Ülkücülükle ilgili çok şey yazıldı, çizildi. Ben de yazdım. Ülkücülük ahlakçılıktır, vatan millet sevgisidir, ülke ve millet menfaatlerini her şeyin önüne almaktır. Ülkücülük MHP'lilik veya Bahçeli'ye tabi olmaktır gibi herkesin durduğu yere göre yaptığı tarifler var.

Bunlar içinde herhalde en absürt en gerçek dışı olanı ülkücülüğü bir parti veya kişi mensubiyetine indirgemektir. Parti veya kişiye aidiyet o hareketi o kişi ve partinin hayatı ile sınırlı hale getirir ki böyle bir tarif hareketi tarihi, ahlaki, fikri yönlerinden tamamen soyutlamak anlamına gelir.

MHP'nin AKP'ye eklemlenmesi ile beraber ülkücü hareket içindeki kafa karışıklığı ve kimlik krizinin daha da derinleştiğini söyleyebiliriz. Birçok ülkücü, biz gerçekten neyiz sorusunu kendi kendine soruyor. Özellikle parti mensubiyeti ile sınırlı bir ülkücülük ve milliyetçilik anlayışı yoğun bir şekilde sorgulanıyor.

Bunu gençlerin kullandığı sloganlarda da görmek mümkün, kimi Alparslan Türkeş'in askerleriyiz diye bağırırken kimi Mustafa Kemal'in askerleriyiz diye slogan atıyor, kimi İslam'ın askeriyiz derken, kimi daha ulusalcı ve laik bir düzlemde kendini konumlandırıyor. Herkes farklı bir konumda dururken tek değişmeyen işin askerlik boyutu... Yani Atatürkçüyüm diyen de, rahmetli Türkeş'e kendini isnat eden de ben askerim diyor. Elli yıldır ne yazık ki ülkücü hareket bir türlü askerlikten subaylığa veya devlet yöneticiliğine terfi etmiyor. Askerim deyince de  onun his ve heyecanlarına dokunarak onu sokağa çıkarmak  bazı çevreler için  son derece kolay oluyor. Gönüllü erlik ülkücülüğün devlet yönetmede önündeki en büyük engel olarak duruyor.

Bu kafa karışıklığının AKP'ye teslim olmakla birlikte arttığını söylemiştik. Çünkü bir partinin 2023'e kadar kayıtsız, şartsız bir başka partiye destek verme sözü aslında kendine ait bütün iddiaları, farklılıkları bir tarafa bırakması anlamına geliyor. Siyasette kayıtsız şartsız destek olmaz, her partinin kırmızı çizgileri, vazgeçilmez öncelikleri vardır. Kayıtsız şartsız destek, bir partinin kendini yokluğa, ademe mahkum etmesi demektir. Artık MHP'nin, 2023'e kadar AKP'den ayrı bir programı, hedefi olan bir parti olduğundan söz edilemez.

İşte ülkücü vicdanı harekete geçiren muharriklerden biri de bu oldu. Nereye götürülüyoruz sorusu her çevrede ciddiyetle soruluyor. Bedel ödemiş, bu ülkenin istikbaline kan ve can vermiş insanların bu endişeyi taşımalarından normal bir şey olamaz.Nereye götürüldüğünü sorgulamayanların kaderini başkaları tayin eder. Böyle olunca da varılan yer hüsran ve hayal kırıklığından başka bir şey olmaz.

Geçen hafta Muhsin Kahya, Samet Karakuş, Mehmet Gül, Adnan Akdağ gibi daha bir çok isim vicdanlarını kanatan bu soru için bir araya gelmek istediler. Amaçları kendi tecrübe ve birikimleri ile olup bitenleri anlamaya çalışmak, ülkücü hareketin fikri birikimine bir şeyler katmaktı. Ama bu hevesleri kursaklarında kaldı.Ülkücülüğü ona buna saldırmak, düşünen herkesi susturmak sanan 70/80 kişilik bir grubun saldırısına uğradılar. Bazıları ufak tefek yaralar aldı.Herhalde bu insanlar için bu saldırı 12 Eylül'de yaşadıkları acı ve sıkıntılardan daha ağır, daha yıkıcı bir travma oldu. Muhsin Kahya, yaklaşık 30 yıl hapis yattı, diğerlerinin  her birinin ülkücülük kariyerinden en az bir kaç idam ve 10 yıllık hapishane var. Kimse onların yaşadıklarına, ödedikleri bedele saygı göstermedi. Torunu mesabesinde olan çocukların saldırısına uğradılar. Sebep, kimse Bahçeli'nin kontrolü dışında toplantı yapamazmış. Bahçeli'nin bu saldırıdan haberi var mıdır, yok mudur bilemeyiz. Ancak ne olursa olsun bu saldırı  aşağının bayağısı ve esasında ülkücü hareketi hedef alan bir saldırıdır.18-20 yaşındaki çocukların dedeleri, babaları yaşındaki insanlara saldırmaları hangi ahlaka sığar?

Bu tip olayların yarattığı gönül kırıklıkları bir yana ülkücü hareketin imajına nasıl darbe vurduğu ortadadır. Bu hareketle ilgili bu insanların söz söyleme hakkı olmayacaksa kimin olacak? İşte ülkücü hareket bunun için iktidar olamıyor, düşünceden korkuyor, farklı açılımlardan korkuyor, kendi insanından korkuyor. Çünkü çok sesli bir hareketi kontrol etmek kolay değildir. O gençler farkında değil ama aslında onlara Bahçeli'nin kontrolü dışında toplantı olmaz dedirtenler, gerçekte sistemin, yeni mahallenin kontrolü dışında toplantı olmaz demek istiyorlar. Sistem bu cesur, fedakar, enerji dolu gençliği hem elinde tutmak istiyor, hem de kontrolü kaybetmemek için düşüneni, sorgulayan her kişiyi bir safra gibi dışına atıyor. Gerçek şudur; Türk milliyetçiliği ve ülkücülük özelde MHP'den, genelde partilerden bağımsızlaştırılmadıkça  askerlikten devlet yöneticiliğine sıçrayamaz!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.