Öne Çıkanlar Avcılar saldıranlar kısıtlama kampanya rapor

Gelecek Partili Neslihan Çevik Z kuşağını ve siyasetin gündemini yorumladı: 'Tek adamlık şovu sona ermelidir'

Gelecek Partisi İletişim Başkanı Dr.Neslihan Çevik, Halk TV’de Ata Arslan’ın canlı yayın konuğu oldu. Çevik, Türkiye’nin gündemine ilişkin soruları yanıtladı ve değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaştı. Çevik’in değerlendirmelerinden satır başlarıysa şöyle:

'AYASOFYA KARARININ ARTIK SİYASETE ALET EDİLMEMESİNİ DİLİYORUM'

Danıştay’ın 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etmesiyle yeniden camii statüsüne geçen Ayasofya’nın durumu hakkında konuşan Çevik ‘’Bu karar hukuki bir karardır, bu vesileyle öncelikle 24 Temmuz’da Ayasofya’da namazlarını kılacak tüm vatandaşlarımızın ibadetlerinin kabul olmasını diliyorum. Diliyorum ama artık bu kararın siyasete alet edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Yarın uyansanız başkan olsanız öncelikle ne yaparsınız ? Kurmaylarınızı, çalışma arkadaşlarınızı, bakanlarınızı, danışmanlarınızı toplar ve durum değerlendirmesi yaparsınız. Bu toplantıda sizlere işsizliğin %22’ye geldiğini, enflasyonun uçup gittiğini, her dört geçten bir tanesinin işsiz olduğunu söyleyecekler. Sonra siz arkanıza yaslanacaksınız ve hiç merak etmeyin Ayasofya’yı ibadete açıyorum gerisi gelir diyecekseniz. Bu sizce de tuhaf değil mi? Ülkemizin gündeminde çözüm bekleyen sorunlar var, biz Gelecek Partisi olarak bir adımın doğruluğunu ülkeyi ileriye götürüp götürmeyeceğine bakarak tartıyoruz. Eğer bir karar bu ülkeyi bir adım ileriye götürecekse destekçisiyiz ama bunca sorun varken enerjimiz, kaynaklarımız, gücümüz kısıtlıyken neden bunları sorunları çözmek için kullanmak yerine popülist adımlar atalım? Enerjimizi, kaynaklarımızı, potansiyelimizi ülkemizi ileriye götürecek şeyler için kullanmamız lazım.’’ ifadelerini kullandı.

PANDEMİYLE BERABER YENİ SİSTEMİN BÜTÜN AÇIKLARINI GÖRDÜK

Ülkeyi bir yere götürmeyen, sorunlara çözüm önerileri geliştirmeyen suni siyasi gündemlerin anlamsız olduğunu kaydeden Çelik, Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin aksaklıklarına değindi. ‘’Aslında bu pandemiyle birlikte 2017 yılında getirilen sistemin bütün açıklarını, kusurlarını, sorunlarını gördük hep birlikte. Bürokratik oligarşinin sonunu getireceğini iddia ederek, devletin hızlı karar almasını sağlayacağını iddia ederek, Türkiye’nin modernleşeceğini iddia ederek, siyasaların düzeleceğini iddia ederek getirdikleri sistem bu mudur hakikaten? Türkiye’nin geldiği nokta hakikaten bu mudur? Ben size Türkiye’nin nerede olduğunu istatistiksel verilerle söyleyeyim enflasyon rakamlarına göre %0,4 düzeyinde seyreden ülkeler gelişmiş ülkeler, %4,2 düzeyinde seyreden ülkeler gelişmekte olan ülkeler ve Türkiye’nin enflasyonu %12,7. Tabii bir de bu açıklanan enflasyon oranı, biliyorsunuz işin bir de algı kısmı var. COVID-19’la beraber gelişen süreçte hep birlikte gördük ki bir tek adam figürüyle, bir tek adam şovuyla; bizim toplumsal sorunları, ekonomik sorunları, adalet sorunlarını çözmemiz mümkün değil. Tek adamlık şovu sona ermelidir.’’ dedi.

