Öne Çıkanlar parti Macron

Demokrasinin 60 yıllık kara lekesi: '27 Mayıs'

1913 Bab-ı Ali Baskını... 22 Şubat Ayaklanması...12 Mart 1971 Muhtırası...12 Eylül 1980 Askeri Darbesi...28 Şubat Süreci...27 Nisan e-muhtırası...15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi.... Türkiye'nin utanç tarihinin rakamları... 27 Mayıs Darbesi de bugün 60. yılında kara bir leke olarak anılıyor.

15 Temmuz 2016 kanlı ve hain darbe girişimi ne yazık ki 'tam da' bitti denilen bir anda 21. yüzyılın 'yeni' dünyasında kendini göstermiş, zihinlerine kazınan kanlı görüntülerle darbenin ne olduğunu, neden yapıldığını 2016 Türkiye'sine ve yeni nesle sorgulatmaya başlamıştı. 

Türk Dil Kurumunca sözü edilen kelime; "Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükûmeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi" olarak tanımlanmaktadır.


Kısa bir tabirle özetlemek istersek darbe, silahlı kuvvetlerin yönetime el koymasıdır. Bu hareket, silahlı kuvvetlerin demokrasi yönetiminin karşıtı olduğunun bizzat göstergesidir. Yönetiminde demokrasi olgusunu barındırmayan ülkelerin daima gerilemeye mahkum kaldığı düşünülecek olursa ülkenin kaderini son derece olumsuz etkileyecek olan bir durumdur. 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduktan sonra aralıklarla darbeler olmuştur. Bunun altında yatan en ciddi sebep ise 1934 tarihli TSK’nın İç Hizmetler Kanunu’nun 35.maddesidir. Bu madde TSK’nın görevini şöyle tanımlar:
 “Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.”
Asıl görevi devleti dış düşmanlara karşı korumak olan TSK, ülkenin siyasi gidişindeki dalgalanmalar nedeniyle kendisini iç düşmanlar karşısında da görevli hisseder ve mevcut iktidara müdahaleyi kendinde hak görür. 13/7/2013 yılında yapılan bir değişiklik ile TSK İç Hizmetler Kanunu  Madde 35:
 "Silahlı kuvvetlerin vazifesi; yurtdışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askeri gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, TBMM kararıyla yurtdışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır."
Madde 36:
  “Silahlı Kuvvetler, harp sanatını öğrenmek ve öğretmekle vazifelidir. Bu vazifenin ifası için lazım gelen tesisler ve teşkiller kurulur ve tedbirler alınır.”
şeklinde düzenlenir.

Ülkede darbe hareketini küstahça gerçekleştiren kişiler neden gerçekleştirdiğiyle ilgili belirli bahanelerin arkasına sığınmaktadır. Bu bahaneleri mercek altına alacak olursak, "Hükumetlerin, ekonomik, sosyal ve siyasi sorunları çözmekte başarısız oldukları iddiası, askeri darbelerin başlıca sebebi olarak gösterilmektedir. Sebepler ne olursa olsun, demokrasi her zaman işlevini korumalı, bir siyasi parti liderini devirmek ancak ve ancak irade ve seçim yoluyla gerçekleşmelidir, aksi tüm girişimlerin ülkeye verdiği zarar açıkça 'vatana ihanet' başlığında değerlendirilebilir. 

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1923 yılından bugüne ülkemizde; darbe, darbe girişimi, muhtıra, e-muhtıra olmak üzere toplamda 8 olay meydana geldi.

Türkiye tarihine gölge düşüren o darbe girişimleri ve darbeler şunlar:

- 27 Mayıs 1960 Darbesi
- 22 Şubat Ayaklanması
- 12 Mart 1971 Muhtırası
- 12 Eylül 1980 Darbesi
- 28 Şubat 1977 Süreci
- 27 Nisan 2007 E-Muhtırası
- 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi

 

1946 yılında demokratik seçimlerle çok partili düzene geçen Türkiye'de ki İlk Darbe 27 Mayıs 1960 Darbesi... Türkiye'nin siyasi ve sosyal hayatını yeniden dizayn eden 26 Mayıs sürecine gidecek olursak;

1950 seçimleriyle iktidara gelen DP, CHP nin 23 yıllık iktidarına son vermiştir. İstanbul vekili Menderes 19.hükümeti kurmuştur ancak 8 Mart 1951 tarihinde istifa etmiştir. 20. Hükümeti kuran Menderes DP Genel Kongresinde yeniden Genel Başkan seçilmiştir. 25 Aralık 1952 de laiklik karşıtı olduğu söylenen Said Nursi’nin davası Samsun’da başlamıştır.
8 Mart 1953 de “ Atatürkçü düşünceye zarar vermek ve dini siyasete alet etmek suçlamasıyla Millet Partisi durdurulmuştur. 1954 de ise mahkemede MP nin dini karakterde olduğu kanısına varılarak kapatılmasına karar verilmiştir. 17 Mayıs 1954 de yapılan seçimde 489 vekil kazanan Menderes 21.Hükümeti kurmuştur. 1955 'de DP Genel Başkanlığına tekrar seçilen Adnan Menderes’e parti içinden karşıt sesler çıkmaya başlamış ve muhalif görülen 9 vekil partiden ihraç edilmiştir. 

