Ropörtaj (Web Sitesi) - Web Sitesi | Haber Girişi: 01.11.2021 - 08:43, Güncelleme: 01.11.2021 - 08:43

Prof.Dr. Necati Cemaloğlu; Kaliteli Eğitimin Kodları Var!...(1)

 

Prof.Dr. Necati Cemaloğlu; Kaliteli Eğitimin Kodları Var!...(1)

Sitemiz köşe yazarı Dr. Göktan AY’ın, Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi Eğitim Yönetimi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Necati CEMALOĞLU ile “9. Baskısı” yapılan “Eğitimin PIN Kodu” adlı eseri ile ilgili yaptığı söyleşiyi yayımlıyoruz…
AY: Sayın Hocam, nasılsınız? Yoğun çalışıyor, yazıyor, söyleşiler yapıyorsunuz. MÜZDAK Başkanı olarak, İstanbul Öğretmen Akademileri ile yaptığımız söyleşilere de zaman ayırdınız, teşekkür ederiz…. CEMALOĞLU: Bu fırsatı bana verdiğiniz için teşekkür ederim. AY: Kitabınızın ismini GSM telefonu alırken bulmuşsunuz… “Eğitimde PIN Kodu” derken neyi kastediyorsunuz? CEMALOĞLU: Kitabın adı, yaşadığım bir olayla ilgili. Kızılay’dan Gazi Üniversitesine  otobüsle gidiyordum. Arkamdaki koltukta oturan karı-koca sohbet ediyordu. Adam kadına: “Sevgilim, aşkım, bebeğim.” dedi. Kadın: “Geç bunları geç, sen adam olsan beş sene oldu evleneli, bir bilezik alıp koluma takamadın.” Cevabını verdi. O gün doktora dersim vardı. Öğrencilere. “Bu kadın-erkek anlaşabilir mi?” diye sordum. Öğrenciler, anlaşamaz dediler ama gerekçesini ifade edemediler. GaryChapman’ın “5 Sevgi Dili” kitabında ifade edilen 5 sevgi dili var. Adamın sevgi dili, “Onaylayıcı ve güzel söz”, kadının ise “Hediye” idi. Bu yüzden anlaşamıyorlardı. Bu bağlamda herkesin bir PIN kodu, yanlış girilirse PUK kodu gerekiyordu. Cep telefonu alırken öğrendiğim bu bilgi ile özdeşleştirip, kitabın adını “Eğitimin PIN Kodu” olarak koydum. Kitabın adının kısa hikâyesi budur. AY: Bir şeyi öğrenmek için, yönergeleri takip etmek mi, yoksa deneme-yanılma yolu mu geçerlidir? CEMALOĞLU: Aslında yönerge takip etmek gerekir. “Yönerge takip etme” becerisi okul öncesi eğitim kurumlarında, ailede ve sosyal çevrede kazanılır. Çocukların kırmızı, yeşil ve sarı renkte oyuncakları olduğunu varsayalım. Anne çocuğundan: “Kırmızı oyuncakları kırmızı kutuya, yeşil oyuncakları yeşil kutuya, sarı oyuncakları da sarı kutuya koymasını, en altta yeşil, ortada sarı en üstte de kırmızı kutu olacak şekilde duvar kenarına üst üste dizmesini” istemiş olsun. Çocuk bu yönergeleri takip ederek oyuncakları topladığında, yönerge takip etme becerisi kazanır. Ancak, bu yönerge takip etme becerisi ile birlikte renkleri, renklere göre sınıflamayı, üst üste dizmeyi ve trafik işaretleri ile ilişki kurmayı, bilgiyi transfer etme becerisini de kazanır.Yönerge takip etme becerisi kazanamayan öğrenciler; “matematik, fizik, kimya ve bilgisayar kullanmayı öğrenme gibi süreçlerde” başarısız olur. Çünkü paydaları eşit olmayan iki kesir sayısını toplamak için, önce paydaları eşitlemek ve çarpmak gerekir. Sonra payları toplamak, daha sonra da paydayı aynen yazıp sonucu sadeleştirmeyi öğrenmek, bir yönerge takip etme sürecidir. Bu yönergeyi takip edemeyen öğrenci ya da yönerge takip etme becerisini hiç kazanamayan öğrenci sadece “işlem ezberlemek” ve ezberlediği işlemle başarılı olmaya çalışmak dışında başka bir seçeneğe sahip değildir. Özellikle sayısal dersleri ezberleyerek başarılı olmak imkânsızdır. Aynı şekilde denklem çözme, ispat yapma, formül oluşturma da aslında yönerge takip etme becerisini kazanmayla doğrudan ilişkilidir. 