Birinci dünya savaşından sonra istiklalini koruyan Müslüman ülkeler, Türkiye, İran ve Afganistan’dır.

Ülkemiz bağımsızlığını korumak için yokluklar ve zorluklar içinde mücadele vermiştir.

Anadolu’da yakılan İstiklal ateşi her gün biraz daha alevlenmiş ve nihayetinde bugün üzerinde yaşadığımız coğrafyada bir devlet kurulmuştur.

İstiklal mücadelesi sadece ülkemizi parçalara bölerek paylaşan devletlere karşı verilmemiştir.

İstanbul hükümetine inanan insanlarımızın Kuvay-ı Milliye hareketlerine karşı isyancı gözüyle bakılmasının yanı sıra, Osmanlı tebasından olan bazı Ermeni ve Rumlar tarafından mukavemet görmüş, yer yer bu unsurlarla silahlı çatışmalar yaşanmıştır.

Nihayetinde yeni devlet kurulmuş ve rejimin adı da Cumhuriyet olarak ilan edilmiştir.

Cumhuriyet fikri bize batıdan gelmiştir.

Yani savaş meydanında yendiğimiz ülkelerden...

Türkiye Cumhuriyetini kuran irade, saltanatla bir yol alamayacağımızı gördüğünden yeni bir rejim ve yeni devlet anlayışını inşa etme çabasına girmiştir.

Bu çabanın adı “Muassır medeniyete ulaşma” olarak konulmuştur.

Muassır medeniyet batının ürettiği; beşeri sistemleri, hukuku, üretim biçimini, sanayiyi, medeni kanunu, bilimsel çalışmaları esas almak vs. demekti.

Aslında bu yöneliş, bizim için yeni değildi.

Osmanlının son döneminde bu yönde ciddi adımlar atılıyordu.

Osmanlı yönetimi, bu süreci sadece modern yaşam ve teknik gelişme olarak bakıyordu.

Bu sebeple, yapılan yenilikler toplumda fazla tepki çekmiyordu.

Gerçi tarihimizde 2.Mahmut yaptığı yeniliklerden dolayı “Gavur padişah” ilan edilmiş, 31 Mart vakası ve benzeri hadiseler yaşanmamış değildi.

Ama Osmanlı yönetimi, Cumhuriyetimizin yöneticileri kadar katı ve itirazlara karşı ceberrut değildi.

Her neyse, konumuz bu değil.

Şimdi Cumhuriyetin 97.yılında artık bunlar üzerinden siyaset yapmanın bir gereği yok.

Zaten toplumda da karşılığı yok.

Şimdi önümüze bakmamız lazım.

Tarih, bizim tarihimiz ve bugüne kadar elde ettiğimiz kazanımlar bizim kazanımlarımız.

Cumhuriyetimizin ilk yılları ne birilerinin iddia ettiği gibi “Saadet yıllarıdır” ne de diğerlerinin iddia ettiği gibi “Zulüm yıllarıdır.”

Bu kavgayı sürdürmenin ve bunun üzerinden siyaset üretmenin anlamı yok.

O yılları “Zulüm yılları” gibi görenler bile bugün, Cumhuriyetin en güçlü özelliği olan “Eşit yurttaşlık ve söz söyleme hakkı” talep etmektedir.

Bu talep önemlidir.

Bu talep, devleti vatandaşa teslim etmektir.

Bir sınıf, zümre, etnik veya dini kesimlere, bir ailenin tahakkümüne geçmesine engel olma arzusunun ifadesidir.

Garip olan şudur; dün demokrasi, hukuk, adalet, eşitlik, özgürlük talep edenler, bugün fütursuz bir şekilde devlet gücünü kullanmakta, hiçbir yere hesap vermek istememektedir.

Bu fütursuzluğu da seçilmiş olmalarına hamletmekte, Milli İrade gereği diyerek meşrulaştırmak çabası göstermektedir.

Oysa, milli İradenin tecelli yeri “Millet Meclisidir” o mecliste sadece iktidar değil, cumhurun muhalif temsilcileri de vardır.

Yani “Milletin evi” Beştepe değil, TBMM’dir.

Beştepe’de var olan saray, ancak yürütmenin mekanıdır.

Millet adına siyaset yapmak için kurulan, özellikle yeni partiler bütün toplumsal kesimlere hitap edecek program ve söylemlere yaslanmalıdır.

Gelecek Partisi bu anlamda ortaya koyduğu “Kapsayıcı, Özgürlükçü, Demokrat” tutumunu sadece söylemde değil, kurumsal çalışmalarında, kadrolarında da göstermelidir.

Türkiye siyasetini esir alan parti içi gruplaşmalardan kesinlikle uzak durmalıdır.

Değişik etnik, dini, ideolojik, felsefi, siyasi anlayışa sahip olanların alan kavgası verdiği arenaya dönüşmemelidir.

Hiçbir yönetici partiyi mahallesinin değerlerinin taşıyıcı lokomotifi olduğu iddiasında bulunmamalıdır.

Taşıyıcı lokomotif, yola çıkarken belirlenen ve her bir kurucunun altına imzasını koyduğu programda yazan, “Kapsayıcı, Demokrat, Özgürlükçü” değerlerdir.

Türkiye artık grup asabiyesinden kurtulmalı, geleceğini geçmişe değil, geleceğe bakarak kurmalıdır.

Ülkemizde var olan hiçbir dini, etnik, felsefi, mezhebi, siyasi grup tek başına Türkiye’yi geleceğe taşıma potansiyeline sahip değildir ve daha önemlisi hiçbir grup bir diğerine “Al sen ülkeyi istediğin gibi yönet” dememekte ve demeyecektir de.

O halde, yapılması gereken hep birlikte neyi nasıl yapacağımızı “Bagajlarımızdan” kurtularak belirlemektir.

Gelecek Partisi Genel Başkanı ve kadroları bu imkanı bize sunmaktadır.

En azından söylem olarak böyle.

Çizilen bu çerçevenin korunması için herkes çaba göstermeli, gayret etmelidir ki, milletimiz geleceğe umutla bakabilsin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.