Yoklukla öğrenmek

Herkese iyi bayramlar diliyorum ! İnsan kimi olguların, kimi hislerin değerini ancak yokluğunu yaşayınca anlayabiliyor. Bu yüzden telafisi mümkün, yeri doldurulması mümkün yokluklar insanın köklerini besliyor. Salgın döneminin üçüncü bayramını yaşıyoruz bugün. Mevcut tabloya bakılırsa dördüncüsünü de böyle yaşayacağız. Bayram günlerinin bir telaşı olurdu, biraz tatlı biraz da buruk bir telaş olurdu bu, hayat gibi tıpkı. Önce evdekiler sarılır, kucaklaşır daha sonra kabristan ziyaret edilir ve devamında da diğer ziyaretler yapılırdı.

Böyle olacağını aklımıza getirebilir miydik ?

İşte bu alışılagelmiş rutindeki bir bayramı en son 2019 yılında yaşadık. 2019 Yılında bayramlaşırken acaba önümüzdeki iki yılın böyle olacağını aklımıza getirebilir miydik veya o sofralardaki sohbetlerde biri çıkıp hayatımızın böyle değişeceğini söylese ne derdik ? İnsan planlar yapar, hayat bazen cömert bir dost gibi bu planın gerçekleşmesi için tüm desteğini verir, kapıları açar. Bazen de öğrencinin halinden hiç anlamayan sevimsiz bir öğretmen gibi keyifleri kaçırır, epey can sıkmaktan haz duyar.

Ruhumuzun kara tahtasında bir ders 

Salgın dönemi sadece bu toplum için değil; tüm dünya için çok sancılı geçti. Milyonlarca insan sağlığından oldu, milyonlarca insan belki de olması gerekenden çok daha önce çekip gitmek zorunda kaldı buralardan. Bu dönemden hep birlikte ders çıkarıyoruz, çıkarmak durumundayız. Bu ders sadece siyasi, iktisadi, tıbbi, ilmi yönden çıkarılacak bir ders değil. İnsanın ruhundaki buruşuk kağıtlara, kırık kara tahtalara yazılacak bir ders de. Ben de çıkardım bu dersi, tüm yönleriyle kavramak ve anlamlandırabilmek için çaba sarf ettim.

Elde bugün var efendim

Biliyor musunuz aslında bu olan biten bana yeni bir dersi öğretmekten çok zaten hatırımda olan bir dersi daha da pekiştirmem konusunda katkı sağladı. Yer yer dehşet veren, yer yer ümit veren bir sıcaklık üfleyen örneklerle katkı sağladı örtük bilgime. Bu ders ne mi ? Dün için ne kadar debelensek de geçmişi değiştiremeyiz, yarın için kendimizi ne kadar paralasak da hayatın tüm sürprizlerini öngöremeyiz. Öyleyse elde bugün var efendim, bugün var. İnsan tabii ki yarınlarına dair plan yapmalı, umudunu korumalı ama bir yandan da gerçek olanın bugün olduğun unutmamalı.

Bugününüz varsa hayat var.

Son dizesi okunan şiirlerle tamamlanmayı bekleyen resimleri yabana atmamalı ama dünün küfü, yarının flusu engel olmamalı bugünü yaşamaya. Dipsiz bir kavganın, sonsuz bir kovalamacanın içinde soluk soluğa kalmamalı insanın yüreği. Eğer sağlıklıysanız, sevdikleriniz sağlıklıysa, eğer bir yuvanız, gülen gözlerle etrafına kurulacağınız bir sofranız varsa, eğer yorgun düştüğünde kıvrılacağınız bir yatağınız, daraldığınızda nefes alacak bir balkonunuz varsa, eğer okunacak kitabınız, sizi dinleyen şarkılarınız varsa bugününüz var demektir. Bugünü maviliklerle bezemek, sevgiyle büyütmek de maharet isteyecek tabii. Bugününüz varsa siz varsınız, siz varsanız hayat da var. Hayat varsa her zaman bir şans daha var, bugününüz varsa umut hep var. Bugününüz varsa, hayat var.

Vertebraları ve omurgayı korumalı

Bugünün kıymeti tartışmaya açık dahi değil ama bugünün kıymeti dünün varlığından ve yarının gerçekliğinden de bağımsız değil. Bu yüzden insan bugünün kıymetini bilirken dününden ve yarınından soyutlanamaz. Buradaki ince detay sadece düne, sadece yarına kafayı takmış olmanın sakıncaları. Yoksa insan pek tabii bir zaman akışı içinde ömrünü tüketen bir varlık, tüm varlıklar gibi. İnsan dünü için zalim bir mahkumiyete zincirlenmemeli zira değişmemek olası değil. Eğer insan yer yer farklı düşünmeye başlamışsa, yer yer farklı alışkanlıklar kazanmaya başlamışsa bu doğal sürecin bir gereğidir. Lakin bu vertebraların oluşturduğu omurga denilen yapının muhafaza edilmesine, süngere dönüşmek yerine insanı kalmanın sağlanmasına da engel değil. Duruş sahibi olmaya hiç engel değil ve olmamalı.

