Öne Çıkanlar sistem operasyon enflasyon uçak Merkez Konseyi

Ahmet Şenol; “Halk kültürü çok güzel ve kutlanması gereken bir olgudur”

AY: Haziran 2011’de “Yerel yönetimlerle ilgili yapılacak yeni düzenlemelerle, Kamu elinde büyük ölçekte oluşacak bir HALK KÜLTÜRÜ BANKASININ, ULUSAL ve YEREL YÖNETİMLERDE HALK KÜLTÜRÜ EVLERİ İLE MÜZELERİNİN, Kurum-Kuruluş ve Özel kişilerde oluşması sağlanacak HALK KÜLTÜRÜ ÜRÜNLERİ KOLEKSİYONLARININ meydana gelmesi Halk Kültürünün Anadolu insanına ulaşmasını sağlayacaktır” demişsiniz?https://www.tyb.org.tr/ahmet-senoldan-anadolu-halk-oyunlari-3368h.htm Gerçekleşti mi? Cevabınız olumsuz ise neden?ŞENOL:  Türk kültürü belirli bir coğrafyayla sınırlandırılamayacağı için Türklerin göçüp yerleştikleri, devlet kurup egemen oldukları Anadolu topraklarının  tümünü kapsamaktadır. Türkler İslamiyet’ten önce o günkü inanç sistemlerine, kültür ve geleneklerine bağlı halk kültürü ürünlerine sahiptiler. İnanç kültürü de, kültür de halk kültürü ürünlerini etkiler. Bugünkü halk kültürü ürünlerinde, eski inanış ve geleneklerin izlerini bulmak mümkündür. Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinden sonra halk kültürü ürünleri yeni özle İslam-i renge bürünerek varlıklarını sürdürmüşlerdir. Yeni kültür gereği mitlerle örülü destan dönemi ürünler İslam-i öğelerle beslenerek yeniden yapılanmıştır. İslamiyet öncesi çeşitli inanç sistemlerinden etkilenen Türkler, her kültürde olduğu gibi semavi bir dine geçerken, eski inançlarının bir bölümünü yeni dine taşıyıp onun kalıplarına uydurmuşlardır.  O nedenle Türk halk kültürü; Anadolu’da geleneksel yaşamı sürdüren toplulukların yüzyıllar boyunca kendi dil, kültür ve beğenileriyle oluşturup yaşattıkları kültürün ortak adıdır. 
Yerel yönetimlerle ilgili yapılacak yeni düzenlemelerle, kamu elinde büyük ölçekte oluşacak bir halk kültürü malzemelerinin ve bilgilerinin, Ulusal ve yerel HALK KÜLTÜRÜ EVLERİ MÜZELERİNİN, Kurum-Kuruluş ve Özel kişilerde oluşması sağlanacak HALK KÜLTÜRÜ ÜRÜNLERİ KOLEKSİYONLARININ meydana gelmesi ile Halk Kültürünün Anadolu insanına ulaşmasını sağlayacaktır. 
Anlatmak istediğimiz, Halk kültürünün çok güzel ve kutlanması gereken bir şey olduğudur. Türkiye'nin en büyük değerinin bu olduğu düşünülmelidir. Türkiye'de gittiğiniz illerdeki kişilerin çoğu, aynı coğrafyada yaşayan  insanların yarattığı bu ürünleri bilmiyor. Pek çok insan Türkiye'deki bu kadar Etnografya malzemesinin farkında değildir.   Gittiğimiz yerlerde gördüğümüz birçok halk kültürü malzemesinin özellikleri kayboluyor. İnsanlar geleneksel kültürel değerlerini bırakıp modern kültürün hakimiyetine giriyor. 
Anadolu kültürünün içinde birbiri içine geçmiş  ebruli, birbirinden ayrılamaz kültürel unsurlar bulunmaktadır. Böyle bir manzarada, aynı yörede yaşayanlar arasındaki ilişkilerin,  asırlardır sorunsuz devam etmesinin nasıl olduğu düşünülmelidir. Tüm kültürel unsurlar da Türkiye bütününün birer parçasıdır. 