10 vekilde istifa edince parti içinde tartışmalar başlamış ve Sıtkı Yırcalı, Hasan Polatkan, Fatih Rüştü Zorlu bakanlık görevlerinden istifa etmişlerdir.İstifaların sonrasında kabinenin istifası gündeme gelince Adnan Menderes, Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a hükümetin istifasını sunmuştur.

9 Aralık 1955 tarihinde Adnan Menderes, Cumhurbaşkanı  Celal Bayar’ın verdiği yetkiyle  22. hükümeti kurmuştur. 22. Hükümetin ömrü de 1957 seçimlerine kadar sürmüştür. 1957 seçimlerinden sonra Adnan Menderes 25 Kasım 1957 de 23.Hükümeti kurmuştur.

26 Aralık 1957’de darbe planlaması yaptığı iddia edilen subaylar Kurmay Binbaşı Samet Kuşcu tarafından ihbar edilir ve Kuşçu dahil hepsi tutuklanır.26 Mayıs 1958’de başlayan ve 6 ay süren yargılamalar sonunda 8 subayın beraatine, Kuşçu’nun ise orduya isyana teşvik suçundan 2 yıl hapsine karar verildi.
1958 meclis konuşmasında DP’nin CHP’ye gözdağı vermesi üzerine CHP’den “CHP; Cumhuriyetin ve hükümetin koruyucusu olduğu için demokrasinin en büyük garantörüdür” açıklaması gelmiştir.

DP iktidara geldikten sonra ezanın, Arapça okunmasına izin vermiştir. Bu durum başta ordu ve bu karara muhaliflerin tepkisini üzerine çekmiş “Cumhuriyetçi yapıyı yıkmak ve Cumhuriyete ihanetle suçlanmasına” sebep olmuştur. Menderes bu suçlamalara tepki olarak İsmet İnönü'nün paralara basılan fotoğrafını çıkarmıştır.

17 Şubat 1959’da Londra’ya hareket eden Menderes’in uçağı Gatwick Havaalanı yakınlarında düşmüş, 14 yolcu hayatını kaybederken Menderes yaralı kurtulmuştur.
1960 yılına gelindiğinde partiler arası karşıtlık iyice artmıştır.Yayın Yasağı, siyasi faaliyetleri takip ve onlarla ilgili karar alma gücüne sahip Tahkikat Komisyonunun (TK) kurulması ortamı iyice germiştir.

18 Nisan 1960’da mecliste konuşan İsmet İnönü:  “Eğer insan hakları yürütülmez, vatandaş hakları zorlanırsa, baskı rejimi kurulursa ihtilal behemehal olur…beni dinleyin biz böyle bir ihtilal içinde bulunmayız. Böyle bir ihtilal bizim dışımızda bizimle münasebeti olmayanlar tarafından yapılacaktır. …bu yolda devam ederseniz ben de sizi kurtaramam” der.

5 Mayıs 1960’da Ankara Kızılay’da Harbiyeli öğrenciler gösteri düzenlemiştir. Olayları bastırmak, öğrencileri sakinleştirmek için giden Adnan Menderes sert bir tavır takınmıştır  ve olayların daha da kızışmasına sebep vermiştir. 
 
Harp Okulu içinde de ayaklanmalar olmuş, bu da ordunun bir kesiminin DP’yi desteklemediğini göstermiştir. 22 Mayıs’da  Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından haberleşme ve kişiler arasındaki toplantılara yasak getirilmiştir. 25 Mayıs’da Başbakana TK tarafından teslim edilen raporda:
 

“CHP’nin kaos yaratarak iktidara gelmeyi amaçladığı, Türk Milletine önereceği hiçbir şey kalmadığı için adım adım kanun dışı yolları zorlayarak gayri meşru zeminlere kaymanın CHP’nin iktidara gelmek için kullanabileceği tek yol olduğu, bu nedenle 1957 seçimlerinden sonra ayaklanma ve isyan stratejisini uygulamaya koyduğu” şeklindedir..

27 Mayıs 1960 sabahı general ve subaylardan oluşan 38 kişilik komite tanklarla beraber Albay Alparslan Türkeş tarafından radyoda okunan bildiri ile hükümete el koyduğunu bildirmiştir.