0-36 ay arasında çocuklara çok küçük yönergelerle eylemde bulunmayı, bu yönergeleri takip ederek psikomotor becerilerini geliştirmeyi, yaptığı bir davranışın yönergelerini ifade etmeyi öğretildiğinde, başarılı olma düzeyinde de artış gözlenir. Toplum olarak bir ürünün kullanma kılavuzunu okuyarak, ürünü kullanmayı öğrenmek yerine, ya teknik servisten ya da deneme-yanılma yöntemiyle öğrenmeye çalışırız. Bu durum, aldığımız ürünü etkili kullanmamızı engeller. Ayrıca, ürünün diğer fonksiyonlarını öğrenemeyiz ve ürünün bozulmasına neden oluruz. Yönerge takip etme becerisi kazanamayan çocuklar, öğrenmedeki taksonomiyi göz ardı ettiklerini için bir türlü anlamlandırma stratejilerini kazanamazlar. Yönergedeki kopuk halka öğrenmenin gerçekleşmesini engeller ve birey parça bütün ilişkisini kuramaz. Özellikle yazılı metinlerden öğrenmek yerine bir anlatıcıdan öğrenmeye çalışmak da, yönerge takip ederek öğrenmenin önündeki olası engellerden birisidir. Bu sorunları çözmenin yolu, öğrencilere yönerge takip edebilme becerisi kazandırmak ve farklı işlemlerde tekrar edip pekiştirmesini sağlamaktır. Karmaşık alet ve makinaların mutfağımıza kadar girdiği, akıllı telefonun yaşantımızdaki önemi arttığı sürece, yönerge öğrenmenin önemi de her geçen gün artarak devam edecektir. AY:  Yaz tatilinde bir kısım çocuklar annelerine yardım için tarlalara gidiyor, bir kısmı da sitelerde zaman geçiriyor… “Beceri kazandırılması”  hangisinde daha başarılı oluyor? CEMALOĞLU: Kültürümüzde tatil kavramı “yatmak, uyumak, boş işler yapmak ve gezmek” şeklinde ifade edilir. Yaz tatili uzun bir dönemi kapsar. Bu aşamada çocuklara yeni bilgi ve beceri kazandırmak gerekir. Bir esnafın yanında çalışmak, yemek yapmak, temizlik yapmak, bir sanat dalı, sporla ilgilenmek, tarihi kültürel yerleri gezmek ve bu alanlarla ilgili araştırmalara yapmak gerekir. Yaz ayları, okul dışında daha etkin ve verimli öğrenme alanlarıdır. Örneğin, Akdeniz bölgesine giden çocuk, Akdeniz bölgesinin bitki örtüsünü, yeryüzü şekillerini, ekonomisini öğrenmek, Erzurum gezisinde “Erzurum Kongresi”ni, önemini, tarihi, alınan kararları araştırmak, fırsat eğitimi olarak ele alınabilir. Bu yüzden yaz tatilleri, beceri kazandırma sürecinde aktif olarak kullanılabilir. AY: Hala çözülemeyen bir sorun: “ceza ve ödüllendirme” Anne-babanın eğitimli olmadığı, okuma yazma oranının düşük olduğu ülkemizde bu nasıl aşılabilir? CEMALOĞLU: Ülkemizde ödül ve ceza yanlış kullanılmaktadır.‘’Ödül, başarıyı artırmada etkili bir değişken görevi üstlenir mi?’’ Bu sorunun cevabını bulmak için Lepper ve Green’in okul öncesi öğrencileri arasında yaptığı bir çalışmanın sonucunu analiz etmek gerekir. Araştırmacılar; okul öncesi öğrencilerinden, serbest zamanlarını resim çizerek geçirmeyi seçenleri belirleyerek bir deney planlamış. Bu çocukların severek yaptıkları bir aktiveyi ödüllendirmenin sonuçlarını belirlemeye çalışmışlar.Araştırmacılar öğrencileri üç ayrı gruba ayırarak ilk grubu “ödül teklif edilen öğrenciler” olarak belirlemişler. Bu çocuklara, üzerinde mavi bir kurdele ve öğrencinin adına yazılı “iyi oyuncu” sertifikasını göstererek bu ödüle sahip olacakları söylemişler. Öğrencilere, ödülü kazanmak için resim yapıp yapamayacaklarını sormuşlar. İkinci grup “ödül teklif edilmeyen öğrenciler” grubu olarak belirlenmiş. Araştırmacılar, onlara sadece resim yapmak isteyip istemediklerini sormuşlar. Resimleri bittiğinde onlara “iyi oyuncu” sertifikası vereceklerini belirtmişler. Üçüncü grup ise “hiç ödül verilmeyecek olan öğrenciler” grubudur. Araştırmacılar, onlara da resim yapmak isteyip istemediklerini sorarlar. İşin ilginç tarafı, bu öğrencilere sertifika vereceklerini taahhüt etmedikleri gibi araştırma sonucunda da sertifika vermeyeceklerdir.  