Uzun yıllarca yaptığım araştırma ve derleme sonucunda ortaya çıkan çalışmaların, Ülkemize kazandırılması ve “Halk Kütüğü” adı altında, ülkemizin “Tarihi ve Kültürel Miras Çalışması Kapsamında” değerlendirilmesi için bu eserlerin basımına ihtiyaç vardır. Bilindiği üzere; Türkiye’nin Demografik ve Tarihi Rolü “Anadolu” ve “Balkan” eksenlidir. Bu nedenle Anadolu değerlendirilirken kültürel mirasın izlerinin de saptanmasına ihtiyaç vardır. Bilindiği üzere Anadolu mirası Balkanlara da taşınmıştır. Günümüzde bu konuda detaylı bir çalışma yapılamamıştır. Bu nedenle “Balkanlar” ve Türk Dünyası için de detaylı bir çalışma yapılması, Türk Dünyası kültürel mirasının korunması açısından tamamlayıcı olacaktır. Bu sebeple araştırmanın sürekliliği gerekmektedir.
Hızlı kentsel dönüşüm 40-50 yıl önce gündelik hayatımızda yer alan pek çok eşyayı "müze materyali" hâline dönüştürdü. Bu kültür artık ne kuşaktan kuşağa aktarılabiliyor ne de  eğitim sistemimizde "genel kültür" olarak öğretiliyor.
Ancak öğretilmeyen veya unutulan bu kültüre, -konu özelinde söyleyecek olursak- tarihe ve geçmişe yönelik sinema filmi veya dizi çekenlerin ihtiyacı bulunmaktadır. Onlar da en kolay yoldan gördüklerini yalan yanlış taklit ve tatbik ediyorlar.
Müzecilik pahalı ve korunması masraflı bir faaliyettir. Bunun yerel yönetimler veya kamu eliyle yapılması gereklidir. Bir çok il ve ilçemizde etnografik ve halk kültürü ürünlerini kapsayan müze çalışmaları bulunmaktadır. Ancak ülke değerlerinin tamamını içinde barındıraca halk kültürü evleri müzelerine ihtiyaç vardır. 

AY: Her zaman olduğu gibi, son 20 yılda da Devlet Büyüklerimizin, Halk Oyunları Final Yarışmaları’na gelmemesini,şereflendirmemesini neye bağlıyorsunuz?..
ŞENOL:
 Sanat faaliyetlerine gereken önem verilmediği için halk oyunları başta olmak üzere devlet büyüklerinin törenlere katılmadıkları acı bir gerçektir. Halk oyunları faaliyetleri Milli Eğitim Bakanlığınca organize edildiği yıllarda, ilgi ve katılım çok yüksekti. Halen yapılmaya çalışılan ve delege seçmeye dayalı faaliyetler kimseyi cezp etmiyor. Faaliyetleri sadece katılımcıların izlediği bir uğraş haline gelmiştir. Bu işin taşeronluğunu Milli Eğitim Bakanlığından alan kuruluşta, pişkinlikle bu işi asıl sahibine devretmemekte inat etmektedir. Ticarette bile bir kural vardır. İşi layıkıyla yapamadığınız takdirde işi sahibine iade edersiniz. Ancak küçük olsun benim olsun mantığı ön plandadır. Halk oyunları bittiğinde nasıl bir cevapla karşılaşacağımızın cevabı açık seçik ortadadır. Halk oyunları eğitim ve öğretimin bir parçasıdır,spor değildir. 
AY: Şu anda ne yapıyorsunuz, nerdesiniz?.. Pandemi süresini nasıl geçirdiniz?
ŞENOL: 
Pandemi süresince çalışmalarıma devam ettim. İki kitap ( Halk oyunlarının anlatımı üzerine, İsa Doğan - Ahmet Şenol,  Berikan yayınevi, Kızılay - Ankara,  Mart-2020, 496.sayfa.) ve (Anadolu’da kültürel zenginlikler, Ahmet Şenol - İsa Doğan, Berikan yayınevi, Kızılay – Ankara,     Mayıs-2020, 190 sayfa.) yayınladık. Halk Türkülerinin anlatımı üzerine adlı kitap çalışmamızda önümüzdeki günlerde yayınlanacaktır.
AY: Halk oyunlarının geleceğini nasıl görüyorsunuz? Alan mensuplarının ne yapması gerek?
ŞENOL: 
Halk oyunları faaliyetlerinin yılmaz savaşçıları alan mensuplarının çalışma sahaları gittikçe daralmıştır. 