Kokuşmuşluk, pislik, seviyesizlik, kepazelik

Üzülerek ifade etmeliyim ki mevcut iktidarla birlikte hayatlarımızda filizlenen bu yeni siyaset anlayışı işte tüm bunları yakıp yıkıyor. Bu ülkede, bu topraklarda siyaset hiç kolay gerçekleşmedi ve muhtemelen de karakteristik özelliklerimiz nedeniyle yakın bir tarihte de kolaylaşmayacak. Jeopolitik konumu, demokrasi serüvenindeki kendine özel özellikler, demografik yapısı vesaire derken bu topraklar siyaset bilimcileri dahi şaşırtmayı becermiş topraklar. Demokrasi bilincini özellikle benim yaş grubumun öncülük ettiği bir nesille birlikte ancak yeni yeni tam manasıyla içselleştirebiliyoruz. Nasıl ki salgın döneminden tüm tanelerimizle nefret ettiysek, ülkece son yıllarda yaşadıklarımızdan da nefret ettik. Kutuplaştıran dilden nefret ettik, yolsuzluktan nefret ettik, kendi vatandaşıyla alay eden anlayıştan nefret ettik, yalandan nefret ettik, aymazlıktan nefret ettik. Nasıl ki salgın döneminde yaşadıklarımızdan dersler çıkarmamız gerekirse, şu son yıllarda yaşadıklarımızdan da dersler çıkarmamız icap etti ve çıkarıyoruz.

Ülkenin bu iktidarın elinde ne kadar alçaldığını görüyoruz.

Ülkenin bu iktidarın elinde ne kadar kokuştuğunu görüyoruz.

Ülkenin bu iktidarın elinde nasıl içten çürüdüğünü görüyoruz.

Ülkenin bu iktidarın elinde nasıl ayağa düşürüldüğünü görüyoruz.

Hele şu son günlerde gördüklerimiz, duyduklarımız, şahitlik ettiklerimiz...

Şu son günlerde mafyamsı bir bey konuşuyor.

Kendinden emin şekilde, korkmadan, çekinmeden, hiç de tereddüt etmeden konuşuyor.

Söyledikleri vahim, söyledikleri mide bulandırıcı, söyledikleri öyle yenilir yutulur gibi değil.

Bu kokuşmuşluk, bu pislik, bu seviyesizlik, bu kepazelik, bu vahamet öyle yenilir yutulur gibi değil.

Türkiye Cumhuriyeti’ni, bu devleti, bu ulusu yönetenler sadece halkın adamı ayağı çekiyor diyorduk.

İddiaların içinde tek bir cümle dahi doğruysa göreceğiz ki efendilerin tek çektikleri halkın adamı ayağı değilmiş.

Mafyayla iç içe geçip, kokain ticareti yapmak, illerin yer altı şebekesini bölüşmek, limanları parsellemek…

Bunlar yeterince rezil değilmiş gibi bir de bu fenalıkların iktidar gücüyle yapılması, bu işlerin ortaklarına polis teşkilatımızdan koruma görevlendirilmesi…

Öyle ki bu güruh, bu zümre bu toplumun gözünde daha ne kadar alçalabilir bilmiyorum; inanın bilemiyorum, bundan aşağı nasıl inilir bilmiyorum.

Ama şunu biliyorum ki bu zat-ı muhteremler bir yolunu bulurlar.

Bir konuda dünya liderlikleri varsa o da seviyeyi düşürme başarıları, buna şüphe yok.

İnsanlar açlıktan ölürken saraylarda dost meclisi kuranları mı istersiniz ?

Fethullah Gülen’le görüştüm bundan devletimin haberi var diyenleri mi isterseniz ?

Koskoca devleti mafyayla aynı masaya oturtup, mafyayla ticarete atılanları mı istersiniz ?

Vatandaşını adeta sokak hayvanı yerine koyarak aşısı vardır diye işaretleyenler mi istersiniz ?

Ülke yıkılırken, tüm ülke bu iddiaları konuşurken iddiaların odağındaki siyasi memurun çıkıp muhalefet partisi liderlerine atarlanmasını mı istersiniz ?

Bu iddiaların nasıl bir felaket olduğunu görmek için engin analiz yetkinliğine gerek yok.

Şimdi hep birlikte bu iddialarını soruşturulmasını, etkin bir şekilde takip edilmesini bekliyoruz.

Hukukun üstünlüğüne inanalar olarak bekliyoruz.

Bekliyoruz ama Garfield’a lazanya emanet edilir mi ?

Biz kime, neyi emanet ediyoruz acaba ?

Şeffaflığı, hesap verebilirliği, liyakati ve hukukun üstünlüğünü demokrasiyi güçlendirilmiş ülkelerde görür ve izleriz.

Karanlığı, yolsuzluğu, nepotizmi ve üstünlerin hukukunu da işte böyle içi dışına çıkarılmış ülkelerde görür ve izleriz.

Bu olan bitenleri olsa olsa ucubeler sirkinde görür ve izleriz.

Yeni Türkiye diye oradan oraya zıplayanların seneler sonra bize sunabildiği işte bundan ibaret…

Kocaman bir sirk…

Dev bir açık hava sirki…

Ucubeliklerle, garabetle dolu bir sirk…

Ucubeler sirki…

Kapatacağız biz bu ucubeler sirkini…

Kapatacağız efendiler, kapatacağız…

Kurduğunuz bu tezgahı, bu düzeni bozacağız…

Bozacağız efendiler, bozacağız…

Ucubeler sirkini kapatacağız…

Kapatacağız…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.