Araştırma sonucunda ödül teklif edilenler, ödül teklif edilmeyenler ve hiç ödül verilmeyenler, resimlerini bitirip teslim ederler. İki hafta sonra öğretmenler okul öncesi öğrencilerinin serbest zamanlarında, onlardan kâğıt ve kalem çıkarmalarını isterken araştırmacılar da gizlice çocukları gözlemlemeye başlar. “Ödül teklif edilmeyen çocuklar” ile “hiç ödül verilmeyecek olanlar” aynı coşkuyla, tıpkı deney öncesindeki gibi keyif alarak resim yapmaya koyulurlar. Fakat ilk gruptakiler, başta ödül teklif edilen ve resimleri bitince ödüllendirilenler bu sefer ilgisiz kalırlar ve bu gruptaki öğrencilerin resim yapmak için daha az zaman ayırdıkları görülür. Amerika’da bir baba, oğluna okuduğu her kitap başına elli dolar vererek çocuğuna kitap okuma alışkanlığı kazandıracağını düşünür. Bu amaçla aldığı bir kitabı çocuğuna verir ve bir gün sonra bu kitabı okuyup gelirse kendisine 50 dolar vereceğini söyler. Çocuk kitabı alıp odasına çekilir. Bir gün sonra çocuk elinde kitap ile babasının yanına gelerek kitabı okuyup bitirdiğini söyler. İşin başında konuştukları gibi babasından bu kitabı okumanın karşılığı olarak 50 dolarını ister. Baba, çocuğuna kitabı okuyup okumadığını sorar. Çocuk ise kitabı okuyup bitirdiğini söyler. Baba, çocuğun elinden kitabı alarak kitabın son sayfasını açar ve kitabın son sayfasına yapıştırılmış olan 50 doları gösterir ve üzgün bir hâlde: ‘’Eğer kitabı okumuş olsaydın son sayfada yapıştırılmış olan 50 doları görürdün.’’ der. Örnek olay incelendiğinde baba ile çocuğunun amaçlarının birbirinden farklı olduğu ortadadır. Babanın amacı, ödül karşılığında çocuğuna kitap okuma davranışını kazandırmak iken; çocuğun amacı emek sarf etmeden 50 dolara yani ödüle ulaşmaktır. Bu örnek olayın bize anlattığı durum, ödül, etik bir sorunun ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir. Bu sebeple hem ödül hem de ceza istendik davranışların kazandırılmasını engelleyebilir. AY: Bugün bir sendika başkanı tasarruf çağrısında bulunmuş. Ekonomi iyiye gitmedikçe, ülkeyi yönetenlerin millete bu tarz çağrıları artıyor gibi. Milletimiz, zaten her dönem tasarruf yapıyor. Tasarruf, 60 yaş üzerindekilere öğretilmemişse, gençlere nasıl öğretilecek? Bir yerde yanlış mı yapıyoruz? CEMALOĞLU: Aslında tasarruf 11 yaş öncesi çocuklara ailede ve okulda öğretilmesi, toplumda pekişmesi gerekir. Tasarruf bilincinin kazandırılması, cimrilikle karıştırılmamalıdır. Çocuklara istek ile ihtiyaç arasındaki fark öğretilmeli, çocukların ihtiyaçlar üzerine odaklaşması, tasarruf yapmayı ve yaptığı tasarrufları istikrarlı bir biçimde yatırım araçlarına yönlendirme becerisini kazanmış olması gerekir. Toplum olarak çocuklarımıza tasarruf bilincinin kazandırıldığı aile ve toplum yaratamadığımız için, istendik davranışları kazandıramıyoruz. AY:  Anayasada; “Devlet eğitimde fırsat eşitliği sağlamakla yükümlüdür.” yazmakta. Eşitlik sağlandı mı? Özel okulların/kolejlerin çoğalması bu eşitliğe yardımcı oluyor mu, yoksa aradaki uçurumu açıyor mu? CEMALOĞLU: Eğitim sistemimizde “Fırsat ve İmkân Eşitliği” sadece resmi belgeler üzerinde vardır. Gerçek hayatta orta sınıf ortadan kalktığı için, eğitimde fırsat eşitliğinden söz edilememektedir. Covid-19 sürecinde dezavantajlı aile çocuklarının öğrenme kayıpları 3 yıla çıktığına göre, makas gittikçe açılmaktadır. Eğitim ve gelir düzeyi yüksek aileler, çocuklarının eğitim sorunlarını kendi imkânları ile çözdü. Bilgisayarı, interneti, kitabı, yardımcı kaynakları olmayan, canlı eğitimleri izleyemeyen öğrenciler, mağdur oldu. Merkezi sınavlarda bu durumu çok net görüyoruz. Özel okullar, ayrıcalıklı sınıf yarattığı için eşitsizliği daha da içinden çıkılamaz hale dönüştürdü. Eğitimde fırsat ve imkân eşitliğini sağlamak, demokratik ve sosyal devletin görevidir. Eğitim vazgeçilemez ve devredilemez bir haktır. Devletin, eğitimde ayrıca fırsat adaletini de sağlama sorumluluğu vardır. Devam edeceğiz…
Sitemiz köşe yazarı Dr. Göktan AY’ın, Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi Eğitim Yönetimi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Necati CEMALOĞLU ile “9. Baskısı” yapılan “Eğitimin PIN Kodu” adlı eseri ile ilgili yaptığı söyleşiyi yayımlıyoruz…

