“Densiz Senatör” hatırladınız mı? Durun ben size yardımcı olayım…

1999 yılının Ekim ayındayız… Dönemin başbakanı Karaoğlan Bülent Ecevit… Ecevit, Abdullah Öcalan’ın yakalanması akabinde Kıbrıs zaferinden beridir yakaladığı popülaritesinin zirvesinde… Başbakan sıfatıyla Amerika Birleşik Devletlerine yapılan ziyarette o meşhur fotoğraf karesi çekiliyor...

O gün Oval Ofisten çıkmadan önce bir senatör, Ecevit’in yanına geliyor. “Siz ABD‘ye muhtaçsınız, ancak ABD‘nin Türkiye‘ye ihtiyacı yok. Kredi ihtiyacınızın da olduğunu biliyorum. Kıbrıs sorununu çözün, istenenleri yerine getirin, size yardımcı olalım. Aksi takdirde hiçbir yere varamazsınız.” Ecevit’in bünyesi karşılaştığı iki ağır muameleyi artık kaldıramıyor ve Türkiye’ye gelince, iyileşemeyeceği hastalığın pençesine düşüyor. Gazete manşetlerinde “Densiz Senatör” başlıklarıyla tanımlanan kişi 59. ABD başkanlık seçimlerinin anketlere göre galibi olan Joe Biden.

Joe Biden, azılı Türkiye düşmanı olarak anılan bir politikacı. Çok genç yaşta senatoya giren Biden, Dış İlişkiler Komitesine de başkanlık yapmış birisi. Bunun yanı sıra uluslar arası ilişkilerde etkin belirleyici güce sahip “Council on Foreign” (Dış İlişkiler Konseyi) üyeliği de bulunmakta. Joe Biden, kendisini tanımlarken “ben bir Siyonistim, Siyonist olmam için Yahudi olmama gerek yok” ifadelerini kullanmıştır. Siyonistlerin Arz-ı Mevud’u gerçekleştirme gayreti içinde olduklarını biliyoruz. Bu bir komplo teorisi değil; bizzat inançlarının gereğini yerine getirme arzusudur.

Arz-ı Mevud’u gerçekleştirmek için Biden’ın, Dış İlişkiler Konseyi (CFR) Başkanı Leslie Gelb ile birlikte kaleme aldığı Biden-Gelb Planı’nda Irak Devleti, Kürdistan, Şiistan ve Sünnistan olmak üzere üç devletçiğe bölünüyordu. Planı inceleyen herkesin zihninde “acaba Suriye ve Türkiye ile ilgili de yapılan planlar var mıdır?” sorusu belirmektedir. Obama döneminde batı medyası tarafından “ABD’nin asıl başkanı Biden” denilmesinin gerekçesi, ABD dış politikasının tamamıyla Biden’ın kontrolünde olmasıdır. 1999 yılında Ecevit’in karşısında Bill Clinton’ın o şekilde oturmasını tavsiye eden Biden; yıllar sonra 2012 yılında Barack Obama’nın dönemin başbakanı Erdoğan ile telefon görüşmesinde elinde beyzbol sopasıyla poz vermesini de tavsiye etmiştir.

Son olarak Ağustos ayında ortaya çıkan ve ülke gündemini oldukça meşgul eden Biden’ın Türkiye açıklamalarını hatırlamakta fayda var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “otokrat” olarak tanımlayan Biden, darbe harici tüm yollarla Erdoğan’ı devirmek gerektiğini ifade etmiştir. Aralık ayında yapılan bu söyleşinin Ağustos ayına kadar gündeme getirmeyen ve gereken tepkiyi koyamayan kişilerin himayesi altındaki bürokrasiden dolayı, Biden’ın Amerika Birleşik Devletleri başkanı seçilmesi halinde ülkemizin zorda kalacağını söylemek çok da zor değil.

Trump, ABD siyaseti açısından ele alındığında başkan seçildiği seçimlere kadar siyaseten pek bir kariyeri olduğu söylenemez. Kendisi pek de başarılı olmayan eğitim hayatı sonrası müteahhit olan babasının yanında çalıştı. İlk büyük işini 1973 yılında New York’a 18 katlı 290 daireli gökdeleni inşa ederek başardı. Sonraki projelerinin tümünde yaptığı gibi, finansmanı devletten sağladığı vergi indirimi ve diğer ayrıcalıklarla (örneğin inşaat arazisinin kendisine ucuza bırakılması gibi) garanti altına alıyordu. 1975 yılında ise “Büyük Vurgun” da denilen projesini gerçekleştirdi. 10 milyon dolara, Grand Central Station (Büyük Merkez Garı) yakınındaki yıkık dökük Commodore otelini satın alıp 80 milyon dolar masrafla 1400 odalı ihtişamlı bir otel haline getirdi. O zamanlar New York ihtişamını kaybetmeye yüz tuttuğu için Trump’ın bu hamleleri New York belediyesince hayli desteklenmekteydi.

