Önce şu olaylar dizisine bir göz atalım sonra analiz yapmaya mahal kalırsa birlikte deneriz.      

* Kendisine toplumun bir kesiminin ciddi anlamda ümit bağladığı Ekrem İmamoğlu, Elazığ depreminin daha enkazı kaldırılmadan Erzurum’a kayak yapmaya gidiyor ve sonra da “benim tarzım bu, toplum buna alışacak” diyor.

* İnsanlar Van’daki çığ felaketinde çaresizce karın altındaki yakınlarına ulaşmaya çalışırken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kırıkkale’nin Delice ilçesinde son seçimde kendi partisine verilen yüksek oy oranı için teşekkür mitingi yapıyor. Ve televizyonlar korkusundan ekranı ikiye bölüp çığ felaketinin görüntüleri ve mitingi aynı anda yayınlıyor.

* Diyanet camilerde tabureyi kısıtlamak istiyor. Ortalık karışıyor. Ses çıkarmıyor, bu sefer de camiler kiliseye döndü diye homurtular alıp başını gidiyor.

* Yine Diyanet’e bağlı Din İşleri Yüksek Kurulu TOKİ evleriyle ilgili faiz fetvası veriyor. Bu sefer ortam tamamen karışıyor.

* İlahiyatçı akademisyenler depremi Allah ile ilişkilendirse de ilişkilendirmese de aforoz ediliyor. Sadece engizisyon hâkimleri değişiyor.

* Van’ın Bahçesaray ilçesinde çığ felaketi oluyor ve 41 vatandaşımız hayatını kaybediyor. Neredeyse televizyonların tamamı uzun uzun Sabiha Gökçen’e inerken kırılan ve üç kişinin ölümüne sebep olan uçak haberleriyle meşgul oluyor. Zenginlerle fakirlerin ölüleri bile eşit değil düşüncesine kapılan milyonların vicdanı sızlıyor.

* 28 Şubat’ta en büyük darbeyi medyadan yiyen mağdur kesim güce/iktidara sahip olunca ana akım medyayı tamamen kontrolüne alarak kendisine yapılanı rakiplerine yapmaktan geri kalmıyor. Medya her zamanki gibi yine güce tapıyor.

* Hükümet zam yapınca muhalif kesimler, muhalefet belediyeleri zam yapınca iktidar kesimi acâip mutlu oluyor. Akbaba zihniyetli muhterisler, insanların oy verip desteklerinden zarar görüp bir sonraki seçimde kendilerine yöneleceğini düşünüyor.

* Zorlaşan hayat şartlarının depresyonunu atlatamayan insanlar bir bir intihar ederken “itibardan tasarruf olmaz” anlayışı en tepelerde sapa sağlam duruyor.

* Toplumun bir kesimi yerli savunma sanayi ile övünürken diğer kesim Altay tankının motorunu ve galoşla tanıtılan elektrikli traktörü soruyor.

* Ücretli sosyal medya fenomenlerinin iktidar kanadı, 2002 ve öncesine dair ekonomik mukayeselerle cihadını sürdürürken rakip taraf tarımın bittiğini, çiftçilerin borç batağında bankaların insafına terk edildiğini ve hükümetle iş tutamayan işletme ve şirketlerin iflasın eşiğine geldiğini söylüyor.

* İktidar yanlıları, teröre taraftar oluyor diye CHP’ye tavır alırken, Kemal Kılıçtaroğlu’na Çubuk’ta, şehit cenazesinde saldıran Osman Yenigün adlı kişiyi kahramanlaştırıyor.

* Yine aynı Kılıçtaroğlu’nun girdiği Kızılay çadırındaki yazıya dikkat etmeyip bölgede Kızılay çadırı görmediğini söylemesi başka bir basiret bağlanması olarak kayıtlara geçiyor.