AY: Sayın Hocam, nasılsınız? Yoğun çalışıyor, yazıyor, söyleşiler yapıyorsunuz. MÜZDAK Başkanı olarak, İstanbul Öğretmen Akademileri ile yaptığımız söyleşilere de zaman ayırdınız, teşekkür ederiz….

CEMALOĞLU: Bu fırsatı bana verdiğiniz için teşekkür ederim.

AY: Kitabınızın ismini GSM telefonu alırken bulmuşsunuz… “Eğitimde PIN Kodu” derken neyi kastediyorsunuz?

CEMALOĞLU: Kitabın adı, yaşadığım bir olayla ilgili. Kızılay’dan Gazi Üniversitesine  otobüsle gidiyordum. Arkamdaki koltukta oturan karı-koca sohbet ediyordu. Adam kadına: “Sevgilim, aşkım, bebeğim.” dedi. Kadın: “Geç bunları geç, sen adam olsan beş sene oldu evleneli, bir bilezik alıp koluma takamadın.” Cevabını verdi. O gün doktora dersim vardı. Öğrencilere. “Bu kadın-erkek anlaşabilir mi?” diye sordum. Öğrenciler, anlaşamaz dediler ama gerekçesini ifade edemediler. GaryChapman’ın “5 Sevgi Dili” kitabında ifade edilen 5 sevgi dili var. Adamın sevgi dili, “Onaylayıcı ve güzel söz”, kadının ise “Hediye” idi. Bu yüzden anlaşamıyorlardı. Bu bağlamda herkesin bir PIN kodu, yanlış girilirse PUK kodu gerekiyordu. Cep telefonu alırken öğrendiğim bu bilgi ile özdeşleştirip, kitabın adını “Eğitimin PIN Kodu” olarak koydum. Kitabın adının kısa hikâyesi budur.

