Tarih ve kişileri söylemek istemiyorum, yanlış anlaşılır. Kaybettiğimiz bir yerel seçimin kısa bir süre sonrası Genel merkezde bu seçimlerin değerlendirmesini yapıyoruz. Bir adayımız, seçimlerden sorumlu Genel Başkan yardımcısına sayılarla analiz yapıyor. Onları dinlerken tabi bu arada ben tarihi bir siyasi ders alıyorum. Kaybetmek nasıl kazanılır, onu öğreniyorum.  Bu adayımız rakamlar vererek nasıl kaybettiğimizi öyle bir anlatıyor, öyle bir anlatıyor ki, sanırsınız seçimi kazanmışız. Kaybettiğimiz için önce mahcuptum ama sonra bende o moda girip zafer kazanmış gibi hissetmeye başladım. Adayımız kesinlikle yalan ya da yanlış bir şey söylemedi. Ama öyle güzel rakamlar verdi yerinde kullandı ki, biz niye kaybettik ya da hakikaten biz mi kaybettik anlayamadım. Hele hele bazı rakamsal verileri mukayese edişi vardı ya mükemmel. Kaybederken kazanmak buna denir.

Şimdiki gençler bilmezler. Türk milli futbol takımımızın 6-0 ve 8-0 gibi açık farklarla yenildiği yıllardı. İtalya, Dünya şampiyonu olmuştu. Sanırım İstanbul’daydı,  son Dünya şampiyonu İtalya ile dostluk maçı oynuyoruz. İtalyanlar 2-0, öne geçtiler. Biz fark gelecek diye beklerken, o günler için inanılmaz bir şey oldu. Milli takımımız bir gol attı. Maçı anlatan spiker, o golü öyle anlatıyordu ki sanırsınız biz Dünya şampiyonuyuz ve maçı farklı bir şekilde kazanıyoruz. Oysa maçı 2-1 kaybetmiştik. Spiker bizim attığımız o golü öyle anlatmıştı ki, yanına bolca sıfırlar eklemişti. Maçı sanki 2-10.000.000.000…kaybeder gibi kazanmıştık.

Oysa şimdi ise gerçek bir Dünya şampiyonu Fransa’yı hem de resmi bir maçta gerçekten eze eze 2-0 yeniyoruz, kıl payı finali kaçırıp Dünya üçüncüsü oluyoruz, nereden nereye.

Rakamları doğru kullanırsanız, yanlışı doğruya çevirebilirsiniz. Hatta idamlık mahkûmu kurtarabilir ya da bir masumu ipe götürebilirsiniz. Buna sayısal diplomasi, diplomatik mübalağa, siyasi kurnazlık veya hüsnü zan edeceksek ilmi siyaset diyebilirsiniz. Ne derseniz deyin amaç hâsıl olduysa sorun yoktur.

Bakın şimdi size bazı rakamlar vereceğim. Eminim çok şaşıracaksınız.

Bu yıl Dünya’da çeşitli nedenlerden ötürü yaklaşık 21 Milyon insan öldü. İnanabiliyor musunuz? Tam 21 Milyon kişi ölmüş. Korkunç değil mi? Sadece bugün, 24 saat içinde 6 Bin kadar insanın öldüğünü söyleyebilirim. Bu yıl, başta grip olmak üzere bulaşıcı hastalıklardan ölenlerin sayısı ise 4,6 milyon kişi. Sigaradan dolayı ise 1,8 milyon kişi ölmüş. Bu rakamlara bakıp eyvah felaket diyebilirsiniz. İnanılmaz rakamlar değil mi?

O zaman diğer rakamları söyleyelim. Bakalım şimdi ne düşüneceksiniz? Bu yıl yaklaşık 50 milyon insan doğmuş. Yukarıda söylediğim 21 Milyon ölüm sayısını çıkarttığınızda bir önceki yıla göre Dünya nüfusu yaklaşık 29 Milyon artmış. Sadece bugün Dünya’da yaklaşık 16 Bin çocuğun doğduğunu söyleyebilirim. Dünya nüfusu şu anda 7,8 milyar dolaylarında. Olaya bu açıdan baktığınızda rakamlar nasıl duruyor değil mi?

Televizyon kanallarında her gün rakamlar veriliyor. Verilen rakamlar, Virüs nedeniyle Türkiye’de ve Dünya’daki ölüm sayıları. Bu rakamlar korku ve ümitsizlik yayıyor. İnsanlar evlerinde adeta hapse atılmış gibi sonu bilinmeyen bir tarihi bekliyorlar. Ekonomi durma noktasına gelmiş, resesyon (Ekonomik durgunluk)  sinyalleri veriyor. Dünya sanki bir ekonomik buhranın içine çekilmeye çalışılıyor. İddialara hatta ciddi analizlere göre yeni bir Dünya düzeni ile Dijitalleşen, robotik ve çipli bir yaşam bizi bekliyor.

Türkiye ve onu peşinden takip edecek bazı ülkeler böyle bir düzene başkaldırıp, birlik olup kendi düzenlerini kurabilir. Başarmamız durumunda işte o zaman Dünya liderlerinden biri olabiliriz. Dünya ve bizim için bu bir dönüm noktasıdır. Krizi fırsata dönüştürmek cümlesi ekonomide çok kullanılır. Diplomasi ’de de bu geçerlidir. Türkiye sahip olduğu bazı avantajları iyi kullanırsa işte o zaman farklı rakamlar söylenecektir. Nedir o avantajlar? Kalabalık genç nüfus, Avrupa ve Asya’ya köprü Avrasya’yı oluşturması, zengin doğal gaz ve petrol yatakları olan Ortadoğu’ya sınır olması, geleceğin maddesi zengin Bor madenlerine sahip oluşumuz, artık hayatımızın bir parçası olan yüz maskelerinin hammaddesinin Türkiye’de olması, bundan sonra yükselişe geçecek olan İslam Dininin son kalesi ve bayraktarlığı.

Tabi her şey o kadar kolay değil. Ülkede birlik ve beraberliğinizi tam olarak sağlamalı, sosyal mesafe korunarak saflar tabiri caizse sıklaşmalı. Bu konuda hem devlete hem millete çok iş düşüyor tabi. Ama esas iş lidere düşmektedir.

Bu salgınla birlikte gördük ki; teknolojiye, AR-GE’ye, inovasyon, yerli ve milli üretime, savunma sanayisine ve artık yeni bir deyim olarak “Sağlık Savunma Sanayisine”, büyük önem vermek, bu işi bilen, liyakatli, güvenilir, çalışkan bireylere hem siyasette hem bürokraside hem devlet yönetiminde ciddi anlamda ihtiyaç olacak. Bunları biliyoruz.

Satranç oynayanlar da şunu iyi bilir. Konum ve şartlar sizden yana ise geriye doğru hamleleri yapmak kalır. Doğru hamleler ise belli. Ya kazanır vezir oluruz, ya mat olur rezil oluruz. Ben kazanacağımıza inanıyorum inşallah.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.