google-site-verification: google93004a1f8b19e30c.html

ABD seçimlerinin sonuçlarının kolay sindirilemeyeceğini daha önce belirtmiştik. Donald Trump son yaptığı mitingde “birazdan kongre binasına gireceğinizi biliyorum” dedi. O sözleri zaten barut fıçısı seçmenlerini ateşlemeye yetti. Donald Trump’ın atladığı husus ise ABD devlet mekanizmasının işleyiş biçimiydi. Hem emniyet teşkilatı hem de ordu “biz başkanın emrinde olsak da Amerikan halkının hizmetindeyiz” minvalinde yapmış oldukları açıklamalar olayları dizginledi. Biden da ertesi gün kaldığı yerden devam eden tescil sayımlarına göre başkanlığını resmen ilan etti.

Twitter ve Facebook, Donald Trump’ın hesaplarını engelledi. Benim için sürpriz olmasa da şaşırdığım bir gelişme oldu. Şaşırdım çünkü devir televizyon devri değil; internet devri. Bu devirde televizyon kanallarına yapılacak müdahaleyi çoğunluk umursamaz çünkü izleyen yok. Her birimiz elimizde akıllı telefonlarla günde beş altı defadan az olmamak üzere ne var ne yok diye sosyal medyaya girip akışları kontrol ediyor; paylaşımlarımızı yapıyoruz. Aslında telefonların bir önemi yok, cep telefonlarının menşei ekseri Uzakdoğu menşeili ve Amerikan şirketleri çıkışlı. Telefonların içindeki hemen her uygulama ise Amerikan teknoloji şirketleri kontrolünde. ABD başkanına yapılan bu muamele tüm dünyaya bir mesaj niteliğindeydi. Düşünün Facetime adlı uygulama 15 Temmuz gecesi durdurulsaydı bugün neleri konuşuyor olurduk?

Hilal Kaplan,Twitter üzerinden bir paylaşımda bulunarak önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde TwitterSayın Cumhurbaşkanının da hesabını askıya alacak, bütün bunlar bunun göstergesi dedi. Çok yanlış bir açıklamaydı. ABD basınında, Dışişleri Bakanlığımızın açıklamasıyla nasıl dalga geçildiğini, bizi neyle itham ettiklerini gördük ve hicap duyduk. Hilal Kaplan gibi yurtdışı basını tarafından hayli tanınan ve iktidara olan aşırı yakınlığından ötürü takip edilen bir gazeteci olmasından ötürü yazmış olduğu bu satırlar bizimle ilgili “seçimleri kaybetse de bırakmayacak bir iktidara” sahip olduğumuz algısını uyandırmaya yetecektir. Zaten İstanbul seçimlerinin ilkinde yaşanan sıkıntılar imajımızı zedelemişken, bizim sağından solundan, muhafazakârımızdan liberaline el ele verip dünyaya demokrasiden taviz vermediğimizi göstermemizin gerekliliği tartışılmazdır.

Kulislerde meclise demokratik katılımların artması için seçim barajının düşürüleceği dedikoduları hâkim. Denilenlere göre bir parti yüzde bir oranının üzerinde oy aldığı takdirde meclise temsilci gönderebilecek. Bu da demek oluyor ki yüzde 0,22 oy potansiyelini aşamayan Vatan Partisi hariç her parti meclise girebilecek. Tabi şaka yapıyorum. Neyse bu elbette güzel bir gelişme, altında ittifakları dağıtma amacı güdülmediği sürece alkışlanacak bir girişim olur. Diyelim ki ittifakları dağıtmak istediler, bugün Cumhur ittifakı karşısındaki nerdeyse tüm partiler parlamenter sistemi getirmek amacıyla seçim programları oluşturuyor. Ortak bir çerçevede buluşan partilerin bir iki milletvekili kazanmak için bireysel hareket edeceklerini düşünmek pozitif sonuç doğurmayacaktır.

İttifaklardan bahis açmışken, Gelecek Partisi ile Demokrasi ve Atılım Partisi kurulurken hayalimdeki yeni ittifakı yazmıştım. İYİ Parti, Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve Saadet Partisi bir ittifak; Ak Parti, MHP, BBP ve Vatan Partisi bir ittifak ve CHP’nin sol partilerle oluşturacağı bir ittifak seçimlerin oldukça renkli geçmesini sağlayacaktır. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de üç veya daha fazla adayla girilmesi yarışı daha demokratik bir zemine oturtma imkânı oluşturacaktır. İki adaylı bir aday için zemin henüz uygun değil.

***

Sularımız kuruyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ve dahi İsrail’e bile su veren ülkemiz artık kendine yetemeyecek pozisyona gelmek üzere. İsraf sadece yemekten, paradan vs. olmaz. En büyük israflardan biri su israfıdır. Dinimizde israfı engellemek için örnek teşkil etmesi için Peygamberimizin abdest alması örnek gösterilir. Covid sürecinde hijyene elbette önem vereceğiz ama hijyen için bol su değil yeterli su gereklidir. Hastalıktan ölmek kadar acı olan hatta daha da acısı olan açlıktan ölmektir. Açlık dediğimiz kavramın bize uzak olduğunu düşünmeyin. Açlık, kıtlığın sonucudur. Elinde para olması kıtlık karşısında işe yaramayacaktır. Sulama yetersizliği emin olun altı yedi ay sonra etkisini gösterecektir.

***

SMA hastası yavrularımız gündem olmaya devam edecektir ki etmelidir de. Büyük devlet olduğumuza inanıyorsak inancımızın gereğini yerine getirmeli ve teferruatlı bir program ile SMA hastalığıyla mücadele sürecini başlatmalıyız. Hem çocuklarımızı tedavi etmeli hem de genetik bir hastalık olan bu illetle mücadele için ebeveyn adaylarına bilgilendirmeler yapılmalıdır.

***

Köprü ve otoyol geçiş ücretlerine zam geldi. Zam yapılabilir bu normaldir ama uçak biletinin iki yüz lira olduğu bir güzergâhta dört yüz lira, beş yüz lira geçiş ücreti alınması anormaldir. Geçiş garantisi vererek iş de yapılabilir buna da itirazım yok. Geçiş garantisi veriyorsan sürümden kazanacaksın. Yapalım fiyatları elli lira vızır vızır araçlar geçsin. Maksat trafiği rahatlatmak ise neden halen bekliyoruz?

***

Boğaziçi üniversitesinde yapılan protestolar kapıya kelepçe vurulması ve terör örgütü sempatizanı grupların dahil olması haricinde dünyaya örnek olacak şekilde seviyeli gerçekleşiyor. Benim sohbet arkadaşlarımla da bir araya geldiğimizde sürekli dile getirdiğim usturuplu muhalefet dili kullanmanın önemidir.Boğaziçili öğrenciler işte bunu başarıyor. Tasvip etmediğimiz bir icraat için şiddete yahut şiddeti doğuracak eylemlere girişmek en büyük zararı memlekete verir. Atama usulüne gelince, bu atama sadece Boğaziçi üniversitesine mahsus bir şey değil. Hacettepe’de de ODTÜ’de de atamalar bu şekilde gerçekleşiyordu. Yanlış mı? Elbette yanlış fakat sadece bir üniversiteyi öteki kabul edip ona göre hareket etmek kesinlikle sonuç vermeyecektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.