AY: Bir şeyi öğrenmek için, yönergeleri takip etmek mi, yoksa deneme-yanılma yolu mu geçerlidir?

CEMALOĞLU: Aslında yönerge takip etmek gerekir. “Yönerge takip etme” becerisi okul öncesi eğitim kurumlarında, ailede ve sosyal çevrede kazanılır. Çocukların kırmızı, yeşil ve sarı renkte oyuncakları olduğunu varsayalım. Anne çocuğundan: “Kırmızı oyuncakları kırmızı kutuya, yeşil oyuncakları yeşil kutuya, sarı oyuncakları da sarı kutuya koymasını, en altta yeşil, ortada sarı en üstte de kırmızı kutu olacak şekilde duvar kenarına üst üste dizmesini” istemiş olsun. Çocuk bu yönergeleri takip ederek oyuncakları topladığında, yönerge takip etme becerisi kazanır. Ancak, bu yönerge takip etme becerisi ile birlikte renkleri, renklere göre sınıflamayı, üst üste dizmeyi ve trafik işaretleri ile ilişki kurmayı, bilgiyi transfer etme becerisini de kazanır.Yönerge takip etme becerisi kazanamayan öğrenciler; “matematik, fizik, kimya ve bilgisayar kullanmayı öğrenme gibi süreçlerde” başarısız olur. Çünkü paydaları eşit olmayan iki kesir sayısını toplamak için, önce paydaları eşitlemek ve çarpmak gerekir. Sonra payları toplamak, daha sonra da paydayı aynen yazıp sonucu sadeleştirmeyi öğrenmek, bir yönerge takip etme sürecidir. Bu yönergeyi takip edemeyen öğrenci ya da yönerge takip etme becerisini hiç kazanamayan öğrenci sadece “işlem ezberlemek” ve ezberlediği işlemle başarılı olmaya çalışmak dışında başka bir seçeneğe sahip değildir. Özellikle sayısal dersleri ezberleyerek başarılı olmak imkânsızdır. Aynı şekilde denklem çözme, ispat yapma, formül oluşturma da aslında yönerge takip etme becerisini kazanmayla doğrudan ilişkilidir.

0-36 ay arasında çocuklara çok küçük yönergelerle eylemde bulunmayı, bu yönergeleri takip ederek psikomotor becerilerini geliştirmeyi, yaptığı bir davranışın yönergelerini ifade etmeyi öğretildiğinde, başarılı olma düzeyinde de artış gözlenir. Toplum olarak bir ürünün kullanma kılavuzunu okuyarak, ürünü kullanmayı öğrenmek yerine, ya teknik servisten ya da deneme-yanılma yöntemiyle öğrenmeye çalışırız. Bu durum, aldığımız ürünü etkili kullanmamızı engeller. Ayrıca, ürünün diğer fonksiyonlarını öğrenemeyiz ve ürünün bozulmasına neden oluruz. Yönerge takip etme becerisi kazanamayan çocuklar, öğrenmedeki taksonomiyi göz ardı ettiklerini için bir türlü anlamlandırma stratejilerini kazanamazlar. Yönergedeki kopuk halka öğrenmenin gerçekleşmesini engeller ve birey parça bütün ilişkisini kuramaz. Özellikle yazılı metinlerden öğrenmek yerine bir anlatıcıdan öğrenmeye çalışmak da, yönerge takip ederek öğrenmenin önündeki olası engellerden birisidir. Bu sorunları çözmenin yolu, öğrencilere yönerge takip edebilme becerisi kazandırmak ve farklı işlemlerde tekrar edip pekiştirmesini sağlamaktır. Karmaşık alet ve makinaların mutfağımıza kadar girdiği, akıllı telefonun yaşantımızdaki önemi arttığı sürece, yönerge öğrenmenin önemi de her geçen gün artarak devam edecektir.

AY:  Yaz tatilinde bir kısım çocuklar annelerine yardım için tarlalara gidiyor, bir kısmı da sitelerde zaman geçiriyor… “Beceri kazandırılması”  hangisinde daha başarılı oluyor?

