan beri devam eden ve 6 milyon hektardan fazla ormanı küle çeviren ve 480 milyondan fazla hayvanın telef olmasına yolaçan yangın faciası hâlâ devam ediyor. Bunlar büyük felâketler ve sanki kıyâmeti andırıyor!

Avustralya büyüklüğünde dünyanın akciğerleri göz göre göre yok oluyor..

Ve kimse bir şey yapamıyor.

Ne korkunç bir manzara…

Yangınlarla başa çıkamayan bu ülke yetkilileri, 2020’ye kadar 2 milyon kediyi öldürme sözü verirken çok fazla su tükettikleri gerekçesiyle binlerce deveyi keskin nişancılar eliyle katliamına müsaade ediyor. Bu insanlık dışı zulüm operasyonuna vahşi atlar da dahil edilmiş.

 

***

Elaziz ve Malatya’da meydana gelen 7 şiddetindeki zelzelede binalar altında kalarak ölen Müslüman kardeşlerimize Allah (C.C.)’dan rahmet, yaralı kardeşlerimize acil şifalar diliyorum.

Madem deprem kuşağında bir ülkede yaşıyoruz. O halde depremle barışık yaşamaya alışmalıyız.

Tıpkı Japonya’da olduğu gibi.

Televizyon ekranından izlerken beş katlı Mavi binanın üst üste binmiş tuz buz olmuş kolonlarına kepçe her vuruşunda gördüğüm manzara karşısında; bir kere daha “Deprem değil, binalar öldürür!” demekten kendimi alamadım.

Devlet olarak 17 Ağustos Marmara depreminden bu yana büyük bir ders alarak afetlere müdahale konusunda epey mesafe kat ettiğimizi Van depreminde gösterdik. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) bunun en güzel kurumsal misali.

Depreme ve diğer afetlere karşı sistemli mücadele ve müdahale etme zamanı geldi, geçiyor bile. Japonlar, depremle barışık yaşıyor. Sistemli bir şekilde de mücadele ediyorlar. Birbiriyleriyle koordineli çalışan devlet kurumları, depreme ve sarsıntılara karşı eğitim yoluyla bilinçlendirilen Japon halkı, 7 ve 8 büyüklüğündeki depremlerde ne yapacağını, nasıl hareket edeceğini ve o anda hangi pozisyonu alacağını gayet iyi ve bilerek hareket ediyor.

Binalarını da ranta kurban etmeden ehil müteahhitler eliyle ve devlet denetimine tabi tutularak depreme dayanıklı bir şekilde sağlam yapıyorlar.

Bu konuda Japonlardan örnek alacağımız çok şey olsa gerek.

 

***

Zelzele olunca benim aklıma hemen ilk âyeti “Yer o dehşetli sarsıntısıyla sarsıldığında…” diye başlayan Zilzâl Sûresi geliyor.

Bu sureyi bizden çok sanırım Hollywood okuyor!

Çektikleri bilim-kurgu ve kıyâmetle ilgili sahnelerin yer aldığı filmlerden bu anlaşılıyor. Bazen kendilerinin de cennete gidecekleri vehmine kapılmıyorlar değil.

Hayır ve şer şüphesiz Allah’tan.

Bu dünyada yaptığımız iyiliğin de kötülüğün de karşılığını ahiret gününde; “sevap” veya “ceza” olarak alacağız. Hz. Peygamberin, “Bir yarım hurma veya bir güzel sözle olsun ateşten korunun!” buyruğu ne güzel bir buyruktur.

Müslüman bütün iyiliklerinin, inkârcı da bütün kötülüklerinin karşılığını mahşer gününde elbette görecek.

Dünyanın neresinde olursa olsun, şiddetli sarsıntılar meydana geldiğinde gördüğüm korkunç manzaralar karşısında; kıyamet gününün ne kadar dehşet verici bir gün olacağını düşünerek korku ve şaşkınlığım o derece artıyor.

Rabbim! Her türlü afatından Sana sığınıyoruz.

Bizi her türlü şerden muhafaza eyle!

Artık “Sivrice” sözler yerine “salâ” gibi uyarıcı olmak lazım.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.