google-site-verification: google93004a1f8b19e30c.html

Bir günde üç kişi saldırıya uğradı, ortak noktaları Bahçeli'yi eleştirmiş olmalarıydı. Bakın, MHP demiyorum, MHP'nin kurumsal kimliği ayrı, Bahçeli ayrı.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Özdağ, Cuma namazına giderken evinin önünde saldırıya uğradı, gazeteci Orhan Koloğlu ile Av. Afşin Hatipoğlu yine evlerinin önünde saldırıya uğradılar.

Olayın organize olduğu, hatta bazı devlet kurumlarından yardım aldıkları kesin. Yoksa 3-5 sokak serserisinin bu kişilerin ev adresini bulabilmeleri mümkün değil. Saldırıların eş zamanlı olması, aynı kişi ve kişilerce yönlendirildiklerini gösteriyor.

Şiddete başvuran her hareket meşruiyetini kaybeder. Bugün HDP ile ilgili eleştirilerin sebebi, HDP'nin terör örgütü ile ilişkisini kesmemesinden kaynaklanıyor. Uluslararası hukuk şiddet siyaseti güden partilere geçit vermiyor.

Bu gazeteci ve siyasetçilere yapılan da siyasi şiddetin başka bir şeklidir. HDP, Türkiye'yi bölmek, bu saldırganları gönderenler ise demokrasi ve hukuk devletini yok etmek istiyorlar. Şiddetin he türlüsü batıldır. Birine tepki gösterirken ötekine sükut etmek Türkiye'yi hiç tahmin edilmeyen noktalara götürebilir. İstismara mahal vermemek için HDP ile mukayese ettiğim, MHP'nin kurumsal kimliği değil, o kimliği kirletenlerdir.

Bir lider ve kadrosunun ülkeyi nasıl yöneteceğini anlamak için partilerini nasıl yönettiklerine bakmak kafi. Farklı düşünenlere söz ve ifade hakkı tanımayanların yöneteceği bir ülkenin de hapishaneden farkı olmaz. Bu saldırılar, iktidara gelirsek Türkiye'yi böyle yöneteceğiz anlamına geliyor.

Bugüne kadar bu tür birçok saldırı oldu, failleri her seferinde adliyenin ön kapısından girip arka kapısından çıktılar. Yargı görevini yapmadı, ülkeyi yönetenler gereken hassasiyeti göstermedi. Cezasız kalan her saldırı yeni saldırıların kaynağı oldu.

Muhtemelen Özdağ, Koloğlu ve Hatipoğlu'na yapılan saldırılar da cezasız kalacak. Koloğlu'na saldıranlar zaten ifadeleri alınarak bırakıldılar. Kimliği tespit edilen Özdağ saldırganlarının da aynı akibete uğrayacaklarına şüphe yok. Bu çığır, Kılıçdaroğlu'na yapılan saldırı ile başladı. Cumhur ittifakı o saldırıyı neredeyse haklı bir tepki olarak gördü. Suçluya kahraman muamelesi yeni suçlular üretti.

Şiddet, konuşacak sözü, savunacak siyaseti olmayanların işidir. Bahçeli'yi eleştiren sadece diğer partilerin sözcüleri değil ki. Milliyetçi-ülkücü taban da -nereye götürülüyoruz- sorusunu kendine soruyor. Milliyetçilik olarak öğrendikleri ile yapılanlar arasındaki çelişki aklını zincire vurmamış herkesi düşündürüyor. MHP niye yüzde 6-7'lere düştü? Bundan sonra da sorgulanacaktır. Ama en çok şu sorunun sorulması lazım, yıllarca hapis yatmış, idamla yargılanmış, ocak başkanlığı yapmış insanlara saldırmak ülkücülüğün-milliyetçiliğin hangi prensibine uyuyor? Soru soramayan bir toplum kullanılmaktan, istismar edilmekten kurtulamaz.

Ne yazık ki, MHP'nin içinde bu tür saldırılara cevaz veren bir damar var.  MHP ve yan kuruluşlarının kongrelerinde yaşanan dövmeler, kavgalar, vurmalar giderek gelenek halini alan bu damardan besleniyor. Türk Ocakları yayını Türk Yurdu'nun Aralık 2020 sayısında sayın Nuri Gürgür'ün "Türk Ocaklarının İkinci Defa Açılması ve Sonrası" ile ilgili bir yazısı var. Yazıda Ülkü-Bir'in 1978 yılı kongresi de anlatılıyor. Bu tarihe kadar Ülkü-Bir'in başkanlığını Prof. Dr. Orhan Düzgüneş yapmaktadır. Kongrede salon işgal edilir, taşradan gelen her biri vatan aşkıyla dolu öğretmen delegeler dövülür, Düzgüneş ve ekibine hakaretler edilir, bir gün sonra dönemin Yüksek Öğretmen Okulu Müdürü Yılmaz Terzi'nin odası basılır, sonunda Düzgüneş görevi bırakmak zorunda kalır. Oysa Düzgüneş, kaliteli, ünü Türkiye sınırlarını aşmış, milliyetçi-vatansever bir bilim adamıdır. Başkanlık yaptığı süre boyunca  Ülkü-Bir'e müthiş bir ivme ve saygınlık kazandırmıştır. Böyle hizmet ehli, yüksek ahlak sahibi birçok insan küstürülmüş, hayata kırgın ve buruk veda etmişlerdir. Nerede kalibre ve kalitesi yüksek bir milliyeçi- ülkücü varsa mutlaka kendi cemaatinin saldırısına uğrayarak uzaklaştırılmıştır. Türk milliyetçilerinin müsait şartlara rağmen iktidar olamamasının arkasında bu ülkü ve ahlak taşımayan, büyüğünü küçüğünü tanımayan ittihatçı damar vardır. Bu damar sökülüp atılmadıkça Türk milliyetçilerinin iktidar olması da, bu millete kendilerini sevdirmeleri de hayaldir. Bugün Türk milliyetçiliğinin en büyük ihtiyacı şiddetle arasına mesafe koyması ve öz eleştiridir. Yoksa vurur, vurulur, şahadet şerbeti içer ama gönüllere giremezsiniz. Türk milliyetçiliğinin önünü kesen budur!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.