CEMALOĞLU: Kültürümüzde tatil kavramı “yatmak, uyumak, boş işler yapmak ve gezmek” şeklinde ifade edilir. Yaz tatili uzun bir dönemi kapsar. Bu aşamada çocuklara yeni bilgi ve beceri kazandırmak gerekir. Bir esnafın yanında çalışmak, yemek yapmak, temizlik yapmak, bir sanat dalı, sporla ilgilenmek, tarihi kültürel yerleri gezmek ve bu alanlarla ilgili araştırmalara yapmak gerekir. Yaz ayları, okul dışında daha etkin ve verimli öğrenme alanlarıdır. Örneğin, Akdeniz bölgesine giden çocuk, Akdeniz bölgesinin bitki örtüsünü, yeryüzü şekillerini, ekonomisini öğrenmek, Erzurum gezisinde “Erzurum Kongresi”ni, önemini, tarihi, alınan kararları araştırmak, fırsat eğitimi olarak ele alınabilir. Bu yüzden yaz tatilleri, beceri kazandırma sürecinde aktif olarak kullanılabilir.

AY: Hala çözülemeyen bir sorun: “ceza ve ödüllendirme” Anne-babanın eğitimli olmadığı, okuma yazma oranının düşük olduğu ülkemizde bu nasıl aşılabilir?

CEMALOĞLU: Ülkemizde ödül ve ceza yanlış kullanılmaktadır.‘’Ödül, başarıyı artırmada etkili bir değişken görevi üstlenir mi?’’ Bu sorunun cevabını bulmak için Lepper ve Green’in okul öncesi öğrencileri arasında yaptığı bir çalışmanın sonucunu analiz etmek gerekir. Araştırmacılar; okul öncesi öğrencilerinden, serbest zamanlarını resim çizerek geçirmeyi seçenleri belirleyerek bir deney planlamış. Bu çocukların severek yaptıkları bir aktiveyi ödüllendirmenin sonuçlarını belirlemeye çalışmışlar.Araştırmacılar öğrencileri üç ayrı gruba ayırarak ilk grubu “ödül teklif edilen öğrenciler” olarak belirlemişler. Bu çocuklara, üzerinde mavi bir kurdele ve öğrencinin adına yazılı “iyi oyuncu” sertifikasını göstererek bu ödüle sahip olacakları söylemişler. Öğrencilere, ödülü kazanmak için resim yapıp yapamayacaklarını sormuşlar. İkinci grup “ödül teklif edilmeyen öğrenciler” grubu olarak belirlenmiş. Araştırmacılar, onlara sadece resim yapmak isteyip istemediklerini sormuşlar. Resimleri bittiğinde onlara “iyi oyuncu” sertifikası vereceklerini belirtmişler. Üçüncü grup ise “hiç ödül verilmeyecek olan öğrenciler” grubudur. Araştırmacılar, onlara da resim yapmak isteyip istemediklerini sorarlar. İşin ilginç tarafı, bu öğrencilere sertifika vereceklerini taahhüt etmedikleri gibi araştırma sonucunda da sertifika vermeyeceklerdir.  Araştırma sonucunda ödül teklif edilenler, ödül teklif edilmeyenler ve hiç ödül verilmeyenler, resimlerini bitirip teslim ederler. İki hafta sonra öğretmenler okul öncesi öğrencilerinin serbest zamanlarında, onlardan kâğıt ve kalem çıkarmalarını isterken araştırmacılar da gizlice çocukları gözlemlemeye başlar. “Ödül teklif edilmeyen çocuklar” ile “hiç ödül verilmeyecek olanlar” aynı coşkuyla, tıpkı deney öncesindeki gibi keyif alarak resim yapmaya koyulurlar. Fakat ilk gruptakiler, başta ödül teklif edilen ve resimleri bitince ödüllendirilenler bu sefer ilgisiz kalırlar ve bu gruptaki öğrencilerin resim yapmak için daha az zaman ayırdıkları görülür.