“Sevgili Vatandaşlar,
Bugün demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini ele almıştır. Bu harekata Silahlı Kuvvetlerimiz; partileri içine düştükleri uzlaşmaz durumdan kurtarmak ve partiler üstü tarafsız bir idarenin nezaret ve hakemliği altında en kısa zamanda adil ve serbest seçimler yaptırarak idareyi, hangi tarafa mensup olursa olsun, seçimi kazananlara devir ve teslim etmek üzere girişmiş bulunmaktadır. Girişilmiş olan bu teşebbüs, hiçbir şahsa veya zümreye karşı değildir. İdaremiz, hiç kimse hakkında şahsiyata müteallik tecavüzkar bir fiile müsaade etmeyeceği gibi, edilmesine de asla müsamaha etmeyecektir. Kim olursa olsun ve hangi partiye mensup bulunursa bulunsun, her vatandaş; kanunlar ve hukuk prensipleri esaslarına göre muamele görecektir. Bütün vatandaşların, partilerin üstünde aynı milletin, aynı soydan gelmiş evlatları olduklarını hatırlayarak ve kin gütmeden birbirlerine karşı hürmetle ve anlayışla muamele etmeleri, ıstıraplarımızın dinmesi ve milli varlığımızın selameti için zaruri görülmektedir.Kabineye mensup şahsiyetlerin, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sığınmalarını rica ederiz.Şahsi emniyetleri kanunun teminatı altındadır. Müttefiklerimize, komşularımıza ve bütün dünyaya hitap ediyoruz. Gayemiz, Birleşmiş Milletler Anayasası’na ve insan hakları prensiplerine tamamen riayettir. Büyük Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” prensibi bayrağımızdır. Bütün ittifaklarımıza ve taahhütlerimize sadığız. NATO ve CENTO’ya inanıyoruz ve bağlıyız. Düşüncemiz “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh”tur. Milletimizin bir zarara uğramayacağı delaletinde sabır ve ihkamla tebessür etmeleri beklentilerimiz arasındadır.”
                       

10 Yıllık Demokrat Partisi  yönetimi sırasında darbeyi hazırlayan sebepler şunlar denilebilir:

-İktidara geldiği ilk yıllarda ezanı Arapça okunmasına izin verilmesi ve radyolardan Kuran okunmaya başlaması “Atatürk Devrimlerine karşı bir eylem” olarak algılanmıştır.
-Vatan Cephesinin oluşturulması ve Vatan Cephesine katılanların listesinin her gün düzenli olarak devlet radyosundan ilan edilmesi.
-Askerlerin ekonomik durumlarında meydana gelen kötüleşme ciddi bir hoşnutsuzluk yaratması.Apartmanların bodrum katları subay katları olarak anılmaya başlanması. 
 Kurulan Milli Birlik Komitesinin başına geçen  KKK Cemal Gürsel  aynı zamanda kurulan yeni hükümetin de başına getirilmiştir. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve beraberindeki 150 kişi tutuklanarak Yassıadaya gönderilmiştir. 14 Ekim 1960’da başlayan davalar, 15 Eylül 1961 sonuçlanır. Tutuklular vatana ihanet, meclis iç tüzüğünün değiştirilmesi, Kırşehir’in ilçe yapılması CHP’nin mallarına el konulması gibi bir takım suçlardan dolayı suçlu bulunmuşlardır.

Yassıada duruşmalarında 6-7 Eylül olaylarından da DP sorumlu tutulmuştur. Celal Bayar, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Fuad Köprülü, İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay, Emniyet Müdürü Alaaddin Eriş, İzmir Valisi Kemal Hadımlı, Selanik başkonsolosu Mehmet Ali Balin ve diğerleri Selanik’te Atatürk’ün evini bombalanması ve Rum halkının evlerinin yağmalanmasından sorumlu tutulmuşlardır. Bu suçlamalarda Celal Bayar beraat ederken Adnan Menderes ve Zorlu 6 yıl, diğer isimler ise 4’er yıl hapis cezası almışlardır.
Diğer dava ise Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın “Vinileaks” şirketine Türkiye Vakıflar Bankasından haksız kredi verildiği ve 110 bin lira rüşvet aldığı iddiasıdır. Duruşmada Menderes ve Polatkan suçlu bulunarak 7 yıl ağır hapis ile cezalandırılır.Ayrıca Adnan Menderes, bazı bakanlar ve Basın Yayın ve Turizm Genel Müdürü olan Altemur Kılıç devlet radyosunu parti için kullanmakla suçlanmışlardır.

