google-site-verification: google93004a1f8b19e30c.html

Trump'ın darbe denemesi geri tepti, ABD'nin gelenekleri, Kongrenin kararlılığı hukukun çiğnenmesine izin vermedi.

Trump'ın başkan seçilmesinden beri, ABD sistemi otoriter bir sistem olarak tanımlanıyordu. Biden ile birlikte bu imajın değişeceğine şüphe yok. Nitekim Biden, Başkanın kral olmadığını, hukukla bağlı olduğunu, ABD sisteminin kuvvetler ayrılığını esas aldığını söyledi.

Amerika'da, bizdeki gibi iktidardan emir alan bir yargı kurumu olsaydı, muhtemelen Trump hedefine ulaşacak, kaybettiği bir seçimi yargıçlar vasıtasıyla kazanacaktı. Ancak atadığı hakimler bile Trump'ın akıl ve hukuk dışı hırslarına geçit vermediler.

Ancak ABD sistemini ayakta tutan, otoriterleşme eğilimlerine karşı direnmesini sağlayan sadece kurumlar değil, Pence, Trump'ın yardımcısıydı, Kongre binasına yapılan baskına ilk karşı çıkanlardan biri o oldu. Trump'ın ekibinden birçok kişi baskını hukuka ve demokrasiye aykırı gördüğü için istifa etti. Trump adeta yalnız bırakıldı.

Bu, ABD sistemini ayakta tutan iki önemli mekanizmanın varlığına işaret ediyor, birincisi kuvvetler ayrılığı ve yargının bağımsız olması, diğeri ise kültürel boyut yani demokrasi kültürüdür. Cumhuriyetçi parti milletvekillerinin bile Trump'ın bu son hamlesine karşı çıkışı ancak bu ortak kültürle açıklanabilir. Bir ülkede demokrasiye bağlılık, parti veya lider sadakatinin önüne geçmedikçe orada otoriterleşmeyi, tek adam despotizmini engellemek kolay değildir.

İşte kuvvetler ayrılığı bunun için önemlidir. Yargı bağımsız olursa, siyasetin hukuk dışına savrulmasına, yönetenlerin diktatörleşmesine mani olur. Trump'ın birçok talebinin, yargı tarafından geri çevrilmesi  bu özgürlüğün sağladığı güvencenin sonucudur.

Seçimlere kadar Trump'ın şahsında kendi siyaset ve özlemlerinin yansımasını bulan birçok yazar ve siyaset adamı Trump güzellemesi yaptı. Mümkün olsa Türkiye'den Amerika'ya seçmen taşıyacaklardı. Kendilerini Trump'la o kadar özdeşleştirdiler ki seçim sonrası kendileri kaybetmiş gibi büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar.  Siyasi iktidarın kaderini ABD seçimlerine bu kadar  bağlamak -bağımsızlık ve millilik- iddialarını da gölgeliyor. Sonuçların açıklanmasından hemen sonra duruma uyarak yapılan Biden güzellemeleri ise tam bir ikiyüzlülüktü. Hele ABD'nin bir kurumlar ve kurallar devleti olduğunu unutup, Biden ile çay içmişliğimiz vardır,diyerek ABD ile ilişkilerin çay-pasta veya kişisel ilişkilerle yürütüleceğini sanmak tam bir gafletti.

Biden, kendi döneminin ABD'sinin nasıl olacağını Trump darbesinin püskürtülmesinden sonra, "Başkan kesinlikle kanunların üzerinde değildir. Yargının işi başkanın emirlerini yerine getirmek değildir. Biz Adalet Bakanlığı’nın bağımsızlığını yeniden sağlayacağız. Adalet bakanlığında çalışanlara söylüyorum , siz benim için çalışmayacaksınız, sizin hukukunuz, kanununuz, bu ülkenin halkı içindir," diyerek açıkladı.

Bu sözler,  Biden'in, Trump'ın aksine demokrasi ve hukuk çizgisinde yürüyeceğini gösteriyor. Bu hassasiyet, ABD'nin diğer ülkelerle ilişkilerinde belirleyici olur mu, onu zaman gösterecek. ABD dış ilişkilerinde, demokratik değerlerden ziyade hep ülke çıkarlarını düşünerek hareket etti. Kendi coğrafyasında gösterdiği demokrasi duyarlılığını, başka coğrafyalar için göstermedi. Demokrasiyi bazen de, ABD'nin emperyalist hedeflerinin aracı yaptı. Biden, bu politikayı değiştirir mi,  göreceğiz. Herhalde bir çoklarını korkutan da bu olmalı, ABD'nin diplomatik münasebetlerinde demokrasiyi öne alması...Çünkü demokrasi, şeffaflık, hukukun üstünlüğü, oturduğu koltuğu kirletenlerin en büyük korkusudur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.