Hepimiz ölümlüyüz, insana dair eserler de ölümlüdür. Dün aramızda olanlar bugün yok, yarın da muhtemelen bugün yanımızda olan bir çok kişi olmayacak. Hayat ölümlerle -doğumlarla akıp gidiyor.

Fanilik şuuru taşımayanlar, bu dünyanın hakkını veremezler. Bir başka hayata inanmadan ona hazırlanmak mümkün değil.

Yazarken- çizerken, konuşurken, yaşarken, ölürken hep buna dikkat etmek gerekir.

Bu dikkat var mı? Ne yazık ki buna evet diyebilmek çok zor. Her şeyi bu dünyadan ibaret görmek, bütün hırs ve isteklerimizle bu dünyaya yüklenmemize neden oldu.Siyasetimiz, ibadetimiz,sözümüz, sohbetimiz hep dünya için.

İçimizdeki manevi dünyayı kendi ellerimizle yok ettik.

Değerlerimizi, inançlarımızı,vicdanımızı yağmalattık. Artık içimizde bizi iyiye, güzele, doğruya sürükleyecek bir ses duymuyoruz.

Bir insan için en kötü durum, içinde kendini hakka çağıran sesin susmasıdır.

O ses susunca ne olur? İyi- kötü, doğru-yanlış, güzel-çirkin kavramları yok olur. Çıkar peşinde koşan,bunun için inançlar dahil, her bedeli ödemeye hazır olan enkazlara döneriz.

Bir ülkede, yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet, yalan, talan almış başını gidiyor, insanlık ayağa kalkmıyorsa o ülkede vicdanlar ölmüş demektir. Vicdanın ölümü ,iyiliğin ölümüdür. Nietzche, "Tanrı öldü,Tanrı öldü, onu biz öldürdük" diyordu, Tanrı'nın ölümü, onu unutmak, kelamına kulak vermemek, merhametin, iyiliğin, doğruluğun, ölümü  demektir. Yoksa Allah bakidir, o ölümsüzdür. Ölümlü olan bizim onun kelamıyla ilişkimizdir.

Hepimiz sorumlu davranmak zorundayız. Sorumluluk önce Allah'a, sonra yaşadığımız çevreye, sonra ülkemize, sonra da bütün bir insanlığadır. Attığımız her adım, konuştuğumuz her kelam, aldığımız her nefes buna göre olmalıdır. İnsanları dövüştürerek, düşmanlaştırarak, kutuplaştırarak yol almak bizi huzurlu bir iklime götürmez. Başkasının acısı bizim saltanatımız olur. Kan ve göz yaşı üzerinden kurulan ehramlar er geç yıkılır ve en çok o ehramlara taş taşıyanlar altında kalır.Zalime müzaheret zulme ortaklıktır.

Milletini seven siyasetçiler kendilerine inananları çıkarlarına alet etmezler. Aynı kıbleye yönelenleri birbirine hasım yapmazlar. Kim ki içimizden birilerini bize düşman olarak gösteriyor, milletin asıl düşmanı odur. Farklı düşünebilir, farklı inanabilir, dünyaya farklı pencerelerden bakabiliriz.Bu, didişmek, kavga etmek için bir sebep olamaz.

Her dönem birileri için kavga ettik. Farklılıklarımız üzerinden düşmanlaştırıldık. Dövüşenler hep kaybettiler, kazananlar ise insanlarımızı suni nedenlerle birbirine düşürenler oldu. Artık enerjimizi birbirimizle didişmek için kullanmamalıyız.Bu ülkenin refaha ihtiyacı var, huzura, barışa, kardeşliğe ihtiyacı var. Gençlerimizin işe,aşa, ekmeğe ihtiyacı var. Biz farklılıklarımızla birlikte aynı milletin çocuklarıyız. Kavgamız; fakirlikle, sefaletle, hırsızlıkla, yolsuzlukla, ahlaksızlıkla,rüşvetle,cehaletle zulümle, adaletsizlikle, despotlukla olmalıdır. Bunları yenmeden  milletler liginde birinci  lige çıkamayız.Bunun yolu, onun bunun peşinde gözü kapalı gitmek değil, ilkelerin, ölçülerin, değerlerin peşinden gitmektir. Her an muhasebe hali içinde olmaktır. İnsanların hırsları, menfaatleri,istekleri, yalanları,doğruları vardır. İnsana takılmak bazen de bu hırslara,yalanlara takılmaktır. Ölçülerin ise hırsları yoktur, sizi  yanlış limanlara götürmezler.

Son yıllarda çok savrulduk. O kadar savrulduk ki, artık hiç bir kötülük bizi rahatsız etmiyor. Kötülük, onu engelleyecek toplumsal bir baskı olmadığı için giderek yaygınlaşıyor. Ya bizi insan yapan değerlere dönecek, ölü vicdanlarımıza yeni bir ruh üfleyeceğiz, yahut hep beraber  bir büyük huzura kaybedenler olarak çıkacağız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.