Mahkemeler son bulduğunda 15 sanık idam cezası almıştır. Bu isimler sırasıyla Celal Bayar, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan, Refik Koraltan, Rüştü Erdelhun, Agah Erozan, İbrahim Kirazoğlu, Ahmet Hamdi Sancar, Nusret Kirişoğlu, Bahadır Dülger, Emin Kalafat, Baha Akşit, Osman Kavrakoğlu, Zeki Erataman. İdam cezalarından Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan 16 Eylül 1961 tarihinde sabaha karşı ve Adnan Menderes ise 17 Eylül tarihinde 13:30 sularında idam edilmişlerdir. Bütün ceza muhakemelerinde idamlar sabaha karşı yapılırken Menderes öğleden sonra idam edilmiştir. Çünkü o sıralarda Türkiye yabancı devletler tarafından idamlardan vazgeçilmesi yönünde telkinler almaktadır. Üç idamın ardından ABD Başkanı Kenedy ve II. Elizabeth’in uğraşlarıyla diğer mahkumların idam cezaları müebbet hapse çevrilmiştir.

Milli Birlik Komitesi (MBK)

7 Mayıs 1960’tan, seçimlerin yapılarak normal yaşama geçildiği 15 Ekim 1961 yılına kadar geçen süre, askerin Millî Birlik Komitesi (MBK) eliyle cunta olarak iktidarda olduğu dönemdir. Bu dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin anayasal bütün hak ve yetkileri 38 subaydan kurulu MBK’nin eline geçti. MBK ülkeyi yayımladığı tebliğlerle askeri cunta olarak idare etmiştir.

3 numaralı Tebliğ ile her türlü siyasi parti neşriyat ve faaliyetleri, gösteri yürüyüşleri ve her türlü toplantı yasaklanmıştır. MBK faaliyetlerinin aksamaması için telsiz ve telefon görüşmelerini kısıtlayan 4 ve 5 numaralı Tebliğlerden sonra, ordunun görevini açıklayan 6 numaralı Tebliğ yayımlanmıştır. 6 numaralı Tebliğin ilk fıkrasında,

“Türk Ordusu bir kere daha tarihi bir vazife karşısında bulunuyor. Bu vazife; dâhilde memleketi buhran ve felakete sürüklemek isteyen hırslı politikacıların elinden kurtarmaktır”demektedir.

Aynı şekilde 13 ve 32 numaralı Tebliğlerde bu darbenin yapılış gerekçeleri şöyle yer bulmuştur:

“Biz vatandaşları birbirine düşürecek bir kardeş kavgasını önlemek için bu işe giriştik”. “Millî İnkılâp, hiçbir şahsın, hiçbir zümrenin lehine yapılmış bir hareket değildir. Muhterem halkımızın, köylü ve işçilerimizin demokrasiye kavuşması, hak ve hürriyetinin teminatı, iktisadi kalkınması, ana prensibimizdir. Vatandaşların hususi işlerinde ve her türlü çalışma yerlerinde, kardeşlik duyguları ve huzur içinde bulunmaları esastır.”

İsmet İnönü'nün Mebusevleri Ayten sokak (no. 22)'taki evi de koruma altına alınmıştır.

MBK üyelerinden Muzaffer Karan ve Fikret Kuytak öteden beri CHP genel sekreteri İsmail Rüştü Aksal ile temas halindeydiler. Darbeden sonra bunlarla aynı grubu oluşturan Refet Aksoyoğlu, Suphi Gürsoytrak ve Ahmet Yıldız ile birlikte CHP ile irtibatlı olarak çalışmışlardır.

"İsmet Paşa, gerdeğe girecek bir delikanlı gibi iktidar için sabırsızlanıyor." (Cemal Gürsel)

CHP'deki atmosferi "Aman ne iyi, asker geldi memkeleti kurtardı" olarak tanımlamıştır.

Onar Komisyonu

27 Mayıs sabahı, askerler; İstanbul Üniversitesi'nden Sıddık Sami Onar, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Naci Şensoy, Ragıp Sarıca, Tarık Zafer Tunaya, Hüseyin Nail Kubalı ve İsmet Giritli'yi askerî bir uçakla Ankara'ya getirmişlerdir.

28 Mayıs günü komisyona Ankara'da iştirak eden Muammer Aksoy, İlhan Arsel ve Bahri Savcı ile birlikte yeni bir anayasa taslağını hazırlamak için çalışmalara başlamışlardır. Başkanlığına getirilen Sıddık Sami Onar'ın adıyla "Onar Komisyonu" olarak anılmıştır.

