google-site-verification: google93004a1f8b19e30c.html

Son yılların en yaygın hastalıklarından biri milliyetsiz İslam anlayışıdır. Din adına konuşanların bir çoğunun düşünceleri vatansızdır. İslam'ın evrensel olması ona inananların mekansız,milliyetsiz olmasını gerektirmez. İnsan veli de olsa deli de olsa bir muhitte doğar, o muhitin oluşturduğu akılla düşünür, kültürle algılar, evrensel olana yerel ve milli olanın idraki ile bağlanır. Böyle olmasına rağmen din adına milliyeti reddeden sayısız akım vardır.

Türk toplumu dini önderlere saygı duyar, onların sözlerini din gibi görür ve itaat eder. Milli mücadeledeki -fetva savaşlarının- nedeni de bu milli alışkanlık ve terbiye ile ilgilidir. Bir taraf din adına Padişah'a mutabaat isterken, öteki taraf din adına vatan müdafaası istemiş ve bu çağrı ile Türk milletini seferber ederek milli mücadeleyi zafere taşımıştır.

Milli mensubiyetin önemini kavrayan istisnai isimlerden biri Kastamonulu Mehmet Feyzi Efendidir. Yargılandığı mahkemelerde Türk oğlu Türk olduğunu haykıran Mehmet Feyzi Efendi,bir Müslüman'ın mefahir-i diniye, mefahir-i milliye ve sadakat-i vataniye olmak üzere üç değere sahip çıkması gerektiğini söyler. Yani dini ve milli değerlere bağlılık, vatana sadakat.

Mehmet Feyzi Efendi için vatana sadakat aslında dine, namusa, milli onura sahip çıkmanın olmazsa olmaz şartlarından biridir. Zira onun ifadesiyle; "Vatan şarttır.Vatanı korumak; ırzını namusunu ve dinini muhafaza etmektir.Çünkü bunlar vatanla muhafaza olunur. Vatana hürmet,şühedaya,ecdada hürmettir.Her günah, her suç bağışlanabilir ama vatana ihanet asla..."

Türk milletine derin bir bağlılık duyan Mehmet Feyzi efendi, benzerlerinden farklı olarak  ona mensubiyetini ifade etmekten çekinmez ve bu düşüncesini, İslam ruhumuz, Türklük bedenimizdir,  sözüyle formüle eder.Bu düşünceye bağlı olarak milli bünyenin ferdi bünyeden önemli olduğunu vurgulayarak şunları söyler: Mefahir-i diniyeyi, (dini değerleri), mefahir-i Milliyeyi(milli değerleri) ve vatanı muhafaza etmek için talim-taallüm etmek ve askerlik yapmak lazımdır." Dini ve milli değerlerin öğretilmesini istemesi ve ayrıca bun u askerlikle ilişkilendirmesi onun -milletleşmede- mecburi askerliğin önemini de kavradığını gösterir.

Mehmet Feyzi efendi, hayatı boyunca kolaylaştıran, sevdiren, müjdeleyen bir din anlayışını benimsemiş, dindarlıkla özgürlük arasında bir irtibat kurmuştur.Zamanında İslamcılık kisvesi (bugün de var) ile sağa sola saldıran, kendilerinden başka Müslüman tanımayan, din devleti kuracaklarını söyleyen ve  dini bir davet olarak değil, sopa olarak görenlere de nazik üslubu ile şunları söyler: Ne yapalım kardeşim? Kursunlar da görelim.Neyi emredecekler, neyi nehyedecekler? Kur'an'ı,Hadisi değil mi? Bu ise zorla olmaz! Bir zamanlar zaptiyeler,namaz kılmayanları tutar, döverek zorla namaz kıldırırlarmış.Kimisi abdestsiz namaz kılar, kimi pis yerlerde saklanır, kimisi de Türk ve Müslüman olduğu halde, zımmi Hristiyan vatandaşların söyledikleri bir tabirle:Hristiyanım! dermiş. Ama şimdi isteyen kılıyor.

Mehmet Feyzi efendi  bir taraftan Kuran ve sünnet merkezli bir hayatı telkin ederken, Müslümanların gelişmesinde de Türk milleti merkezli bir düşünceden yola çıkar, ona göre "İslamiyetin gelişmesi milliyetimizin gelişmesine bağlıdır. Çünkü dinle millet etle kemik gibidir, kabil-i tefrik değildir.Her millet evvela kendi milli bünyesini ıslah etmelidir." Mehmet Feyzi efendi'nin İslam dünyasının gelişmesini Türkiye ve Türklük üzerinden değerlendiren görüşleri Seyit Ahmet Arvasi'nin görüşleri ile de paraleldir. Arvasi, "Kesin iman etmişim ki, Müslüman Türk devleti güçlü ise İslam dünyası da güçlüdür," derken bu gerçeğe işaret eder.

Talebesi küçük çocuklara daha okula başlamadan önce:

"Annem beni yetiştirdi,bu vatana yolladı,

Al sancağı teslim etti,Allah'a ısmarladı,

Boş oturma çalış dedi,hizmet eyle vatana,

Sütüm sana helal olmaz,saldırmazsan düşmana,

Arş ileri, marş ileri,Türk askeri dönmez geri..." diye başlayan  alay marşını öğreten Mehmet Feyzi efendi, " vatanıma ve milliyetime olan en küçük hürmetsizliği kabul etmem" dediği için belli çevreler tarafından bilinçli olarak nisyana terk edilmiş, yerine dindarlığı milliyetsizlik olarak gören isimler ön plana çıkarılmıştır. Milliyetsiz dindarlık, vatan, millet,milli kültür kaygıları taşımayan yahut önemsemeyen bir din anlayışıdır ve her türlü fikri, fiili işgal ve kabileleşme karşısında dirençsizdir. Emperyalizm, din her yerde yaşanır diye telkin eder. Dini, namaz kılmak,oruç tutmaktan ibaret gören bir din anlayışı da ibadetimi yaptığım her yer vatanımdır diye düşünür.Özel bir vatan parçasına bağlılık duymaz, dinin evrensel,yorumlarının kültürel olduğunu görmez. Arvasi ve Mehmet Feyzi efendi gibi düşünürler bunu görmüş ve düşüncelerini bu gerçek üzerinden temellendirmişlerdir. Bugün din adına milliyetsizleşmeyi telkin edenlere karşı Arvasi ve Mehmet Feyzi efendi gibi Türk-İslam düşünürlerinin daha çok okunması, düşüncelerinin daha çok yaygınlaştırılması gerekiyor. Çünkü bu coğrafyada din ve millilik din adına vuruluyor.

Not: Yazıdaki alıntılar Prof.Dr.Bekir Tatlı'nın Altınordu Yayınları arasında çıkan, Mehmet Feyzi Efendi'de Sünnet ve Milli Birlik Anlayışı isimli kitaptan alınmıştır. Daha fazla bilgi edinmek isteyenler bu esere başvurabilirler.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.