Şunu çok iyi biliyoruz: Türkiye’de bazı çevrelerin her konudaki görüşü esas olarak bellidir. Başarısızlık varsa, o işi yapanındır; iktidarsa iktidarındır.

Yerin dibine batırılır. Başarı sözkonusuyla, mutlaka 80-90 yıl önceye gitmeniz gerekir. İşte o zaman “Ya O olmasaydı” tatavasına sırt verilir.  

“Tatava” TDK’ya göre, “Çok fazla söz.” Bu nasıl açıklama veya “tanımlama” yahu? “Tarif” değil elbette. Tarif nedir? (Tarifin en azından ârifle ve maarifle ilişkisini hatırlayalım) İşte tarifin tarifi:

“Efradını câmi, ağyarını mâni”. Bu açıklamada ne efrad var ne ağyar. Yani ne unsurlarını ihtiva ediyor ve ne de dışarıda bırakması gerekenleri. Bu “lüzumsuz, gereksiz söz” olabilir mi? Veya “lâf kalabalığı” denilebilir mi? Öyle bir “Sözlük” ki, açıklamalarının açıklanmasına ihtiyaç var! 

“Korona kıranı” ile ilgili olarak işin başındayken, başarısızlık üzerine kurulmuş cümleler, ifadeler yayıldı ortalığa. Hatta, “hadi bakalım hacılar hocalar, şeyhler…dua edin de salgın dursun” veya “hey, ne duruyorsunuz koronanın aşısını, ilacını bulun ey inananlar” kabilinden ahmakça ve tahrikkâr lâflar yayıldı. İşte tam o sırada şu söylenmeliydi: “Ey atatürkçüler, siz pozitif ilimcisiniz, bu hastalık pozitif ilmin işi, sıvayın kolları, korona kıranını alt edin. Bir defa olsun kültçülüğü bırakın pozitif bir iş yapın!”

Atatürkçülük hep gayri mes’uldür! 

Artılar onun, eksiler diğerlerinin!

Benim arada bir zihnî yoğunluktan bunaldıkça keyiflenmek için baktığım malûm bir gazete vardır. Oradaki ciddiyet kokan mizah beni neşelendirmekle kalmaz, düpedüz güldürür. İlk defa bir yazıyı ciddiye alarak okumak istedim. Başlığı işte bu yazının başlığı oldu. Şu sıralar “sağlık devrimi”nden bahsedenler, son 15 yılın gelişmeleri ile ilgili konuşuyorlar. Bu gazetede böyle şey olmaz, demek ki 80-90 yıl önceden bir sağlık devrimi geçirmişiz, diye düşündüm. 

Meğer ki öyle değil mi imiş!

Cumhuriyet’ten sonra müthiş bir sağlık devrimine maruz kalmışız! Ne mutlu!

Yazıda başlığı doğrulayacak hiçbir şey yok. Yeni olan tek şey var: 2 Mayıs 1920’de çıkarılan kanunla “Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı”nın kurulması. Kurulan, daha doğrusu, teşkil edilen “Sıhhat ve İctimaî Muavenet Vekaleti”dir. Genel müdürlükmüş, bakanlık haline getirilmiş… 

Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılanları/yapılabilenleri hiçbir zaman küçümsemedim. On yıl savaşmış bir ülkenin kıt kaynakları ile yaptıkları ne olursa olsun değerlidir. Fakat bunun “sağlık devrimi” olarak yüceltilmesi ancak belahatperverlik olabilir. 

Yaşımız müsait, Türkiye’nin başkenti Ankara’da geçti ömrümüz. Koca başkent Ankara’da bir tek Nümune Hastahanesi vardı, ki Abdülhamid döneminin Gureba Hastahanesi’dir. Cumhuriyet döneminde tevsii edilmiştir. (Yazarı fazla yormamak için genişletilmiştir diyelim.) Bir de askerî hastahane, Gülhane, Millî Mücadele’de Ankara’ya taşınmıştır. Peki Atatürk döneminde Ankara’nın nüfusu hızla artarken neden ikinci bir hastahane yapılmamıştır? Bunu imkânsızlıklara bağlayalım. Bu arada Ankara’da Atatürk adını taşıyan eski bir hastahane aklıma geliyor: Atatürk Sanatoryumu. Bu hastahanenin inşaatı, 1945’te başlamış, 1953’te Demokrat Parti döneminde açılmış. 

Türkiye’nin sağlık altyapısının temelleri gerçek anlamda, aynı eğitim, iletişim ve ulaştırmada olduğu gibi. 2. Abdülhamid döneminde atılmıştır. Abdülhamid döneminde 300 (üç yüz)e yakın hastahane yapılmıştır. İçinde bulaşıcı hastalıklar ve salgın hastahaneleri de vardır. Tıbbiye’yi geliştiren, Haydarpaşa’da o muazzam külliyeyi yapan Abdülhamid’dir. Cumhuriyet’ten sonra bina bir liseye tahsis edilmiş, yapının çok az bir kısmı kullanılabilmiş, son zamanlara kadar metruk kalmıştır. Tabiî bir kısmı da Haydarpaşa Nümune Hastahanesi yapılmıştır. (Şimdi bu hastahanenin adı, bânisine nisbetle Abdülhamid Hastahanesi’ne çevrilmiştir.) 

Atatürk döneminde, Türkiye’de ilaç için hiçbir yeni hastahane açılmamıştır! Aksine bilgi varsa, buyursunlar, biz de öğrenelim, aydınlanalım, hakkı teslim edelim. Yapılan, mevcut hastahaneleri sürdürmek, bir kısmını genişletmekten ibarettir. 

Aynı dönemde “tıbbiye”ye yeni bir tıp fakültesi eklenebilmiş midir? O da yok. Türkiye’nin ikinci tıp fakültesi Ankara’da İnönü döneminde, 1945’te faaliyete geçmiştir. 

Türkiye’de eğer Cumhuriyet döneminde sağlıkta devrim mahiyetinde bir gelişme olmuşsa, 1950’li yıllarda olmuştur. (Menderes’i rahmetle analım.) 

Atatürk döneminde sağlıkla ilgili tek devrim vardır: Tıp dilinde latinceye geçiş! 

Herkes arı dil ile yatırılıp kaldırılırken, çaktırmadan tıp dilinde latinceye geçilivermiştir! Ben “devrim” diye buna derim!

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.