"Hürriyet Şehitleri"

Millî Birlik Komitesi, DP'liler hakkında daha sonradan doğru olmadığı anlaşılan bazı haberler yaymaya başlamıştı. MBK, Demokrat Partililerin yurtdışına kaçarken yakalandığını ve beraberlerinde 12 uçak dolusu altın, mücevherat ve parayı kaçırmakta iken yakalandığını iddia etti.[86] Komite ayrıca 28 Nisan-27 Mayıs 1960 arasında yüzlerce gencin öldürüldükten sonra kamyonlarla mezarlıklara getirilip gizlice gömüldüğünü ve bir kısmının hayvan yemi yapılan makinelerde kıyılarak toz haline getirildiğini öne sürmüş ve bu gençler "Hürriyet Şehitleri" olarak adlandırılmıştır.

2 Haziran 1960'ta İstanbul Üniversitesi rektörü Sıddık Sami Onar, Üniversitesi Yönetim Kurulu'nun memleketi hürriyete kavuşturmak için şehit düşenler adına anıt inşa etmeye karar verdiğini açıklamıştır. 3 Haziran'da MBK Hürriyet Şehitlerimizin tespiti işine Silahlı Kuvvetlerimizin idareyi aldığı andan itibaren ehemmiyetle devam edilmektedir. diyen bir tebliğ yayınlamıştır.

Fakat gençlerin cesetleri hiç ortaya çıkmayınca, 9 Haziran'da Sıddık Sami Onar Naaşları belki bulamayacağız ama ölülerimiz vardır. diye konuşmuştur. 10 Haziran'da 28 Nisan olayının kurbanı Turan Emeksiz, tanktan düşerek ezilen İstanbul Lisesi öğrencisi Nedim Özpolat, 27 Mayıs'ta kaza kurşunuyla ölen Harp Okulu öğrencisi Teğmen Ali İhsan Kalmaz, Ersan Özey ve Sökmen Gültekin'in naaşları Anıtkabir'deki "Hürriyet Şehitliği"ne nakledilmiştir.

MBK üyelerinin kimlikleri 18 Haziran 1960'ta açıklanmıştır. Yurt dışında bulunan gizli komite mensupları Dündar Seyhan, Talat Aydemir, Sadi Koçaş komiteye girmemişlerdir.

Yassıada

27 Mayıs sonrasında Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Başbakan Adnan Menderes, hükûmet üyeleri ve aralarında Millî Mücadele'nin önemli komutanlarından Ali Fuat Cebesoy'un da olduğu Demokrat Parti milletvekilleri, parti yöneticileri, asker ve bazı üst düzey kamu görevlileri tutuklanarak Yassıada'ya götürüldü. Burada tutuklulara ağır işkence ve kötü muameleler yapıldığı iddia edildi.

Kötü muamele, işkence ve intiharlar

İşkence ve kötü muameleler neticesinde Cemil Keleşoğlu ve Namık Gedik'in intihar ettiği ileri sürüldü. Hatta DP avukatlarından Hüsamettin Cindoruk, Namık Gedik'in intiharının dahi şüpheli olduğunu iddia etti:

"Namık Gedik'in intiharında fiziki zorluk var. Çift camlı bir odada yatağın üzerinden atlayıp çerçevelere çarpmadan camları kırabilmek için Hezarfen Ahmet Çelebi olmak lazım. Olabilirliği çok zor ama tek şahit Ethem Menderes. Bir de cüsseli biri, atletik yapılı değil. Namık Bey'in ailesi intihar olayına hiç inanmadı."

Yassıada tutuklularından eski DP milletvekili Gıyasettin Emre, başına gelenleri şu şeklide anlatır:

Askerî havaalanında uçaktan indiriliyoruz. Sille tokat, tekme, küfür... Yemekte konuşamıyorduk. Konuştuğu için dayak yiyen çok oldu. Her sabah kumlu pırasa, akşam da taşlı fasulye veriyorlardı.

Tutukluluk süresinde; Yusuf Salman, Lütfi Kırdar, Gazi Yiğitbaşı, Yümnü Üresin, Nuri Yamut ve Kenan Yılmaz hayatlarını kaybettiler.

Yargılamalar

Adnan Menderes idam edilen ilk ve tek Türkiye Başbakanı'dır. 14 Ekim 1960'ta başlayan Yassıada davaları, 11 ay 1 gün sürdü. 203 gün davalara bakıldı, 872 oturum yapıldı.

19 davaya bakıldı, 1068 tanık dinlendi ve yargılamalar hükmün açıklandığı 15 Eylül 1961 tarihinde son buldu.