Derleme araştırma çalışmaları son derece kısıtlı bir haldedir. Ama buna rağmen sahadakilerin halk oyunları bir forma sokarak stilize etmesi,fFigürlerin tek düzen oynanmasını kolaylaştırmak üzere standartlaştırılma çalışmalar yapması, gösterilerin gerektirdiği müzik, kostüm, ışık, oyunculuk çalışmaları doğrultusunda hareketlerde de yeni düzenlemeler yapılması gereklidir. 70’li ve 80’li yılların ilk yarısında, Türkiye’de halk oyunları öğretmenlerinin statik ve dinamik yaklaşımları ekseninde, halk oyunlarına yönelik müdahaleler yok denecek kadar azdı. Genellikle otantik gösteriler ön plandaydı. Ancak ülkemizden yurt dışına gösterilere giden topluluklar ve ülkemize gösteri amaçlı gelen toplulukların etkisiyle bu müdahaleler artmaya başlamıştır. Halk oyunları eğitmenlerinin artması ve konservatuarlarda halk oyunları bölümlerinin açılmasıyla, hem söylem düzeyinde hem de uygulamada yenilik arayışları ve iktidar mücadeleleri eş zamanlı olarak gelişiyordu. Konservatuarların kurulduğu dönemde vizyonu, halk oyunları kültürel kimliğin bir parçası olmasının yanı sıra, sahne sanatları çerçevesinde de kapsamlı içeriği nedeniyle, önemli bir konuma sahipti. Halk Oyunları Bölümleri’nin temel vizyonu, geleneksel dansların temsil ettikleri kültürel unsurlarla birlikte eğitimini vermektedir. Bu düşüncenin yanı sıra fiziksel tiyatrodan dans/hareket terapiye, modern danstan, beden odaklı diğer sahne sanatlarına kadar geniş bir yelpazede, disiplinler arası çalışmalar yapma vizyonuna sahiptir. Geleneksel bakış açısı olarak Halk Oyunları Bölümü, eğitim ve aktarımda temsil ettiği ve birbirinden ayrılmaz bir bütün olan kültürel değerlerin, sadece performans boyutuna değil, kurumsal boyutuna da önem veren bir bakış açısını benimsemektedir. Misyonu ise “Sanatın evrenselliği düşüncesi ile kazanımların daima bir üst seviyeye taşınması, sanat ve bilim açısından ilgili diğer disiplinler ile ilişkilendirilmesi ve bütünleştirilmesi, yeni yatırımlara kaynak teşkil etmesi açısından önemlidir. Bu bağlamda; Halk Oyunları Bölümünün temel misyonu, alanında teorik ve pratik donanıma sahip, bilimsel ve sanatsal düşünce sistematiğini kazanmış, gelişmeye açık öğrenciler yetiştirmek, araştırma alanları ise Halk Oyunları Repertuarı, Halk Oyunları Müzikleri Repertuarı, Hareket Analizi, Dans Müziği Analizi, Folklor, Hareket Notasyonu, Sahne Teknikleri, Halk Oyunları Öğretme Metotları, Geleneksel Giyim-Kuşam ve Makyaj, derslerde anlatılmıştır. Aynı dönemde, halk oyunları eğitmenlerinin “otantik” olduğu varsayılan hareket biçimlerine müdahale etmeden, spor akademisi mezunu eğitmenlerin öncülüğünde, sahne üzerindeki geometrik biçimleri, ya da patenleri değiştirerek sundukları bir sahneleme biçimi ortaya çıkar. Camiaya “sahne düzeni - düzenlemeli dal” olarak giren bu anlayış, özellikle popülerleşen yarışmalar vasıtasıyla yaygınlaştı. 1994 sonrasında küresel kültür endüstrisinin bir parçası haline gelen Lord Of The Dance, River Dance ve benzerlerinden etkilendiler. 90’lı yılların sonunda ortaya çıkan ve halk danslarını, batılı sahne dansı formlarıyla mutasyona uğratan, profesyonel dans gruplarının kurucuları da işte bu sözde “halk oyunculuğu” ortamında yetiştiler. Bu mutasyona uğrattıkları gösteri formunu yerelleştirerek, her fırsatta 3000’den fazla adım barındırmakla övündükleri Türk Halk Oyunlarını sahneye taşıdılar. Kendi dans gruplarının adları bile kopya olan bu gruplar ve yöneticileri, bu süreçte hareket geleneklerini sadece baleyle değil, çağdaş dans ve akrobasiyle de karıştırdı. Görkemli şovları sürdürülebilir kılan topluluk sayısı az olmakla birlikte, tarihsel süreç içerisinde aşama aşama gelişen bu sahneleme anlayışı, halk oyunları ortamını belirler hale geldi. Bugün her yerde bu toplulukların hakim kıldığı tuhaf, ucube sahneleme biçimleri talep ediliyor ve bu yeni “estetik”, “katılımcı” tarz; doğal, yerel ortamlara da sirayet ediyor. Bu kabulleniş  maalesef kültürümüzü ve geleneklerimizi de etkiliyor. Şimdi Üniversitelerdeki Halk Oyunları Bölümleri, bu yozlaşmaya  dur demelidir. 
