28 Şubat sürecini hatırlayın, üniversite kapılarından geri dönderilen, mağdur edilen  başörtülü öğrenciler için onları savunanların gerekçesi demokrasi ve insan hakları idi. Şimdi iktidarın çanağını yalayan yazarların  neredeyse hepsi  o tarihlerde çoğulculuğu savunuyordu.

Başarısız ANASOL-M iktidarından sonra AKP iktidara geldi, demokrasi, özgürlük ve yoksullukla mücadele vaat etti. İnsanlar 28 Şubat sürecinden kurtulmanın baskısı ile AKP'ye koştular. AKP bir iktidarını pekiştirinceye kadar demokrasi sakızını çiğnemeye, toplumu bu yolla afyonlamaya devam etti. 2010 referandumundan sonra eli kolu açılınca gerçek yüzünü göstererek gittikçe otokrat, baskıcı, muhalefete hayat hakkı tanımayan, farklı düşüncelere düşmanca yaklaşan bir hüviyete büründü.

Dün söz konusu başörtüsü olunca demokrasi demokrasi diye bağıranlar bugün giderek otokratlaşan iktidara destek vermekte  beis görmüyorlar. Farklı düşünenleri din çerçevesinin dışına çıkararak toplumun en köklü ve en yaygın bütünleşme aracını ayrışma, kutuplaştırma aracı haline getiriyorlar. Halk ve muhalefeti ikna yoluyla yapılması gereken düzenlemeleri kendilerinden başkalarını yok sayarak yapıyorlar. Demokrasiyi,  günümüzün en az mahsurlu bir yönetim biçimi olarak görmek yerine amaca varmak için geçici bir vasıta olarak görüyorlar. Netice olarak Türkiye her gün biraz daha geriye gidiyor.

Hiç bir iktidar denetlenemeyen bir iktidar kadar tehlikeli değildir. Denetlenemeyen bir iktidarda hukukun yerine keyfilik hakim olur. İktidarın gücü, millet için değil, kişisel hırslar, çıkarlar için kullanılır. Denetlenemeyen bir güce sahip olmak iktidar sahiplerini yolsuzluğa, hırsızlığa, rüşvete teşvik eder. Çünkü onları durduracak, frenleyecek veya dengeleyecek hiç  bir mekanizma yoktur. Eğer basın da bu kumpasa dahil olmuşsa halkın hiç bir şeyden haberi olmaz. Ülke geriye gittikçe ileri gittiği sanılır, tıpkı Almanya'da olduğu gibi Rus uçakları Berlin'i bombalarken,  basının yönlendirmesiyle savaşın kazanıldığı düşünülür. Toplum gerçeği görmesin diye her gün yeni gündemler, yeni çatışma ve kamplaşma vesileleri ihdas edilir. Vatandaş kavga ederken ülke menfaatleri bir bir yok edilir.

Son yıllarda yaşanan sıkıntılar, eleştirileri dikkate almayan tasarruflar, muhalefeti susturmaya yönelik düzenlemeler 28 Şubat'ta demokrasi isteyenlerin aslında ne kadar samimiyetsiz  ne kadar mürai olduklarını bir defa daha gözler önüne serdi. Din istismarcısı çevrelerin bir arada barış içinde yaşamak gibi bir projelerinin olmadığını, olanca iddialarına rağmen devleti ahlakla yönetme meziyetlerinin olmadığını gösterdi. Ya bizdensin ya düşmansın zihniyeti giderek toplumun temellerini kemiriyor. Bizi bir arada tutacak ne varsa hepsi dejenere edildi.

Değerlerini kaybeden bir toplumu hiç bir tutkal birbirine yapıştıramaz. Yönetim tarzından rahatsız olan, dışlanan, ötekileştiren insanların devletle bağı gevşemeye başlar.Çünkü devlet yürütmede somutlaşır. Bugün mevcut yönetim tarzından kaynaklanan  iki önemli sonuç var: bir: vatandaşın dinle olan ilişkisi zayıflıyor. İki, devletle olan bağı aşınıyor.İşte beka sorunu dediğimiz şey bu iki bağın örselenmesinden başka bir şey değildir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.