Hükümet yine şov yapmaya başladı.  Bunun bir nedeni olmalı. Türk vatandaşın İsveç’ten Türkiye'ye getirilmesi için harcadığımız eforu,  ülkemiz insanını salgından korumak için sarf etmiyoruz. Bir vatandaşa 26 bin avroluk ambulans uçak kaldıran siyasi iktidarın, işi olmayan  ya da işini kaybedip evinde aşı olmayan her Türk vatandaşına da 26 bin avroluk para yardımı yapma  kudreti var olmalı.
 Maske dağıtmak için vatandaştan  e-Devlet üstünden müracaat etmesini  isteyen ve arkasından da cep telefonuna SMS kodunun geleceğini söyleyen yetkililer, vatandaşı halen bekletmeye devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları  SMS kodunu bekleye dursun, uçak dolusu tıbbi yardımlar İspanya, İtalya, Çin ve ABD başta olmak üzere 50’yi aşkın  ülkeye gönderildi.  Halk arasında “ayranı yok içmeye atla gidiyor …” sözü sanki tam da  hükümetin bahsi geçen uygulamaları  için söylenmiş.
 Amacımız insanları Korona virüsten korumak değil de algı oluşturmak olunca böylesi garabetler de ortaya sıklıkla çıkıyor. Amaç bir maskeyi bile vatandaşına verememenin olumsuz etkilerini silmektir.  Halkımızın, hükümetin halka karşı oynamak istediği oyunu ferasetiyle çözeceğine olan inancımız tamdır.
Kafasında baskın seçim beliren iktidarın beyaz güvercinliğe soyunmasını anlamak lazım.  Hükümet, ilk olarak  Gelecek Partisi  Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’ın ifade ettiği üzere çok yakında olacak olan baskın seçime dönük halk üstünde  olumlu algı oluşturmak isteyecektir.   Yardım adı altında gönderdiği malzemelerle dahi olsa takas imkanı bulamayan, ithalat- ihracatı durmuş olan,  turizmi biten, üretim yapamayan iktidar,  döviz kıtlığının  başladığını deneyimliyor.  Bu ahval ve şerait içinde iktidar, birkaç  ay sonrasının  şu andan daha kötü olacağını biliyor. Dolayısıyla Cumhur İttifakı, %51'i alamayacağını anlayınca,  hükümet “zorda kalanın dostu” imajını oluşturup yeni kurulan partilerin -başta Gelecek Partisi olmak üzere- seçime girme yeterliliğini elde edemeden baskın seçime gitme çabası iktidar kurnazlığı olarak anlaşılır bir şey. 
Yalnız  saha  artık algı ile şekillendirilebilecek nitelikte değildir. Eski tutuculuk yerini fayda ve zarar hesabı yapan bir nesle bırakmıştır. 20 yıldır hamasi söylemlerle karnı doyurulmuş milletimiz, soyut laflara pirim vermeyecektir. İşsiz işsizliğini, parası olan parasının alım gücünün azalmışlığını, sudan bahanelerle KHK’larla işten atılanlar ve yakınları  ise içinde bulundukları sıkıntılı durumu, çiftçi bölgesel ve şehirsel ayrım yapılarak desteklenmeyişlerini, esnaf siftahsız dükkan kapatmalarını  -hatta dükkan açamayışlarını - göz önünde bulundurarak kimin hükümet edeceğine karar verecektir. Yaşanmışlıklar öncelik arz edecektir.  Önce vasat bir yaşantıyı millete çok görenler cezalandırılacak, sonra kalan siyasi partilerin oluşturduğu ittifaka göre millet tercihini yapacaktır.  
 Toplum üstünde seçim sandığı kurulana kadar deney fırsatı mümkün değildir. Dolayısıyla  toplumsal  alan, siyasi mühendislikle yüzde yüz doğru olarak dizayn edilemeyecektir. Anketörlerin, üstünde çalıştığı toplumun bir parçası olduğu göz önünde bulundurulursa, eğilimler ve olasılıklar hakkında konuşulurken  dahi, sadece objektif olmaya çalıştıklarını düşünebiliriz. Bu gerçeklik ışığında çeşitli araştırma şirketlerinin yaptığı anket sonuçlarına göre sahadaki eğilimin,“AKP ve ortağı gitsin de hangi ittifak gelirse gelsin” şeklinde olduğunu söyleyebiliriz.
Diyeceksiniz geçmişte parlamenter sistemle yönetiliyorduk; şimdi ise başkanlık sistemi ile yönetiliyoruz. Parlamenter sistemde adı koalisyon olan  birlikteliğin başkanlık sistemindeki adı ittifak; sadece isim değişikliği var; koalisyon farklı adlandırmalarla devam ediyor.
Geçmişe kısa bir yolculuk yaparsak, 1999 seçimlerinde %18 oy alan MHP 3 Kasım 2002’de %8’ lik oy oranı ile parlamentoya bile girememişti. Daha doğrusu ANASOL-M diye de adlandırılan DSP – ANAP ve MHP’den oluşan koalisyon üyelerinden hiçbiri meclise girememişti. İşte MHP kendisiyle birlikte şimdi de AKP’yi bitirerek, bu dönem misyonunu tamamlamış olacaktır.    
Mevcut hükümet her ne kadar algı oluşturarak baskın seçim düşlese de, MHP kimin kuyruğuna yapışırsa amacının o siyasi partiyi bitirmek olduğunu en baştan ön görmeliyiz. Bu bağlamda Milliyetçi Hareket Partisi’nin AKP’nin sonunu  20 Şubat 2018’de Cumhur İttifakı ile getirdiğini düşünelim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.