Amerika’da bir baba, oğluna okuduğu her kitap başına elli dolar vererek çocuğuna kitap okuma alışkanlığı kazandıracağını düşünür. Bu amaçla aldığı bir kitabı çocuğuna verir ve bir gün sonra bu kitabı okuyup gelirse kendisine 50 dolar vereceğini söyler. Çocuk kitabı alıp odasına çekilir. Bir gün sonra çocuk elinde kitap ile babasının yanına gelerek kitabı okuyup bitirdiğini söyler. İşin başında konuştukları gibi babasından bu kitabı okumanın karşılığı olarak 50 dolarını ister. Baba, çocuğuna kitabı okuyup okumadığını sorar. Çocuk ise kitabı okuyup bitirdiğini söyler. Baba, çocuğun elinden kitabı alarak kitabın son sayfasını açar ve kitabın son sayfasına yapıştırılmış olan 50 doları gösterir ve üzgün bir hâlde: ‘’Eğer kitabı okumuş olsaydın son sayfada yapıştırılmış olan 50 doları görürdün.’’ der. Örnek olay incelendiğinde baba ile çocuğunun amaçlarının birbirinden farklı olduğu ortadadır. Babanın amacı, ödül karşılığında çocuğuna kitap okuma davranışını kazandırmak iken; çocuğun amacı emek sarf etmeden 50 dolara yani ödüle ulaşmaktır. Bu örnek olayın bize anlattığı durum, ödül, etik bir sorunun ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir. Bu sebeple hem ödül hem de ceza istendik davranışların kazandırılmasını engelleyebilir.

AY: Bugün bir sendika başkanı tasarruf çağrısında bulunmuş. Ekonomi iyiye gitmedikçe, ülkeyi yönetenlerin millete bu tarz çağrıları artıyor gibi. Milletimiz, zaten her dönem tasarruf yapıyor. Tasarruf, 60 yaş üzerindekilere öğretilmemişse, gençlere nasıl öğretilecek? Bir yerde yanlış mı yapıyoruz?

CEMALOĞLU: Aslında tasarruf 11 yaş öncesi çocuklara ailede ve okulda öğretilmesi, toplumda pekişmesi gerekir. Tasarruf bilincinin kazandırılması, cimrilikle karıştırılmamalıdır. Çocuklara istek ile ihtiyaç arasındaki fark öğretilmeli, çocukların ihtiyaçlar üzerine odaklaşması, tasarruf yapmayı ve yaptığı tasarrufları istikrarlı bir biçimde yatırım araçlarına yönlendirme becerisini kazanmış olması gerekir. Toplum olarak çocuklarımıza tasarruf bilincinin kazandırıldığı aile ve toplum yaratamadığımız için, istendik davranışları kazandıramıyoruz.

AY:  Anayasada; “Devlet eğitimde fırsat eşitliği sağlamakla yükümlüdür.” yazmakta. Eşitlik sağlandı mı? Özel okulların/kolejlerin çoğalması bu eşitliğe yardımcı oluyor mu, yoksa aradaki uçurumu açıyor mu?

CEMALOĞLU: Eğitim sistemimizde “Fırsat ve İmkân Eşitliği” sadece resmi belgeler üzerinde vardır. Gerçek hayatta orta sınıf ortadan kalktığı için, eğitimde fırsat eşitliğinden söz edilememektedir. Covid-19 sürecinde dezavantajlı aile çocuklarının öğrenme kayıpları 3 yıla çıktığına göre, makas gittikçe açılmaktadır. Eğitim ve gelir düzeyi yüksek aileler, çocuklarının eğitim sorunlarını kendi imkânları ile çözdü. Bilgisayarı, interneti, kitabı, yardımcı kaynakları olmayan, canlı eğitimleri izleyemeyen öğrenciler, mağdur oldu. Merkezi sınavlarda bu durumu çok net görüyoruz. Özel okullar, ayrıcalıklı sınıf yarattığı için eşitsizliği daha da içinden çıkılamaz hale dönüştürdü. Eğitimde fırsat ve imkân eşitliğini sağlamak, demokratik ve sosyal devletin görevidir. Eğitim vazgeçilemez ve devredilemez bir haktır. Devletin, eğitimde ayrıca fırsat adaletini de sağlama sorumluluğu vardır.

Devam edeceğiz…

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve enpolitik.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.