GENÇLERİ SEÇMEN POTANSİYELİNDEN ZİYADE GELECEK POTANSİYELİ OLARAK GÖRÜYORUZ

Çevik, sözlerine akademik alanda yaptığı çalışmalardan da yola çıkarak bugünlerde çokça konuşulan gençliği ve Z Kuşağını değerlendirerek devam etti:

‘’Önce şunu söylemek isterim, biz gençlerle alakalı çalışmalarımıza onlar siyasi gündeme oturmalarından önce başladık. Disslike hadisesinden önce biz gençler hakkında analizlerimizi, çalışmalarımızı ve planlamalarımızı yürütüyorduk. Biz gençleri seçmen potansiyelinden ziyade gelecek potansiyeli olarak görüyoruz. Mantıksal açıdan baktığımızda da onlar bizden daha uzun süre yaşayacaklar, bizden daha çok iş yapacaklar ve bu ulusun geleceğini de onlar tayin edecekler. Bir yanlış anlaşılmayı da düzeltmek istiyorum. Kuşak dediğimiz esasında bir yaş grubudur ama nesil kendi öncekinden farklı ve yüksek ihtimalle kendisinden sonra gelecekten de farklı olan bir popülasyon grubudur. Dolayısıyla Z ve Y kuşağı birbirinden farklı kuşaklar olmasına rağmen aynı nesildir. Z’den bahsettiğimiz zaman bir nesil olarak ele almamız gerekiyor. Nesil olarak ne farklılıkları var bunları irdeleyelim. Genelde Z kuşağı hakkında belli yakıştırmalar yapıldı. Nedir bunlar? Tüketiciler, bireyseller, dini ve milli değerlerden uzak, apolitik gibi özellikler atfedildi. Uluslararası arenada onlarca ülkede çalışma yürütme, gözlem yapma ve araştırma şansına sahip olmuş bir sosyolog olarak söylemeliyim ki aslında tüm bu yakıştırmalar, bu kuşakları tanımlamaktan çok bizim onlara bakış açımızı tanımlıyor. ‘’

PEKİ ONLAR NASIL?

‘’Apolitik değiller ama bizim alışılagelmiş şekilde tanımladığımız biçimde siyasi değiller. Sadece oy vermek, gazete okumak, basını takip etmek siyasetle sınırlı olmamalıdır diye düşünüyorlar. Onlar, kendilerinin de sürece katılabildikleri siyasi hareketleri arzu ediyorlar. Örnekler çok ABD’de Black Lives Matter, Türkiye’de Gezi Parkı organizasyonları bunlara örnektir. Bu nesil bu kadar apolitikti de bu hareketleri neden başlattılar o zaman? Bu neslin en büyük özelliklerinden biri giderek post-ideolojik bir düşünce sistemi inşa etmeleri. Onlar için artık kalıplaşmış dogmatik ideolojiler, kahramansı liderler yok. Ayrıca 60-70’li yıllarda görüldüğü gibi partici de değiller, bir parti etrafında kümelenmiyorlar. Onlar için önemli olan olaylar ve prensipler. Kadın hakları, hayvan hakları, doğa hakları, teknoloji, adalet, eşitlik gibi kavramların etrafında kümeleniyorlar. Bu yüzden önceki nesiller baktığında, onları bir partinin etrafında göremediğinde apolitik yakıştırması yapıyorlar. Halbuki gayet politikler sadece politik oluşları önceki nesillerden oldukça farklı. Gençler sosyal medyalarda, sokakta, sanatta ve hayatta sorunları konuşuyorlar. Aslında onlar seçimi ve siyaseti sandığın dışına taşırıp hayatın içine dahil ediliyorlar. Bu yönüyle baktığımızda bizden de daha politikler. ‘’

'UNICORNLAR İŞTE BÖYLE ORTAYA ÇIKIYOR'

‘’İşin biraz da ekonomik boyutunu ele alalım çünkü ekonomik açıdan gençler suçlanıyor. Gençler görece daha az emekle daha çok para kazanmak istedikleri için suçlanıyorlar, otoriteye ve baskıya pek gelemedikleri için suçlanıyorlar, sıkı kurallara riayet etmedikleri için suçlanıyorlar. 20.yüzyılda daha farklı bir dünya vardı, bir işiniz olurdu ve bu işte doğru kurallar çerçevesinde 40-50 yıl çalışırdınız garantici bir ömür sürerdiniz. Fakat günümüzde artık yatay ve dikey geçişkenliğe açık; riskli bir dünyada yaşıyoruz. Bu sayede gençler girişimci düşüncelerin artmasına vesile oluyorlar, kendi şanslarını yaratmak isterken üretken fikirlerin doğuşunu mümkün kılıyorlar. Bu gençler düğmelerini ilikleyip boyun eğmek yerine, otoriteye tapmak yerine farklı fikirler sayesinde işte müthiş unicornların oluşmasını sağlıyorlar.’

