Bir daha asla yazmamayı çok düşündüm.

Ne yazacaksınız, neyi eleştireceksiniz ki, memleketin elle tutular tarafı kalmamış, büyük bir çürümüşlük ve dibe vurmuşluk söz konusu. Tuz kokmuş, memleketin çivisi çıkmış.

En son, Sedat Peker’in, Sezgin Baran Korkmaz’ın açıklamaları-suçlamaları ya da iddiaları diyebiliriz, insanın kanını donduracak cinsten.

İktidar tarafından deniliyor ki; “Sedat Peker bir mafya lideri, onun söylediklerine mi inanacaksınız?”

Ama dün bu adama devlet koruması verdiniz ve çok saygın kişi muamelesi yaptınız.

Şimdi Peker’in iddiaları ve suçlamaları var, “gel şu elindeki belgeleri-bilgileri ver, hukuk devleti olarak gereğini yapalım” denmesi gerekmiyor mu?

Bizde bir atasözü vardır; “Sükût ikrardan gelir” diye.

Bir de Sedat Peker’in kendi videoları ile bu videolar üzerinden yapılan sosyal medya programlarının aldığı toplam etkileşim sayısı beş yüz milyonu geçmiş durumda. Peker’in söylediklerin tümü yalansa dahi vatandaşın algısını ne yapacaksınız?

İktidar sessiz…

Türkiye ne yapacak?

İki yol var, ya Peker’e operasyon düzenleyecek, bu durumda yakalanacak ya da öldürülecek. Böyle bir durumdan ülkemizi Allah korusun, bu günlerde Türkiye’nin Cemal Kaşıkçı olayı benzeri bir skandalı bertaraf edecek durumu yoktur.

İkinci yol ise bu olay bir başlangıç olarak kabul edilerek demokratik hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda Türkiye tüm bu kirli düzenden kurtarılacak, pislikler devletten temizlenecektir. Yani mafya düzeninin kökü kurutulacaktır. Demokratik Hukuk Devleti yeniden ayağa kaldırılacaktır.

Bodrum’da Yalıkavak Marina’da çekilen bir fotoğraf; Mehmet Ağar, Korkut Eken, Engin Alan ve dahi Alaattin Çakıcı… Üçü sözde derin devlet!, biri de mafya lideri!... Karışık ilişkiler ağı…

Kendilerini vatan kurtaran aslan olarak lanse edenlere bir bakıyorsun ki hepsi de paranın peşinde. Siyasetçi, bürokrat, gazeteci, yargı mensubu nice kişilerin, nasıl bir kirli ilişkiler ağı içerisinde olduğu görülüyor. Eskiden insanlar sevilir, eşyalar ise kullanılırmış. Şimdilerde eşyalar sevilir, insanlar kullanılır olmuş.

Fatih Altaylı’yı Sezgin Baran Korkmaz telefonla arıyor. Yazısından küçük bir alıntı yapalım:

“Fatih Bey iyi günler dilerim. Ben Sezgin Baran Korkmaz, numaranızı bir gazeteciden aldım” dedi.

“Fatih Bey bugünkü yazınızı okudum ve çağrınıza yanıt olarak arıyorum” dedi.

“Size kirli bir gazeteciyi anlatacağım. Çünkü ben hayatımda böyle utanç verici, böyle rezil bir tehdit görmedim” dedi.

“Veyis Ateş isimli gazeteci beni 7 Ocak günü aradı” diye başladı.

Gerisi utanç vericiydi.

Tehdit, şantaj iddiaları. 10 milyon euroluk talepler, bir ekip adına aracılıklar.

Kriminal nitelikte suçlamalar.

Akıl alır gibi değildi.

Dahası Baran Korkmaz elinde tüm bu iddialarını kanıtlayabilecek bir bant kaydı olduğunu ve bunu ablası gibi sevdiği bir gazeteciye daha önce dinlettiğini de iddia ediyordu.”

Tuz kokmuş, neyi yazacağım?

Benden bu kadar, beynim zonk zonk sızlıyor. Düzeltilecek bir şey kalmamış, yeni baştan inşa gerek. En başta da İslam Ahlakı, yanlış anlamayın İslamcı Ahlakı demiyorum. Eşya medeniyetinden insan medeniyetine doğru…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.