Sözcü yazarlarının bile FETÖ’cülükten ceza alması bu davaların aslında ne amaçla kullanıldığını gösteren önemli bir gösterge.

Kimsenin, adı ne olursa olsun suç işleyen gruplarla mücadeleye diyecek bir lafı olamaz. 15 Temmuz’da ciddi bir kalkışma yaşandı. Yüzlerce insan öldü, yaralandı. Bunların elbet hukuki ve cezai bir karşılığının olması gerekirdi. Şikayetler, suça karışanların yargılanması ile ilgili değil. Bu yargılamaları fırsat bilerek asla bu yapı ile yanyana gelmeyecek isimlerin de bu işe bulaştırılması. FETÖ davalarının toptancı ve genellemeci bir mantıkla ele alınarak suçlu/suçsuz ayırımı yapılmadan binlerce insanın mağdur edilmesi. Her türlü muhalefetin terör olarak kodlanıp susturulması.

Başlarda darbe ortamının yarattığı psikoloji ile bazı şeylerin gözden kaçması veya abartılması normal karşılanabilirdi. Ama aradan 3.5 yıl geçtikten sonra aynı psikolojinin devam etmesi, bu yargılama yönteminin bir politika haline getirildiğini gösteriyor. FETÖ üzerinden bir toplumun konuşma özgürlüğü, muhalefet etme hakkı elinden alınıyor.

Ancak mesele bununla bitmiyor, bu tür kararların bir de -Fetö davaları ile ilgili- bir inandırıcılık sorununa neden olduğunu unutmamak lazım. Çerçeve dışına çıkan, hukuki olarak sakat ve isabetsiz her karar şüphe ve tereddütleri de beraberinde getiriyor. Gerçek amacın 15 Temmuz’un hesabını sormak mı yoksa  onu kullanarak başka amaçlara ulaşmak mı olduğu sorularına neden oluyor. Böyle bir uygulama kısa vadede faydalı olsa da uzun vadede bu politikayı uygulayanların aleyhine olur.

Bugün toplumda yargıya duyulan güvensizliğin arkasında FETÖ davalarında izlenen bu politika vardır. Hukukçuların ifadesine göre, örgüt suçları özel kast gerektiren suçlardır. Geçmişte bu yapı ile ilişki kuran insanların farklı amaçları, niyetleri olabilir. Sözgelimi burayı dini bir cemaat olarak görerek ilişki kuranlar olabilir. Nitekim, iktidar da uzun süre -aynı menzile yürüyoruz- diyerek eleştirilere cevap vermişti. İktidar partisinin bazı üyelerinin F.Gülen ile ilgili övücü sözleri arşivlerde duruyor. Bu elbette onların suç işlediği manasına gelmez. Keza bu yapıyı bir muhalefet odağı olarak görüp tamamen muhalif duygularla işbirliği içinde olanlar olabilir. Bu tip beraberlikler hukuk sistemimizde örgüt üyeliğinin karinesi olarak görülmezler. Diğer yandan 15 Temmuz darbesinde fiili görev alan, askere, polise vatandaşa silah sıkanlarla, olaya bilmeden sürüklenen askeri öğrenciler ile erat aynı teraziye konulamaz. Ne yazık ki, bu ayrım yapılmamış, ortaya vicdanlara sığmayan onlarca karar çıkmıştır. Sözcü yazarları ile ilgili karar da bunlardan biridir. Hukuk herkese lazımdır, bugün onu kullananlar yarın başkalarının da onu kullanmasını meşrulaştırmış olurlar. Bu da her dönem değişen siyasete göre yeni düşmanların ortaya çıkması ve yeni mağdurlar oluşması demektir. Devlet duygularla değil, akıl ve hukukla hareket eder. Bu mantıkla gidilirse bugün susturulanlar yarının susturanı olurlar. Hiçbir hukuksuzluk olduğu yerde kalmaz, kartopu gibi zaman içinde büyüyerek birer tehdide dönüşürler. Onun için yargı kararları hukuka vicdana ve altına imza koyduğumuz uluslararası anlaşmalara uygun olmalıdır. Tarihte adaletsizliğin çözdüğü tek bir sosyal sorun yoktur. Tam aksine sorunları büyütmekten başka işe yaramamıştır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.