İktidara gelirseniz, hal ve hareketlerinize dikkat edin.

Kibirli olmayın, kendini beğenmişlik etmeyin.

Size ait olmayan şeyleri almayın, güçsüzlere yardım edin ve ahlak kurallarına uyun. Unutmayın ki sonsuz iktidar yoktur.

Her iktidar geçicidir ve herkes, er veya geç, önce milletin ve nihayet Allah'ın önüne hesap verecektir.

Aliya İzzetbegoviç

Siyasal iktidarlar toplum adına iş yapmakla yükümlüdür.

Toplumdan seçimler marifetiyle bunun için yetki alırlar.

Sandıkta ekseriyet aldıktan sonra vazifesi toplumun tamamının hizmetinde olmaktır.

Bütün bunları niçin yazıyorum?

Çünkü toplumun büyük çoğunluğunda iktidarın işlerinde adalet ve liyakatı gözetmediği hakkında oluşan güçlü kanaat var.

Bu kanaatin varlığı toplumsal birliği bozmakta ve adalete olan güveni zayıflatmaktadır.

İktidara olan güveni artırmak için dış politikada Suriye politikasında, Doğu Akdeniz?de Libya ile yaptığımız anlaşma, Amerika ve Fransa ile yaptığımız restleşmelerle ortaya konan politikalar yeterli desteğin alınmasına yetmemektedir.

Toplumda nefret söylemleri ve kullanılan üstenci dil duyguların birleşmesine engel olmaktadır.

Durum o kadar vahim bir hal almıştır ki, siyasal aidiyetlerimiz, üst kimlik olan vatandaşlık aidiyetimizin önüne geçmektedir.

Ülkenin kuşatılmışlık altında olduğunu iddia eden iktidar mensupları, politika ve söylemlerine destek olmayanları ?İhanet veya en hafif tabirle gafillikle? suçlamayı sürdürmektedir.

İç politikada iktidarın kullandığı tahrik edici dilin bu ayrışmada büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.

İktidar adeta toplumun bir kesiminden nefret etmektedir.

Genellikle, kendinden ve politikalarından emin olan iktidarlar, ayrı düşünenleri terbiye ederek kendine benzetmeye çalışmaya yahut bu isteğinde başarıya ulaşamayınca ayrıştırıcı ve ötekileştirici dil kullanmaktadır.

Her iki halde de muhalifler, beğenilmeyen ve suçlanan varlıklardır.

Beğenilmeyen tarafları ise iktidarlara göre değişir.

Sorun kimi zaman kıyafetleri, kimi zaman davranış alışkanlıkları yahut kimi zaman inançları ve değerleridir.

Taraf olmak kimlik ve şahsiyet meselesi olduğu kadar ayrıştırıcıdır aynı zamanda;

kişi taraf olmakla insan olmaya başladığı gibi aynı taraftarlık duygusunun sınırları korunmazsa insani özelliklerini kaybeder.

Sınırları bilmek ve aşmamak önemlidir.

Kişinin ve iktidarların taraftarlığı adalet ve hakkaniyet çizgisini aşarsa insanlık ve adalet duygusu kaybolmaya başlamıştır.

Allah gönderdiği din ile yeryüzünde adaleti tesis etmeye, iman sahiplerine fitneye karşı olmaya çağırır ve yükümlü kılar.

Çiğnenen hak, hukuk, adalet karşısında tarafsız kalmak ise zulme ortak olmaktır.

Yönetmek beşeri bir faaliyettir.

Alanı siyasettir.

Yönetmenin meşruiyeti ait olduğumuz kimlikten değil, iş görme biçimimizden kaynaklanır.

Yönetimde esas olan; şeffaflık, adalet, dürüstlük, üretimi artırmak ve eşit bölüşümü sağlamaktır.

Siyaset kurumunda görev alanlar ilahi bir vazifeyle memur değildir.

Bu bakımdan görevlerini yaparken dikkatli olmak ve kendilerine muhalif olan ve itaat etmeyenlerin varlığını kabullenmeleri gerekir.

Bugün iktidarda olanlara görev tevdi eden seçmen iradesi, yarın muhalif olanlara görev verebilir.

Seçmen iradesine ipotek koymak ise mümkün değildir.

Bazı zamanlar darbeler yoluyla konulsa bile bu sürdürülebilir değildir.

Siyasetle geçen uzun ve badireli hayatımdan sonra ülkem için hayalimi sizlerle paylaşmak isterim.

Müslüman Türk olarak ecdadımın yaptığı gibi, hatta onlardan daha iyi ve adalet üzere işlerini yürüten bir devletim olsun istiyorum.

Devletimiz yurttaşlarının etnik ve dini tabiiyetine ve siyasi düşüncesine bakmadan, vatandaşlarını eşit yurttaşları saymalı; Türk, Arap, Kürt, Ermeni, Rum, Müslüman, Hristiyan, Deist, Ateist, Sünni, Alevi olduğuna bakmadan vatandaşlık bağıyla bağlı bütün vatandaşlarına eşit mesafede durmalı, hiçbir grubun diğerini rahatsız etmeden barış içinde yaşamasını temin etmeli, devletin coğrafi sınırları içinde insanlar; müslim, gayr-i müslim etnik ve dini aidiyetine bakılmadan, ülkenin zenginliklerinden istifade etmeli, adalet duygusunu doyasıya yaşamalıdır.

Zenginimiz fakirimizi hor görmemeli, emek sahibi emeğinin karşılığını almalı, insanların tek kaygısı bir başkasının hakkına, hukukuna tecavüz etmeden, erdemli ve ahlaklı insan olarak yaşamak olmalıdır.

Devletim, başka ülkelere düşmanlık değil, adalet ve zenginlik taşımalıdır..

Böyle bir ülke mümkün.

Bu ülküyü gerçekleştirmek ?İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın? diyen ecdadın torunlarına yakışır.

Bu görev bizim omuzlarımızda.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.