'Köpek Davası'

 Sivil ve askerlerden oluşan Yassıada mahkemelerinde yargılanan siyasîler; vatana ihanet, kamu fonlarının kötüye kullanımı, Kırşehir'in ilçe yapılması, meclis iç tüzüğünde yapılan değişiklik, Meclis oturumlarının yayına engel olunması, CHP'nin mallarına el konulması, Tahkikat komisyonu oluşturmak, hakim teminatı ve mahkeme bağımsızlığının ihlali gibi konularla toplam 19 dava açıldı, davalar anayasayı ihlal davasıyla birleştirildi. Bu bağlamda 14 Ekim'de ilk dava "Köpek Davası"dır. Davanın sanıkları Celâl Bayar ve Nedim Ökmen'dir. Konusu ise bir köpeğin değerinden fazlasına Atatürk Orman Çiftliği'ne satılmasıdır. TCK'nın 209. maddesine göre 5 yıl hapis ve ömür boyu memuriyetten mahrumiyetleri istendi. Bayar'ın savunması Millî Mücadele yıllarında gösterdikleri yardımlardan dolayı bu parayla Bursa'daki Umurbey köyüne çeşme yaptırdığı yolundadır.

Yassıada spor salonunda gerçekleştirilen ikinci davanın konusu 6-7 Eylül Olayları'nın DP hükûmetince çıkartıldığına dair suçlamadır.[97] Celâl Bayar, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Fuad Köprülü, İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay, Emniyet müdürü Alaaddin Eriş, İzmir Valisi Kemal Hadımlı, Selanik başkonsolosu Mehmet Ali Balin ve diğerleri Selanik'te Atatürk'ün evinin bombalanması ve Rum azınlığın evlerinin yağmalanmasının organizasyonunu yapmakla suçlanıp, 5 ile 10 yıl ağır hapis, kamu hizmetlerinden sürekli men cezası istenildi. Savunma Türk hükûmetinin tertip etmesi asla doğru değildir denilerek yapıldı.[98]Bayar beraat ederken, Menderes ve Zorlu 6 yıl hapis, diğerleri 4 ay hapis cezası aldı.

Bir sonraki dava "Bebek Davası" olup sanıklar Adnan Menderes ve Fahri Atabey'dir. Cemal Gürsel tarafından gizli celse olarak yapılması istense de açık olarak yapılmıştır. Ayhan Aydan'dan olan bebeğini Fahri Atabıyık'ı azmettirerek öldürtmek suçundan her ikisine 5 ile 10 yıl ağır hapis istenir[96] Ayhan Aydan ve Menderes dava sırasında ilişkilerinin ve bebeklerinin olduğunu fakat doğum sırasında öldüğünü belirtirler. Dava sırasında savcı bir kadın külotunu gösterip, kimin giydiğini ve başbakanlıkta unuttuğunu sorar. Adnan Menderes'in avukatı Burhan Apaydın'ın müdahalesi ile olay kapanır. Beraatlerine karar verilir.

Bir sonraki dava "Vinilex Davası"'dır. Maliye bakanı Hasan Polatkan'ın şirkete usülsüz kredi sağladığı ve bunun üzerine 110 bin lira rüşvet aldığı iddia edilmiştir. Adnan Menderes ve Hasan Polatkan'ın nüfuzlarını kullanarak "Vinileks" firmasına Türkiye Vakıflar Bankasından kredi verdirmekle suçlanmışlardır. Adnan Menderes tarafından kurulan bu Bankanın 27 Mayıs darbesine kadar Umum Müdürlüğü'nü yapan ve 1961 seçimlerinden sonra tekrar aynı Bankanın Genel Müdürlüğüne getirilecek olan Sabahattin Tulga yaptığı savunmada krediyi, suni deri imal ederek ithal ikamesi yapacak bu firmanın karlı olacağına inandıkları için verdiklerini; nitekim darbe sonrası işbaşına gelen yeni Banka yönetiminin de aynı firmaya ilave kredi vererek bu firmanın kredi limitini iki misli artırdığını belirtmiştir. Buna rağmen bu mahkeme Menderes ve Hasan Polatkan'ı bu davadan da suçlu bulmuştur. Polatkan 7 yıl ağır hapis ve memuriyetten men cezası alırken, şirket yetkilileri de ceza almışlardır.

Bu duruşmalarda açılan bir diğer dava radyo davasıydı. Adnan Menderes, bazı bakanlar ve Basın Yayın ve Turizm genel müdürü olan Altemur Kılıç hakkında radyoyu parti organı haline getirdikleri yolunda açılmıştır.

Yüksek Adalet Divanı 15 sanığı idam cezasına çarptırdı. Celâl Bayar, Adnan Menderes, eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan oybirliğiyle, eski T.B.M.M. Başkanı Refik Koraltan, eski Genelkurmay başkanı Rüştü Erdelhun, Agah Erozan, İbrahim Kirazoğlu, Ahmet Hamdi Sancar, Nusret Kirişçioğlu, Bahadır Dülger, Emin Kalafat, Baha Akşit, Osman Kavrakoğlu, Zeki Erataman oy çokluğuyla ölüm cezasına çarptırıldı.