* Suriyeliler ve Kudüs meselesi de toplumsal bilinç düzeyimize koşut olarak devam ediyor. Bir kesim ne pahasına olursa olsun Suriye politikasını savunurken bir kesim de Suriyelileri toplumun zihin dünyasındaki “Rum veya Ermeni algısı” ile eşleştirme derdine düşüyor. Hele bir de Kudüs mevzusu var ki evlere şenlik. Konunun hemen hemen hiçbir ilmi alt yapısı yok. Tamamen olgulara ters ve algıları ideolojileştiren bir yaklaşımın eseri. İslamcılık ideolojisiyle Yahudi Siyonist ideoloji arasında can çekişen bir kent Kudüs. Darü’s-Saade (huzur yurdu) olması gereken bir belde binlerce yıldır savaş merkezi haline getirilmiş. Dinin emperyal hedeflere alet edilmesinden başka bir şey olmayan bu mevzu ikide bir ayran kabartma aracı haline getiriliyor.

* Kızılay Başkanı Kerem Kınık’ın, Kızılay- Başkentgaz- Ensar- Türgev- Türken bağış süreciyle ilgili yaptığı “vergi kaçırmak ve vergiden kaçınmak” kavramları da vergi ahlakı konusunda yeni açılımlara neden oluyor.

* Bu bağlamda Şehir Üniversitesi ile BİSAV üzerine ısrarla giden siyasi iradenin ve emir komuta kurumlarının söz Kızılay ve diğerlerine gelince üç maymunu oynaması gayet anlaşılır bir durum olarak değerlendiriliyor.

* Hele bir de siyasi ayak mevzusu var ki, değmeyin gitsin. Yıllardır FETÖ davalarında bir türlü belirlenemeyen “milad”, iş siyasilere yaklaşınca dillendirilmeye başlanıyor. Ergenekon sürecinde kötü adam olan, sonraki FETÖ’yle mücadele döneminde iyi adamlığa terfi ettirilen komutan tekrar namlunun ucuna yerleştiriliyor. İlker Başbuğ 26 Haziran 2009’da çıkarılan, askeri yargıya son veren yasa için siyasi ayak işareti verince ortalık karışıyor. Arkasından emirle gelen dava açma süreci de ayrı bir trajediye dönüşüyor. “Siyasi ayak” ile “tiyatro” söylemleri arasında mağdur edilmiş binlerce KHK’lı kendi dertleriyle cebelleşedursun siyasiler süreçten en az zararla nasıl çıkacağının derdine düşüyor.

Evet, olaylar dizisi böyle. İsterseniz siz on sayfa daha uzatabilirsiniz.

Peki bunlar bize ne söylüyor?

Toplumun müşterek değerleri azal(tıl)mış. Bir kesimin haini öteki kesimin kahramanı olabilecek kadar sosyolojik makas açılmış. Bir dönem okullara, caddelere ismi verilip kahraman ilan edilenler üç beş yıl sonraki tabela değişiklikleriyle unutulmaya terk edilebilecek duruma gelinmiş. İnsanlar beyaz ve siyah arasındaki sonsuz renk zenginliğini kaybetmiş. Hatta bir kısmı “benim siyahım senin beyazından iyidir”i kendisine motto edinmiş. Herkes mutlak doğrunun sahibi olduğuna emin olmuş.

Bir de değeri olmayıp fiyatı olanlar var. Onlar mankurtlar gibi saldırgan ve pelikanlar gibi muhteris. Önlerine atılan kemik miktarınca performans sergiliyorlar. Dün küfür edip hakaret ettiklerine bugün güya sahip çıkıyorlar. Bunlar için övgü ile sövgü arasındaki tek belirleyici kriter cüzdanlarıdır.

Dün kendisine, ağza alınmayacak sözlerle hakaret edenlerin bugün, kendisine hakikati hatırlatanlara karşı aynı ağızla konuşuyor olması ne kadar da acınası bir haldir!

Türkiye’de iki dönemin tarihi ileride tekrar yazılacak. Biri 1993’lü yıllar. Bir diğeri de 2010 ve sonrası. Bugüne dair bugün anlatılanlar ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında yazılan İnkılap Tarihi arasında fark yok. Aslında hiçbir tarih, olay olup bitmeden yazılamaz. Yazılmışsa şayet bu tarih değil ideolojidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.