Türk Halk Oyunlarının Öğretiminde Karşılaşılan Problemler sempozyumunda, 80’li yılların sonuydu, Sayın Suna Şenel’in sunduğu bildiride, Notasyonun bu alanda kullanılması gerektiği konusundaki bildirisi sonrası “Otantiklik, tavır, oyunlar yozlaşır” diye isyan edenler,  geçen 30 senede neler yaşadılar da otantiklik, tavır ve yozlaşmanın ismini dahi anmaz oldu.
Hepimizin ilk amacı kültürümüze, halk oyunlarımıza sahip çıkmak olmalıdır. 
Alandakilerle birlikte, hepimizin Ülkemiz sınırları içinde var olan ilgili tüm çalışma ve derlemeleri değerlendirecek bir çalışma ortamı oluşturmak, derleme çalışmaları yaparak,  Anadolu-Balkan ve Türk Dünyası Halk Kültürünü bütünlemek, Özellikle  kültürel alanda ilgi merkezi haline getirerek, kültürümüzün geleceğe taşınması  stratejisine katkıda bulunmak yararlı olacaktır.
Eleştirel bilince hayat hakkı tanınmadığı için, klişe kültürüyle, taşra hamasetiyle bütünleşiyor, kültürel nostaljide teselli arıyoruz. Parçalanmış zihinler, parçalanmış kişilikler, parçalanmış ilgiler, birileri tarafından araçsallaştırılmak, yavanlık, vasatlık, karakter zaafları, hepimizi bütünlüğün mükemmelliğinden uzaklaştırıyor. Sahiciliklerini kaybeden kişilikler, gündelik kişiliklere dönüşüyor, kendi bütünlüklerini oluşturamıyor.
Yeni kentleri inşa ederken modernleşen kentin gelenekle bağının olmaması gerektiği gibi bir duyguyla ve buralarda geleneğin hiçbir şeyini geleceğe taşıma gereği duyulmamaktadır. Kenti kurgulayanlar, modernite ve sanayiye dayalı kentleşme bizde başlamadığına göre çağdaş kentin inşasında yararlanabileceğimiz hiçbir değer veya imkân geleneksel ortamlarda mevcut değildir diye düşünülmemelidir. Mimaride Cumhuriyetin ilk yıllarında gösterdiğimiz sınırlı hassasiyeti ise, pek çok sosyal, ekonomik ve eğitimsel nedene bağlı olarak hızlı sanayileşme döneminde kaybetmeyelim. Betonu ve demiri keşfeden (!) müteahhitlik firmaları, inşaat mühendisliği, mimarlık ve şehircilik eğitiminin bu yönde gelişmesini teşvik etmektedir. Bu teşvik ve öncülük ise şehirlerimizin bugünkü görünümlerinin başlıca sebebi ve sonucu olarak gösterilebilir. 
Her alanda olduğu gibi kent planlama, inşaat ve mimaride geleneksel bilgi sistemlerinden nasıl yararlanılabileceği mutlaka mesleki eğitimin bir parçası hâline getirilmeli, geleneğin ustalarının bilgi ve deneyimlerinden yeni kentsel tasarımlarda yararlanmanın yol ve yöntemleri bulunmalı, halk kültürü uzmanlarından yerelde ve kamuda uzmanlıklarından yararlanılmalıdır.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.