Trump, şov yapmayı seven medyatik bir iş adamı. Arada sarf ettiği sözlerle Nobel Barış Ödülüne aday gösterildi fakat alamadı. Sonra birden ABD başkanlığına giden yola girdi ve kazandı. Asıl Trump, başkanlık yaptığı dönemde ortaya çıktı. Göçmenlere yönelik aşırı sert tutumu, kutuplaştırıcı bir dil kullanması, ırkçılığa karşı net duruş sergileyememesi Trump’ın en çok eleştiri aldığı konular. Polis şiddetinden dolayı resmen işkence altında can veren George Floyd vakasından sonra Amerika’da yaşayan siyahiler topyekun olarak Trump’a cephe aldı.

Trump ile Türkiye ilişkilerinde ise özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan – Trump arasının geçmişten gelen samimiyetleri ön plana çıktı. Rahip Brunson vakası ile gerilen ipler Halk Bankası davasının görülmeye başlanmasıyla kopma noktasına geldi. Yine kamuoyundan gizlenmeye çalışılan içeriğinde burada yazmak istemediğim kadar ağır sözcükler içeren mektuptan sonra verdiğimiz tavizlerle ilişkiler yeniden normal seviyeye döndü.

Şunu demek istiyorum; Trump yapısı itibariyle agresif bir duruş sergiliyor. Karşısına aldığı kişi eğer alttan alırsa kimse Trump’ın gözünde ondan iyi değildir. Joe Biden ise yapısı itibariyle ABD gölge devletinin duruşunu sergiliyor. Trump, senatonun Türkiye aleyhine getirdiği tüm önergeleri reddeden kişi; Biden, Türkiye aleyhine önergeleri hazırlayan kişi. Tabi başkanlık makamına oturup politika uygulamakla başkan olmadan önce politika uygulamak fark edebilir. Bunu bize -Biden seçilirse eğer-zaman gösterecek.

Kısa Kısa

18 yıl… 18 koca yıl… 18 yıl önce dünyaya gelen bir genç bugün 18 yaşında ve eğer seçimler bu sene yapılacak olursa o genç ilk oyunu kullanacak. Geçenlerde Twitter’da Ak Parti Gençlik Kolları adına yapılan bir video çalışmasına denk geldim. Videonun içeriğinden ziyade altındaki yorumları görünce şok oldum. Gençlik, Ak Parti’ye oy verecek gibi durmuyor. Her yıl 18 yaşına giren milyonlarca gencin olduğu gerçeği göz önünde bulundurulursa seçim ne kadar erken yapılırsa aslında Ak Parti için o kadar iyi gibi duruyor.

***

İyi gibi demişken İYİ Parti’den de bahsedip bu haftalık burada bitirelim. İYİ Parti ve Gelecek Partisi, Ocak ayından beri gittikçe yükselen bir grafik çizen iki parti. İki partinin de birbirinden kıymetli genel başkanları vatandaş ile hemhal olma yolunda hızla ilerlemekte ve bu da vatandaş nezdinde oldukça kabul görmekte. Sonra birden, önce Gelecek Partisi teşkilatları içinde bir takım hizipçiler türedi. Durduk yere ana akım medyada istifa haberleri verilmeye başlandı. Asıl verilmeyen haber ise memleketin 81 ilinde de vatandaşın iktidar partisinden koparak Gelecek Partisine aktığı haberleriydi. Gelecek Partisi’nin bunu başarmasındaki sır başta Selçuk Özdağ Beyfendi olmak üzere teşkilatlanmayı sağlayan ekipteki sarsılmaz iradeden geliyor. Bu tarz suni gündemlerle uğraşılsaydı Gelecek Partisi bugün ülke gündemine yön vermeye başlayabilir miydi? İYİ Parti de aynı yolu izlemeli. Bu tarz olumsuzluklar her zaman olacaktır. Teşkilatlanma sağlam olduğu sürece teşkilatlarda çıkacak herhangi bir sorun önem teşkil etmeyecektir. Sorunsuz teşkilat yoktur;sorunsuz teşkilatımız var deniyorsa asıl orada sorun vardır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.