Daha sonra özellikle sanık yakınları, bazı sanıklara savunma için süre ve imkân verilmediğini iddia ettiler. Hasan Polatkan'ın yargılamalar sırasında kaybettiği 175 sayfalık savunması yıllar sonra, dönemin Yassıada İrtibat Bürosu Müdürü albay Ömer Faruk Erus'un kasasından çıktı.

Sanıklardan Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan 16 Eylül 1961'de sabaha karşı, Adnan Menderes 17 Eylül 1961'de saat 13.30'da İmralı Adası'nda idam edildi. Dünyanın bütün ülkelerinde ceza muhakemesi kanunlarına göre idam cezaları sabaha karşı infaz edilirken Adnan Menderes'in cezasının infazında bu kuralın dışına çıkılarak öğle vaktinde idam gerçekleştirilmiştir. Bu durumun nedeni olarak, Zorlu ve Polatkan'ın idamlarından sonra, İngiltere Karaliçesi II. Elizabeth başta olmak üzere tüm Avrupa devletlerinin var güçleriyle Türkiye'ye baskı yapmaları gösterilir.

 İdamdan 9 gün sonra Menderes'in evine gidilerek evin kapısına idam hükmünün bir suretinin asıldığı ve idam edilirken kullanılan ip, idam gömleği, cellat, imam ve son gün yiyip içtiklerinin parasının eşi Berrin Menderes'ten alındığı çok sefer dile getirilmiştir.

Zorlu, Polatkan ve Menderes'in dışındakilerin cezaları infaz edilmeyip, hapis cezasına çevrildi. İdamları durdurmak için ABD başkanı John F. Kennedy'nin Ankara büyükelçisi Raymond A. Hare aracılığı ile Dışişleri Bakanı Selim Sarper'e bir mesaj ilettiği iddia edilir.

Üzerine darbenin sembolünün işlendiği hatıra para

27 Mayıs Darbesi'nden sonra bozulan ekonomiyi düzeltmek iddiasıyla alyans bağışı kampanyası Zırhlı Tugay tarafından başlatıldı. Hatta bu konuda Gürsel'in, ABD'den mali yardım istediğine dair belgeler olduğu iddia edilmektedir.

Halktan toplanılan bu alyanslar yerine ucuz metalik alyanslar verildi. Alyanslarını bağışlayanlara MBK tarafından bakır "Devrim" yüzükleri verildi. Vehbi Koç hazineye 26 kilo altın ve bir bina bağışladı. Ankara'nın Yücetepe semtinde yapılan askeri lojmanların halktan toplanan bu alyanslar ve birikimlerle yapıldığına dair söylentiler çıkmış ve "Alyans Evler" olarak anılmaya başlanmıştır.

147'ler

Ekim 1960'ta Millî Birlik Komitesi 147 öğretim üyesini üniversitelerden uzaklaştırdı.  Görevine son verilenler arasında Ali Fuat Başgil, Sabahattin Eyüboğlu, Yavuz Abadan, Nusret Hızır, Tarık Zafer Tunaya, Mina Urgan, Haldun Taner de vardı. Genelde bu tasfiyeler üniversite içinden gelen ihbarlara dayanıyordu.  Kararı protesto etmek için Turhan Feyzioğlu, Sıddık Sami Onar, Fikret Narter ve Suut Kemal Yetkin gibi birçok rektör ve öğretim üyesi görevinden istifa etti. 1962 yılında çıkarılan yasayla öğretim üyelerine üniversiteye geri dönüş hakkı tanındı.

55'ler olayı

27 Mayıs Darbesi'nde DP'liler Kürdistan Hükümeti tesis etmek üzere çalışmalar yapmakla suçlandılar. 31 Mayıs 1960'ta Cumhuriyet gazetesinde MBK'nin bu konuyla ilgili çeşitli belgeler bulduğu ve Şeyh Said'in oğlunun DP iktidarı döneminde doğuda propaganda gezileri yaptığı iddia edilmiştir. Darbeden 4 gün sonra Doğu ve Güneydoğu'dan seçilen 485 ağa ve şeyhler Sivas Garnizonu (Kabakyazı)'nda bir kampa yollanmıştır. 

Bu konu hakkında Cemal Gürsel'in "ileri gelen 2500 Kürdü öldürelim" dediği iddia edilmektedir.

 Sivas'taki kamp 19 Ekim 1960 tarihinde çıkan 105 numaralı Mecburi İskân Kanunu ile boşaltılıp Millî Birlik Komitesi tarafından "55 ağa" DP'yi destekliyor iddiasıyla Antalya, Isparta, İzmir, Afyonkarahisar, Manisa, Denizli ve Çorum'a sürüldü.

