Malum on iki Eylül'ü geride bıraktık.

Her kesimden yapılan açıklamalara baktığımızda yurdum insanının demokrasi arzusu ve birikimini görmemek mümkün değil.

Böyle olması sevindirici.

Yaşadığımız pandemi sürecinden dolayı hayatın birçok alanında bir yavaşlama ve ertelemelerle karşı karşıya kaldık.

Ertelediğimiz işlerden biri de siyasi partilerin kongreleriydi.

Pandemide alınan tedbirler gevşetilince, ertelenen siyasi parti kongreleri yapılmaya başlandı.

Geçmişte yaşanan ve demokrasiyi askıya alan darbelere karşı olduğumuzu söyleyerek ortaya koyduğumuz demokratik duyarlılığı, partilerin yaptığı kongrelerde göstermeyince insan samimiyet sorgulaması yapmadan edemiyor.

Kendi üyelerine güvenmeyen, üyelerinin beldesinde, ilçesinde, ilinde kiminle çalışacağını belirlemesinden kuşku duyan partiler demokrat olabilir mi?

Siyaset üzerinde vesayet kuran darbecilere karşı olmakta samimiyet sınavını kazanabilir mi?

Buna vereceğimiz makul cevap elbette hayır olacaktır.

Peki, partilerimiz parti içi demokrasiyi işletme konusunda insanımıza güven veriyor mu?

Bu soruya vereceğimiz cevap hayırdır.

Apolitik olmakla suçlanan gençler, niye bu siyasi atmosfer içine girerek iradelerini ipotek altına soksunlar?

Böyle bir atmosfer içinde boğulsunlar?

Bu soruya verilecek makul cevap yoktur.

İş umuduyla gençleri partilerde tutmak, pragmatist gençler için tercih sebebi olabilir.

Adalet duygusunu yitirmemiş gençler ise, bu duruma asla tevessül etmez.

Edenler dahi bir müddet sonra isyan eder.

Bilinmeli ve unutulmamalıdır ki;

bir ülkede demokratik siyasetin varlığı, vesayet odaklarının elindeki güçle, seçilmişlere yapılan müdahaleyle tehdit altında olmaz.

Doğrudan veya dolaylı olarak seçmen iradesini engellemek, hukukun siyasallaşması, yargıya olan güven endeksinin zayıflaması, ekonominin devlet müdahalesiyle kamunun değil, bazı firmaları korunmak için piyasaya müdahale, bürokraside kayırmacılığın boy göstermesi ve kamu özgürlüğünü kısıtlayan otoriteryen anlayışın yönetimde egemen olmasıyla, içeriği boşaltılarak, siyasi kurumları etkisizleştirmek yoluyla demokratik olma niteliğini kaybeder.

Bütün bunlar, seçimle gelen siyasi irade eliyle yapıldığında, demokratik açıdan meşru olmaz.

'Meşru kabul edilir, diyenleriniz varsa ve seçilmiş olmak yeterlidir' diyorsa eğer, batılı ülkelerle; Rusya başta olmak üzere Asya'daki Türk Cumhuriyetleri, Orta doğu ve Afrika'da seçimle yönetime gelen ülkelerle aralarında var olan farkı birilerinin izah etmesi gerekir.

Şunu fark etmeliyiz;

İktidarın 'Milli İrade' sosuyla pekiştirmek istediği demokrasi anlayışı, otoriteryen yönetim anlayışını beslemektedir.

'Bir ülkenin kalkınması için demokrasi şart değildir' demenin başka izahı yoktur.

Yine hukukun temel ilkelerinin evrensel olduğu, bir çok ülkeyle uluslararası yasaların altına imza atan ülkenin Yargıtay başkanının adli yıl açılışında bugüne kadar öğrendiği hukuk bilgisi ve birikiminin aksine 'Yerli ve Milli' hukuk talebini dillendirmesi ülkemizin İleri demokrasi ülküsünden, evrensel yönetim anlayışlarından vazgeçmesinin işareti olarak görülmelidir.

Bu anlayışa sahip parti veya partilerin demokrasi anlayışlarıyla partilerinde demokratik kanalları açık tutması kesinlikle düşünülemez.

Partilerin bu tutumlarından, parti içi demokrasi ve ülkenin demokratik değerlerine verdiği önemi kavramış oluruz sadece.

Eğer partilerde, bırakın ön seçimi belde, ilçe, il ve büyük kongreler tek listeyle yapılıyor ve çıkan listelere türlü bahanelerle engel çıkarılıyor, üyeler saf dışı ediliyorsa, bu demokrasi 'nevi şahsına münhasır' demokrasidir ve siyasal olarak hiçbir meşruiyeti yoktur.

İnsanlık tarihine baktığımızda,

rızaya dayalı idare düzeni kuramayan yönetimler, elindeki güçle kurulu düzeni zoraki sürdürmek istemişlerdir.

İçinde bulunduğumuz durumdan çıkmak için; durumu değiştirmeye gücü yetmeyenler, var olan bu oyunu ya terk etmeli, yada yeni demokratik mecralara katılmalı veyahut kendileri yeni mecralar oluşturmalıdır.

Bunun dışında bir yol yoktur.

Kongrelerde parti içi demokrasi talep edenler bilmelidir ki, bu en temel hakkı kendilerine vermeyenler, yücelttikleri ve iyi niyetinden emin oldukları liderlerinin talimatıyla yapıldığını kabul etmelidirler.

Yapılanların başka izahı yoktur.

Liderlerin ortaya koyduğu kutuplaştırıcı üslup, yapılanların meşruiyet zeminini oluşturan enstrümanlardır.

Buna birde dış politikada ortaya konan içi boş, nezaketten uzak meydan okumaları eklemek lazım.

Öncelikle, kutuplaştırıcı siyaset ve kullanılan nezaketsiz dilin tehlikesini görmek lazımdır.

Bu tehlike görülmezse, otoriter yönetimin inşasına taş taşımaya devam edilir.

Geçmişte kölelerin sultanların saraylarının inşasına taş taşıdıkları gibi bizde bu değirmene su taşırız.

Önümüzde duran tercih şudur;

ya adaletten, ahlaktan, özgürlüklerden yana olacağız yahut 'Milli İrade, Yerli ve Millilik' sosuyla örtülmeye çalışılan hukuksuzluk, nepotizm, kayırmacılık, yurt içinde üretilen gelirin denetimden uzak bir şekilde yandaşlarla bölüşülmesine, fakirleşmemize evet diyeceğiz.

Tercih bizim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.