KÜLTÜRE VE DİNİ DEĞERLERE BAKIŞ AÇILARI OLDUKÇA FARKLI

‘’Kültüre ve dine bakış açıları noktasında da ciddi olarak örseleniyorlar. Müslüman ülkelerde yaşayan Z kuşağı gençler nezdinde toplanan verilere göre onlar için aile kurmak, din ve gelenekler onlar için önemli. Hipster kavramı vardır biliyorsunuz, bu kavram esasında eskiden kopmak değil eskiyi otantik bir tavırla sahipleniştir. Esasında bu gençlerin değerlerle problemleri yok, değerleri yeni yaklaşımlarla yorumlama kaygıları var. Araştırmalar bunları işaret ederken, biz neden bu gençleri yozlaşmış olarak yorumluyoruz? Çünkü yaklaşımlarda farklılıklar var, gençler artık hiyerarşik ve bireysel özgürlüğü kısıtlayan kolektif yapılardan kabus gibi kaçıyorlar. Örneğin ABD’de son yıllarda camisizler diye adlandırılan bir Müslüman grup oluştu. Bu grubu genç Müslümanlar oluşturuyor, çoğu da dindarlar. Ama artık Cami’ye gitmemeyi tercih ediyorlar niçin gitmiyorlar? Orada vaaz veren imamın onların gündelik yaşantılarına, onların değerlerine, onların hayatlarına dair uygun söylemler yakalayamadığını bu yüzden de doğan fraksiyonu görüyor.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ SİYASİ SEBEPLERLE KARALANIYOR

Çevik, İstanbul Sözleşmesi konusunda kendisine yöneltilen sorulara ‘’Hani diyorlar ya biz sözleşmenin ne olduğunu bilmeden imzaladık, bize bunu yutturdular, emperyalist güçlerin oyunuydu vesaire diye. Öncelikle şurada anlaşalım bu sözleşmenin imzalanmasında konunun muhatabı olan siyasi kurumlar tamamıyla sürecin içindeydi. Bakanlıklar, komisyonlar, meclis hepsi süreçte etkin rol aldı. Bunu netleştirelim çünkü biz bilmiyorduk, bize anlatmadılar diye mağduru oynama hakkı kalmasın kimsenin. Bu sözleşmenin adı Kadına Karşı Şiddeti ve Aile İçi Şiddeti Engelleme Sözleşmesi. Bu sözleşmede merkeze alınan, korunan kadın. Bir ibareden yola çıkılarak bu sözleşmenin LGBT savunucusu olduğu tuhaf iddiası ortaya atılıyor. Bu ibarede de hiçbir devlet, bir vatandaşına din, dil, ırk, cinsiyet ve cinsiyet yönelimi dolayısıyla ayrımcılık yapamaz diyor. Bunun neresi yanlıştır? Bu yanlışsa şunu mu savunmalıyız; evet, devlet vatandaşlara belli sebeplerle işkence yapabilir veya belli sebeplerle işkence yapanları affedebilir. Burada İstanbul Sözleşmesi’ne karşı açıkça karalama kampanyası var, bu karalama kampanyası siyasi sebeplerle yürütülüyor. İstanbul Sözleşmesi Türkiye’de uzun yıllardır çözümsüz kalan sorunların çözülmesi noktasında doğan bir ihtiyacın gereğiydi. Kaldıralım diyenler İstanbul Sözleşmesi’nden önce yetersiz kalan kanunları neden konuşmuyor? Ya da kaldıralım diyenler yerine ne getireceğiz diye düşünüyorlar mı? ‘’ şeklinde yanıtladı.

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.