Bu kanun 1962 yılında kaldırıldı. 1961 Anayasası'nda bir takım değişiklikler yapıldı. 1924 Anayasası'nın 3. maddesi olan "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" sözü "Egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir" şeklinde değiştirildi.

Emekli İnkılap Subaylar Derneği

Ağustos 1960-Şubat 1961 arasında Millî Birlik Komitesi tarafından emekliye sevk edilen 235 general ve yaklaşık 5.000 subay tarafından Emekli İnkılap Subayları Derneği kurulmuş ve orduya geri dönmeye çalışmışlardır. Bu derneğe bağlı emekli subaylar "Eminsular" olarak anılmıştır. En yüksek rütbeli üyesi olan Orgeneral Ragıp Gümüşpala daha sonra Adalet Partisi'nin genel başkanlığına getirilmiştir.

14'lerin tasfiyesi

Millî Birlik Komitesi kuruluşundan itibaren karma ve heterojen bir gruptu. Madanoğlu-Küçük grubu ile Türkeş-Kabibay grubu karşı karşıya gelmiştir. Madanoğlu-Küçük grubu iktidarı bir an önce sivillere devretmeyi planlamıştır.[129] Fakat Türkeş, Kabibay ve Erkanlı grubu reformların yapılmadan önce iktidarını sivillere devretmesine karşı çıkmış ve hemen sivillere devretmenin iktidarı Cumhuriyet Halk Partisi'ne teslim etmek anlamına geleceğini savunmuştur.

Eylül ayının başlarında Türkeş, Kabibay, Erkanlı ve Dündar Seyhan, ihtilalin gayesine aykırı çalışan dört beş kişinin ülke dışına çıkarılmasını kararlaştırmışlardır. Türkeş, kararı uygulamak için hazır olduğu halde Kabibay zamana bırakmayı tercih etmiştir.

İstanbul'da Muzaffer Özdağ'ın "Bâb-ı Âli'den de geçeceğiz" demesi büyük yankılar uyandırmış ve Cemal Gürsel'in tasfiye kararı almasını hızlandırmıştır.

MBK üyelerinden Muzaffer Yurdakuler, Seyhan tasfiye kararını arkadaşlarına anlatırken kulak misafiri olmuş ve diğer MBK üyelerine haber vermiştir.

Karşı taraf erken davranmış ve Gürsel 13 Kasım 1960'ta Alparslan Türkeş'e bir mektup göndererek Kurmay Albay Alparslan Türkeş, Kurmay Yarbay Orhan Kabibay, Kurmay Yarbay Mustafa Kaplan, Kurmay Binbaşı Orhan Erkanlı, Kurmay Binbaşı Şefik Soyuyüce, Kurmay Binbaşı Dündar Taşer, Piyade Binbaşı Fazıl Akkoyunlu, Tank Binbaşı Muzaffer Karan, Deniz Kurmay Binbaşı Münir Köseoğlu, Deniz Kıdemli Yüzbaşı Rıfat Baykal, Kurmay Yüzbaşı İrfan Solmazer, Kurmay Yüzbaşı Numan Esin, Kurmay Yüzbaşı Muzaffer Özdağ ve Jandarma Yüzbaşı Ahmet Er olmak üzere çoğunluğu Türkçü subaydan oluşan 14 MBK üyesini emekliliğe sevk edip yurtdışındaki temsilciliklere danışman olarak tayin etmiştir.

OYAK'ın kuruluşu

27 Mayıs darbesinden 8 ay sonra 1961 yılında Osmanlı Devleti'nin subayların ihtiyaçlarını karşılamak için oluşturduğu fondan devredilerek 50 bin altınla kuruldu. Kurumun kuruluşu 3 Ocak 1961 kabul edilen Ordu Yardımlaşma Kurumu Kanunu'na dayanmaktadır.Üye olması zorunlu subay ve astsubayların maaşlarının %10'u ve yedek subayların maaşlarının %5'i her ay bu fona aktarıldı.

Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu

Mustafa Kemal Atatürk tarafından konulan ve askerin siyasete müdahale etmesini kesinlikle yasaklayan mevcut 22 Mayıs 1930 tarih ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu dışında, 27 Mayıs'tan sonra 4 Ocak 1961 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu çıkarıldı ve Türk Silahlı Kuvvetleri daha sonraki darbe ve teşebbüslerini bu kanunun 35. ve 85. maddesine dayandırdı.

 27 Mayıs Darbesi'nin Türkiye'de askeri darbelerin meşru olduğu intibasını yarattığı ve diğer askeri darbelerin yolunu açtığı yönünde iddialar bulunmaktadır. 

kaynak: vikipedia/enpolitik/gztmemur

haber: enpolitik- Melek S. Tunç

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.