google-site-verification: google93004a1f8b19e30c.html

Bu aralar iyice soğudum akademik kariyer denen süreçten. Bir bakıyorsun rektör, oğlunu hoca yapmış; bir bakıyorsun rektör yardımcısı kızını hoca yapmış, onun yeğeni şunun bilmem neyi derken üniversiteler artık belediye gibi yakınları istihdam edilecek yer haline gelmiş. Baştan söyleyeyim de sıkıntı olmasın: hakkıyla dil sınavından alsın puanı, ales’ten de alanında sağlam bir sıralama elde etsin sonra alnının akıyla girsin akademisyenliğe.

Gerçi dil puanından yüksek alıp barajı geçenlerin bir gazeteci tarafından ya batıcı ya fetöcü olarak lanse edildiği ortamda akademisyen adayları dil sınavlarına gereken önemi atfetmiyor olabilir ama ne olursa olsun yabancı dilde yazılmış bir makaleyi okuyamayacak kişinin genç beyinleri nasıl evrensel bilimle buluşturabileceği sorusu da hep muallakta kalacaktır.

Ben artık devletin sınav mekanizmasına güveniyorum. Soruların bilerek bir gruba önceden verileceğini düşünmüyorum. İhanet sürecinden gereken dersleri büyük bedeller ödenmesi pahasına aldık. Bu sebeple akademisyenliğe geçişte mutlak surette merkezi alım sistemi oluşturulmalı ve kesinlikle mülakat denen garabet ortadan kaldırılmalıdır. Kapitalizmin hâkimiyetinde olan dünya ekonomik sisteminde kast sisteminden kopuşun en önemli çıkışı, şartları sağlayan tüm vatandaşların sınavlara girerek istedikleri hayat standartlarına kavuşma imkânlarıdır. Birey ömrünün en heyecanlı zamanlarında geleceğini inşa etmek için yoğun bir temponun içinde buluyor kendini. Yoğun tempoda tüm kapasitesini zorlayarak sınavlara giriyor ve hem kendisine hem memleketine faydalı olmak için sınavları kazanmaya çalışıyor. İşte bu noktada sınavlarda adaletsizlik devreye girerse bundan hem o genç hem de memleket zararlı çıkıyor.

Bu arada ben de soruların çalınmasından payıma düşen zararı gördüm. Ales’ten almış olduğum 86 puana rağmen sıralamam gerideydi. Ne hikmettir ki neredeyse önümdeki herkes birinci olmuştu. O gün memleketime küsmedim ama fetullahçı terör örgütünün nasıl bir şekilde her vatandaşa zararının dokunduğunu yaşayarak öğrendim. Fetullahçı terör örgütü soruları dağıttığı gençlere de büyük zarar vermiştir. Soruları çalıp makam mevki sahibi olan gençler şimdi ömür boyunca taşıyacakları bir damga ile mühürlendiler. Bu işin özeti, soruları alan kesim de bundan dolayı hakkı yenen bizler de yani koca bir nesil bu sürecin zararını gördük.

Devletin bu saatten sonra yapması gereken, gençlere umut aşılamasıdır. Umut aşısı memleketi fetö gibi oluşumlara karşı bağışık hale getirir ve korur.

***

Mustafa Sarıgül’ü kendimi bildim bileli tasvip etmem. Davranışlarını aşırı yapay bulurum. Siyaset yapma anlayışını sevmem. Siyasetçi gibi de gelmez bana, hep bir eğreti durur onun üzerinde siyaset. Dediklerimde de haklı çıkıyorum sanki; geçen Ekrem İmamoğlu’nun “yolumuz uzun, heyecanımız yüksek” sloganını kullandı. Twitter adresini de 350 bin kusur kişi takip ediyor. Takipçilerinin büyük çoğunluğu Brezilya vatandaşlığına mensup. Kulislere göre Twitter adresini de önceden başkası kullanıyormuş; hatta kullanan kişi Brezilyalı bir mankenmiş. Sözü başkasından, sosyal medya adresi başkasından olan bir oluşum ne amaçla politika yapıyor olabilir ki? Neyse cevap belli de yazmayalım.

***

Bülent Arınç… Bülent Arınç, Selçuk Özdağ Beyefendi’nin uğradığı menfur saldırıdan sonra evine giderek geçmiş olsun ziyaretinde bulundu. O an düşündüm; acaba bu ziyareti Sayın Cumhurbaşkanı gerçekleştirseydi nasıl bir etkisi olurdu? Memleketin hızla gittiği kaotik düzen yerini güllük gülistanlık hale bırakırdı. Belki artık kimse karşısındakini hain diye yaftalamaz; grup toplantılarında partilerin birbirlerine sevgi ve saygı gönderdiği meclis yapısı oluşturulma imkânı bulunurdu…

***

SMA’lı hastalar için yapılan kampanyalara tırpan vurulması, bu konuda henüz toplumsal duyarlılık tam oluşmadığı için siyaseten negatif etkiyi çok hissettirmedi. Ekmek konusu bambaşkadır. Ekmek ülkede yaşayan çok büyük bir kesimin sofradan tok kalkma gıdasıdır. Ekmek olmadan o çorbalar içilmez; tabağın sonu sünnetlenemez.

Bizim toplumumuzda çalışmak maaş almak için gösterilen çaba değil; ekmek kavgasıdır. Paramıza el uzatılınca “parama dokundurtmam” demeyiz “ekmeğime el uzatma” deriz. Marketten, pazardan alışveriş yapınca her ne alırsak alalım “eve ekmek götürmüş” oluruz. Halkın ekmeğine dokunulmadığı halde bu konuda çıkarılan bir söylenti bile ortalığı kaynatmaya yetti. Günde beş ekmek alan vatandaşın cebinde fazladan beş lira kalması demek aylık bütçesi için ne kadar önemli olduğunu herkes anlayamaz. Amaanlamak gerek…

***

İyi Parti, Gelecek Partisi, Deva Partisi ve Saadet Partisinin kurmasını arzu ettiğim ittifaktan bahsetmiştim. Okuyucular ittifakların cumhurbaşkanı adaylarının kimler olabileceğini de yaz demişti. Benim de niyetim aslında bu konuyu ele almaktı fakat bam telime basan gelişmeler ittifakların cumhurbaşkanı adaylarına yönelik yazımı bir sonraki yayına bıraktı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.